Senaryosunu, "Freddy vs. Jason" (2003) ve "Friday the 13th" den de (2009) yakından tanıdığımız Mark Swift ve Damian Shannon ikilisi kaleme alırlarken...
Yönetmen koltuğunda da, korku sinemasının, tartışmasız en büyük ve de yaratıcı ustalarından Sam Raimi'nin oturmak da olduğu "Send Help"; komedi tarzdaki unsurlarla desteklenilmiş...
***
"Zayıf ve edilgen" olarak değerlendirilen kadınlar karşısındaki "güçlü" erkek egemen kültür ve imajının...
"Kadın bakış açısıyla", kıyasıya eleştirilerek...
Yerden yere vurulduğu bir intikam hikayesinin gözler önüne serilmesine ilaveten...
***
Gizemini de uzunca bir süre koruyan ve umulanın bütünüyle aksine, bilindik Los Angeles sinema okulu standartları bağlamındaki, net bir korku olarak değerlendirilemese de...
Nereye varacağı da büsbütün belirsiz, şahane nitelikteki bir gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
40 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilerek...
Brüt 76 milyon dolarlık bir hasılat rakamına da erişmiş olan bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Televizyonlardaki, "survivor" programlarına merak sarmış vaziyetteki Linda Liddle'ın (Rachel McAdams) bizzat kendisine...
Başkan yardımcılığı sözü veren mevcut şirket CEO'sunun yerine...
Onun ölümünün ardından...
Oğlu Bradley Preston (Dylan O'Brien), yeni CEO olarak tayin edilir...
***
Ve o da...
Babasının, Linda'ya söz verdiği pozisyona...
Birlik de golf oynadığı, üniversiteden arkadaşı Donovan'ı (Xavier Samuel) getirirken...
Kıdemli yönetici Franklin'in (Dennis Haysbert) baskısıyla da Linda'yı...
Hiç değilse, Donovan'ın yardımcısı yapar...
***
Zira...
Franklin'e göre Donovan kesinlikle...
Şirketin Bangkok projesini, yürütebilecek yetkinlikteki birisi değildir...
***
Neyse...
Sadece 6 aydır şirket çalışanı olan Donovan'ın başkan yardımcılığına tepki duyan...
7 yıllık bir kıdeme sahip durumdaki Linda soluğu aniden...
Bradley'in ofisinde alır...
***
Ama...
Linda'yı, tiksindirici derecede pasaklı ve bir o kadar da asosyal bulan Bradley...
Onu yine de, Franklin'in de önerisine uyarak...
Şirket birleşmesinin görüşüleceği Bangkok'daki toplantılara davet edip...
Nişanlısı Zuri (Edyll Ismail) ile de tanıştırır...
***
Zaten...
Çok geçmez ve şirketin özel uçağıyla...
Donovan'ın ele geçirdiği görüntüler aracılığıyla...
Bradley ile beraber ikisini...
Linda'nın, amatör "survivor"...
Yani hayat da kalma becerisine ilişkin merakıyla dalga geçip, çılgınca kahkahalar atacakları...
Malum yolculuğa da çıkılır...
***
Derken...
Aynı esnada da...
Bir fırtınanın içinden geçilirken...
Bir motor arızası ile karşı karşıya kalan uçak, hızla irtifa kaybetmeye başlar...
Kısmen parçalanan kabinde de ani basınç düşmesi yaşanırken, panikleyen Donovan, Linda'yı boğmaya ve onun koltuğuna yerleşmeye çalışırken...
***
Linda ise kendini korumak amacıyla onu, eline geçirdiği bir çatalın darbesiyle bıçaklayarak...
Başından savuşturur...
***
Böylelikle de...
Donovan ve diğer yolcular ile kabin ekibi, gövdedeki delikten dışarıya fırlarken...
Emniyet kemeriyle bağlı durumdaki Linda ve Bradley, koltuklarında güvende kalır...
Uçak da, kısa süre sonra denize düşerek...
Çarpmanın da etkisiyle parçalanarak, hızlıca suyun derinliklerine iner...
***
Ertesi gün...
Linda, sahiline vurduğu bir ada da uyanır...
Ve şöyle bir bakınmak üzere, etraf da dolanırken de...
Bradley'in de, kendisine benzer bir şekilde...
Kazadan kurtulan...
***
Ve ancak...
Bir buçuk gün sonra uyanıp kendine gelebilen, yaralı bedeninin...
Oralarda olduğunu görür...
***
Ki...
Bu da aslında...
İkisi arasındaki, şirket merkezinde başlayan sürtüşmenin...
Nerede olduğunu bilmedikleri...
Yahut da, şimdilik öyle zannedildiği bir adada da...
Ölümcül bir rekabete dönüşerek sürdürüleceği anlamına gelse de...
***
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 33...
***
Elbette...
Senaryonun da belirlediği kurgu çerçevesinde...
Raimi'nin, yapacağı her bir yeni ve bir o kadar da sıra dışı bir hamle ile...
Adına yakışanı yapıp izleyiciyi şaşırtmaya devam edeceği filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; McAdams ve O'Brien'ın muhteşem vasıftaki performanslarının yanı sıra, ters köşe sürpriz bir finali de bünyesinde barındıran...
80 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,