Freddy’nin Pizza Dükkanı’nda Beş Gece 2
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
2,0
Yetersiz
Freddy’nin Pizza Dükkanı’nda Beş Gece 2

Fanların Gücüne Yaslanmak Yetmez

Yazar: Tuğçe Madayanti Şen

Scott Cawthon’un "Five Nights at Freddy"s evreni, 2014’te küçük bir indie oyun olarak doğdu ama kısa sürede internet kültürünün en kalıcı fenomenlerinden birine dönüştü. Bu evrenin neden bu kadar sevildiğini birkaç katmanda okumak mümkün. Oynanışın neredeyse ilkel sadeliği, kameralar, kapanan kapılar, oyuncunun kısıtlı elektrik ve savunma mekanizmalarıyla sabaha kadar dayanma mücadelesi… Beklenmedik derecede bağımlılık yarattı. Üstelik “güvenli korku” estetiği sayesinde kanlı vahşete bulaşmadan genç bir kuşağı içine çekebildi. Chuck E. Cheese benzeri neşeli animatroniklerin karanlık bir tehdit olarak geri dönmesi, seriyi hem sevimli hem rahatsız edici bir ikili tona oturttu.

UIP

YouTube etkisi ise seriyi adeta roketleyen ikinci motor oldu. Markiplier, PewDiePie gibi isimlerin çığlıklı gameplay videoları, oyunu oynamayanların bile izlemeyi bırakamadığı bir dalga yarattı. Uygun fiyat, mobil uyum ve sürekli çıkan devam oyunları hype’ı hiç soğutmadı.

Asıl mıknatıs ise hikaye labirentiydi. Çocuk cinayetleri, kayıp kardeşler, gizli ending’ler, sürekli genişleyen bir mitoloji… İnternet ünlüsü MatPat ve diğer teorisyenler her oyunu devasa bir bulmacaya çevirdi. Çok kişi farkında bile olmadan bu bulmacanın içine çekildi. Freddy, Bonnie, Chica ve Foxy gibi karakterlerin hem tatlı hem tehditkar tasarımları da merch kültürünü patlattı; tişörtler, oyuncaklar, çizgi romanlar, kitaplar ve Funko Pop! figürleri Gen Z’nin retro-fetiş alanına dönüştü. Bir de topluluğun yarattığı kolektif enerji var: Fan art, cosplay, animasyonlar, teoriler… FNAF filminde baş düşman karakteri William Afton’ı canlandıran Matthew Lillard’ın “Star Wars kadar tutkulu bir kitle” demesi boşuna değil.

Scott Cawthon’un kendi mitolojisi de bu sevginin parçası. Başarısız bir oyundan gelen eleştiriyi avantaja çevirip modern bir korku ikonografisi yaratması, FNAF’e “underdog” bir kahramanın hikayesi duygusunu yükledi. Bugün franchise’ın oyun satışları 40 milyonu aşmışken, kitaplar, çizgi romanlar ve neredeyse 300 milyon dolar kazanan ilk film derken, pizzacıdaki bu kabus hala kazandırmaya devam ediyor.

İşte bu zeminin üzerine gelen 2023 yapımı "Five Nights at Freddy’s" filmi, lanetli bir eski pizza dükkanında hayatta kalınan beş gece fikrini genişletmeye çalışan, ama temelde düz bir oyun uyarlaması. Sorun şu ki, bu kadar yüzeysel malzemeye rüya sekansları, aile travmaları ve ciddi bir karakter melodramı eklemek filmin tonunu darmadağın etti. Yazar-yönetmen Emma Tammi ile Scott Cawthon’un “bu hikayeyi ne kadar ciddiye almalıyız?” sorusunda kararsız kalması, izleyiciye doğrudan sirayet etti. Çocukluk travmalarından karikatürize çocuk filmi saçmalıklarına uzanan zikzaklı ton, zaten zayıf olan gizemin üzerine gereksiz bir ağırlık bindirdi. Katil animatronikler üzerine kurulu bir filmin bu kadar yorucu olması neredeyse ironik.

Hikaye Mike’ın (Josh Hutcherson) Freddy Fazbear’s Pizza’da güvenlik görevlisi olarak işe başlamasıyla açılıyor. Bir yandan kayıp kardeşinin gerçeğini rüyalarda araması, bir yandan küçük kız kardeşine bakmaya çalışması… Ancak bu kadar içsel ıstırap, filmin eğlenceli olma ihtimalini gölgeledi. PG-13 sebebiyle sansürlenen ölüm sahneleri gerilimi daha da öldürdü. Tammi zaman zaman rafine bir yönetmenlik amaçlamış olsa da senaryodaki çatlaklar her sahneden taşıyordu. Özetle, çok diyalog, az dehşet, bol kafa karışıklığı.

Ve işin ilginç tarafı, biz eleştirmenlerin yerden yere vurduğu bu film, gişede 297 milyon dolara ulaştı. Çünkü film kendini genel izleyiciye değil, sadece ve sadece hayranlara teslim etti. Nostalji, düşük beklenti ve “güvenli korku” birleşince genç kitle için film bir “comfort-horror”a dönüştü. Üstüne bir de zekice yürütülen pazarlama stratejisi, Halloween vizyon tarihi, pizza kutulu viral kampanyalar, TikTok klipleri eklenince film, kalitesinden bağımsız şekilde bir “event movie” haline geldi. Fandom filmi “kötü ama bizim” diyerek sahiplendi. Bu sahiplenme onu zirveye taşıdı. İlk film tam da bu nedenle tutmuştu.

