Kiralık Aile
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,0
Ortalama
Kiralık Aile

Rental Family: İyi Fikir, Kötü Amerikan Filtre

Yazar: Tuğçe Madayanti Şen

2025’in son aylarında vizyona giren ve özellikle Brendan Fraser’ın Oscar sonrası yükselişiyle büyük bir merakla beklenen "Rental Family", ne yazık ki vaat ettiği derinliği karşılayamayan, "kalp ısıtma" çabası içinde kendi potansiyelini tüketen bir yapım. Japonya’da 90’lardan beri var olan “kiralık aile” (rental family) hizmetini merkeze alan film, kağıt üzerinde muazzam bir sosyolojik inceleme fırsatı sunarken, pratikte Hallmark kanalı estetiğine sıkışmış, tekrara düşen Amerikan merkezli bir dramadan öteye geçemiyor.

Disney

Gerçeklik ile Kurgu Arasındaki Uçurum

Filmin en büyük sorunu, Japonya’nın bu çok katmanlı ve bazen karanlık pratiğini, sadece bir duygusal uyanış malzemesi olarak kullanması. Japonya’da bu sektör, sadece yalnızlıkla değil; toplumsal baskı, utanç kültürü ve yüz kızartmama geleneğiyle iç içe geçmiş durumda. 1991’de kurulan Japan Efficiency Corporation’dan, bugün medyanın odağındaki Family Romance’e kadar bu ajanslar, etik gri alanlarda geziniyor. Gerçek hayatta bir aktör, babası olmayan bir çocuğun düğününde yıllarca baba rolü yapabiliyor ya da yaşlı bir çift, sadece bir bebek tenine dokunup torun sevgisi tadabilmek için sahte bir gelin ve torun kiralıyor. Bu hikayeler içinde barındırdığı trajikomik öğelerle, "Yalan üzerine kurulu bir bağ gerçek olabilir mi?" sorusunu sormamızı sağlıyor. Ancak film, bu etik soruları kazımak yerine, ilk 30 dakikada konsepti tüketip kalan 90 dakikayı aynı duygusal tonu pompalamaya harcıyor. Hikaye ilerlemiyor; sadece aynı mesajı farklı açılardan tekrar ediyor.

Filmin benim için belki de en rahatsız edici yönü, Brendan Fraser’ın canlandırdığı Phillip karakteri üzerinden yürütülen "Amerikalı Kurtarıcı" şablonunun modern ve yumuşatılmış bir versiyonunu sunması. Phillip, başlangıçta bu sistemi etik bulmayan, mesafeli ve sorgulayıcı bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Ancak film ilerledikçe, Phillip’in açık yürekli, duygularını dışa vuran ve sarılmacı Amerikan tarzı, Japon karakterlerin duygusal eksikliğini tamamlayan bir ilaca dönüşüyor. Japon karakterler; duygularını bastıran, mesafeli ve adeta bir hidayete ermeye muhtaç kişiler gibi resmediliyor. Yönetmen Hikari’nin Japon kökenli olması bu eleştiriyi tamamen ortadan kaldırmıyor benim için. Zira film, kültürel çatışmada Batı’nın duygusal ifade tarzını açıkça üstün tutuyor. Japon toplumunun binlerce yıllık iletişim kodları birer "engel" gibi gösterilirken, çözüm yine bir Amerikalı karakterin duygusal "aydınlanma" derslerinde bulunuyor. Bir Japon yönetmenin Japonya’yı yabancı bir gözle anlatırken, kimin yolu doğru sorusunun cevabını, gizli bir merkezcilik ile yaratıyor.

Brendan Fraser’ın performansı, şüphesiz filmin tek gerçek dayanağı. "The Whale" ile yaptığı büyük dönüşten sonra Fraser, yine o bildiğimiz içtenliği ve sıcaklığıyla devleşiyor. Ancak iyi bir performans, tekrara dayalı bir yönetmenliği ve derinleşmekten korkan veya beceremeyen bir senaryoyu kurtarmaya yetmiyor. Filmin, izleyiciyi sürekli olarak "Bakın ne kadar yalnızlar, bakın şimdi biraz umut geliyor" diye dürtüyor olması, filmin duygusal dürüstlüğüne zarar veriyor.

Japon Sinemasının Sessiz Gücü

Eğer "Rental Family"nin sunduğu o yüzeysel “iyi hisset" havası sizi de benim kadar irrite ettiyse ve yalnızlık temasının gerçekten nasıl işlenmesi gerektiğini merak ediyorsanız, Japon sineması bu konuda aslında gerçek bir hazine sunuyor. Örneğin Hirokazu Kore-eda’nın "Shoplifters" (Manbiki Kazoku) filmi, kan bağı olmayan "seçilmiş" bir ailenin hikayesini anlatırken, sahte ve gerçek bağlar arasındaki sınırı "Rental Family"nin hayal bile edemeyeceği bir derinlikte sorgulamakta. Yine Kore-eda imzalı "Nobody Knows", terk edilmiş çocukların görünmezliğini yüze çarparken; Kiyoshi Kurosawa’nın "Tokyo Sonata"sı, işsizliğini saklayan bir babanın sahtelik üzerine kurulu aile yapısını karanlık bir gerçekçilikle deşmekte. Naoko Ogigami’nin "Rent-a-Cat" (Rentaneko) filmi ise, yalnız insanlara kedi kiralayan bir kadını anlatarak, "kiralık eşlik" konseptini çok daha samimi ve kültürel dokuya uygun bir yerden yakalamakta. Ve son olarak Oscar ödüllü "Drive My Car" ise yas ve yalnızlığı, bir Amerikalının neşeli müdahalesiyle değil, sessiz ve derin bir insan bağlantısıyla çözmekte.

Sonuç olarak, "Rental Family", ilginç bir çıkış noktasına sahip olmasına rağmen, bu potansiyeli harcıyor. Eğer tatil döneminde izlenecek, düşünmeyi gerektirmeyen, hafif duygusal ve risksiz bir film arıyorsanız, Fraser’ın samimiyeti size yetebilir. Ancak orijinal bir perspektif, kültürel cesaret ve karakter derinliği bekliyorsanız, bu kiralık hikaye sizi tatmin etmeyecektir. Çünkü günün sonunda film, Japonya'yı sadece egzotik bir dekor, yalnızlığı ise sadece bir senaryo aparatı olarak kullanıyor. Belki de bu yüzden, Japonya usulü yalnızlık teması sinemada çoktan miadını doldurmuş gibi hissettiriyor; en azından benim için. Sanırım artık kimsenin yalnızlığı sinemada ilgimi çekmiyor.

Daha Fazlasını Göster