Ve serinin 2. filmi…

Ve şimdi, tüm bu birikmiş beklentinin ardından "Five Nights at Freddy’s 2" vizyonda. İlk film gişede kazandı ama taraftarların gerçek talebi açıktı: Daha karanlık bir atmosfer, daha tutarlı bir hikâye ve oyunlardaki gizemin beyaz perdede nihayet hakkının verilmesi... Devam filminin bu sözleri tutup tutmadığı ise tartışmalı. Çünkü Freddy Fazbear’s Pizza’daki o doğaüstü kabustan bir yıl sonra geçen hikâye, kasabayı Fazfest’e hazırlayan parlatılmış bir efsaneyle açılıyor; ama bu parlaklığın altındaki çatlaklar daha ilk dakikalarda görünmeye başlıyor. Mike ve Vanessa’nın, Abby’den animatroniklerin gerçek akıbetini saklaması, küçük kızın kaçarak eski dostlarıyla yeniden iletişim kurması ve bunun tetiklediği karanlık sırların açığa çıkması… Kâğıt üzerinde gerilimi beslemesi gereken tüm köprüler burada, ama film bunları birbirine bağlayacak sağlam bir yürüyüş yolu kuramıyor.

Sorun şu, "Five Nights at Freddy’s 2" hayranlara öylesine aşırı hizmet etme telaşına kapılmış ki, senaryosunu adeta “fan teorilerinden” çekip birleştirmiş gibi duruyor. Oyunların zaten karmaşık olan hikâye arka planı daha da içinden çıkılmaz bir hale dönüşüyor; özellikle The Marionette’e dair köken anlatısı neredeyse mantık dışı. Vanessa’nın rüyaları ve iç çatışmaları gelişigüzel, karakterin dramatik yükü havada kalıyor. Konuya hâkim olmayan izleyicinin filmin içinde kaybolması kaçınılmaz, hatta ilgisi olanların bile “neden böyle oldu?” diye sorduğu sahneler çoğalmış. Bütün bunların altında da Emma Tammi’nin yönetmenlik becerisi eziliyor; ilk filmde kurduğu atmosferi taşıyabilecek bir potansiyel var ama Cawthon’ın dağınık, tutarsız senaryosu filme sürekli çelme takıyor.

Oysa parlayan taraflar da yok değildi. Jim Henson’s Creature Shop’ın yeni animatronikleri şahane, hem tasarımsal hem fiziksel olarak; ilk filme göre kalite uçmuş, pratik efektler nostaljik bir gerçeklik katıyor. Jump scare’lar, özellikle güvenlik ofisi sekansları, oyunun ritmini sinemaya başarıyla aktarıyor. Easter egg’ler ve cameo’lar da yerli yerinde. Ama mesele şu: Bütün bu görsel ve teknik meziyetler, kötü yazılmış bir senaryonun sırtındaki yükü hafifletmeye yetmiyor. Parlak detayların arasına sıkışmış büyük bir eksiklik var: anlatı.

Ve açık konuşmak gerekirse, bu kadar sadık, bu kadar ateşli bir hayran kitlesi bundan çok daha iyisini hak ediyordu. Çünkü bu film, “hayran memnuniyeti” adına o kadar çok sağa sola göz kırpıyor ki kendi hikâyesini kurmayı unutuyor. Yeni izleyiciyi kazanmıyor, eski izleyiciyi de tatmin etmiyor; yalnızca onlara bildik parçaları geri atıyor. Üçüncü film için Cawthon’ın yerini profesyonel bir senariste bırakması şart. Kendisinin geçmişte oyunlardan fan baskısıyla uzaklaştırıldığını düşünürsek, benzer bir müdahalenin sinema uyarlamaları için de kaçınılmaz olduğu açık.

Son kertede "Five Nights at Freddy’s 2", kaçırılmış bir fırsat. Parlak animatronikler, enerjik sahneler, iyi yakalanmış estetik detaylar… Hepsi var. Ama bunların üstünde yükselmesi gereken şey, tutarlı bir hikâye, yok. Film, sadık kitlesini elbette memnun edebilir; zaten onların sevgisi koşulsuz. Fakat daha geniş bir izleyici için, ya da gerçekten sağlam bir devam filmi hayal edenler için sonuç hayal kırıklığı. Bir seriyi ayakta tutması gereken şey heyecan değil sadece; o heyecanın altındaki iskelet. Burada o iskelet yok. Film, franchise’ın gücüne yaslanarak ayakta durmaya çalışıyor; başka herhangi bir seri olsa çoktan yok olurdu. Kısacası, "FNAF 2" iyi olmak istiyor, olabileceğini de hissettiriyor, ama attığı her doğru adımı senaryosunun dağınıklığıyla boşa harcıyor. “Beğenmek istedim… ama zor” dedirten tipik bir hayal kırıklığı.

Daha Fazlasını Göster