Ben Bir Yabancıydım
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,5
İyi
Ben Bir Yabancıydım

“Yabancı Kim?”

Yazar: Onur Çakmak

Bilinen tarih boyunca insanlar çeşitli nedenlerden dolayı yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldı. Doğal afetler, salgınlar, konar göçer davranışlar ve elbette savaşlar. Yurdunu terk etme gerekçeleri listesinin başında, çoğunlukla orada yaşayan sıradan bir insanın (sivilin) iradesini örneğin bir doğal afete kıyasla, -bilhassa da bu sahada çalışılırken öncelik verilmeyen- sosyolojik ve antropolojik çerçevelerden bakıldığında fazlasıyla aşarak gerçekleşen savaşlar geliyordur. Ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte yakın tarihte sıkça karşımıza çıkan, farklı coğrafyalarda “iç savaş” olarak adlandırdığımız mikro kıyametlerin, nedenleri ve sonuçlarıyla asla tekil olarak değil evrensel olarak değerlendirmesi gerektiği konusunda aklı selim her bireyin ortak kanaate sahip olduğunu düşünebiliriz. Çünkü savaş fenomeninin hem her birimizin hem de toplumlar üzerindeki dönüştürücü, bazen de yabancılaştırıcı etkileri yadsınamaz.

Angel Studios

Savaşlar ve çıktılarından bahsettiğimizde kuşkusuz bu kaotik iklimlerin içinde en çok horlanan grupların başında mülteciler ve sığınmacılar geliyor. İlk gösterimini 2024’te 74. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yapan ve ismini İncil’den alan (Matthew 25:35) “I Was A Stranger”, Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaşı arka planına yerleştirip, ilk bakışta birbirine benzemez görünen beş karakter üzerinden bu savaşın mülteciler özelinde günümüzde de süregelen etkilerini yoğun bir anlatıyla izleyicisine sunuyor. Bunu yaparken, merceğine aldığı oldukça çetrefilli meseleyi de hesaba katarak, yönetmen Brandt Andersen’in ilk uzun metraj filmi için tesirli bir iş ortaya çıkardığını söyleyip bir yandan da Andersen’in anlatısının gücünü nereden aldığını ve hangi noktaları görmezden geldiğini açıklamak gerekiyor.

Filmin epizodik yapısında omurgayı oluşturan karakterlerden ilki, Yasmine Al Massri. Aynı zamanda beş karakterin birbirinin içine geçmiş hikayeleri arasında başlangıç noktası. Prolog olarak gördüğümüz kısımda iç savaştan kaçarak geldiği 2023 Amerika’sında bir hastanede asıl mesleği olan doktorluk değil, hademelik yapıyor. Yine prologda Evil May Day’e atıfla Shakespeare’i ve günümüz faillerinden Trump’ı arka arkaya ekranda görüyoruz. 8 yıl önceye bombalar altındaki Halep’e döndüğümüzde, Massri’nin karakteri Doktor Amira ve kızı her şeye rağmen hayatın akışındaki rutinleri yaşamaya çalıştığı sırada Andersen ilk kez kameranın camına vurup izleyici “yabancılar” için savaş halinin en sıradan haliyle ne kadar korkunç olduğunu göstermek istiyor. Filmin en mahir olduğu yanı, 104 dakika boyunca dinamik kamera hareketleri, Nick Chuba imzalı müzikleri ve ışık kullanımıyla yer yer kurgudan belgesele meylederek seyircisini odağında tutmak istemesi. Yapımın görüntü yönetmenliğini üstlenen Jonathan Sela, bu başarının mimarlarından bir diğeri.

Doktor Amira ve kızı Rasha’nın (Masha Daoud) yolları, enkaza dönen evlerinden sağ kurtulup ülkelerinden kaçmaya çalışırlarken Baas rejiminin askeri Mustafa’yla kesişiyor. Yer aldığı bir infazdan sonra ikileme düşen, kafası karışan askeri Yahya Mahayni başarıyla canlandırıyor. Hikayenin ikinci bölümünü onun gözüyle izliyoruz. Mustafa, harabeye dönmüş evlerinin içinde muhaliflerin yanında saf tutan babasıyla tartışırken iyi ve kötüye dair kavrayışımız bulanıklaşıyor, kimliklerin salt hayatta kalma dürtüsüyle birbirine geçtiği haller zihnimizi kurcalıyor. Doğal olarak bu karmaşayı en yoğun şekilde Mustafa ve üçüncü bölümdeki insan kaçakçısı Marwan’ı (Omar Sy) izlerken yaşıyoruz. Mustafa, beraberindeki Amira ve Rasha’yla Marwan’a ulaşıyor.

Marwan’ı takip ettiğimiz bölüm Türkiye’de, İzmir’de geçiyor. Beş karakterin içinde, ilk bakışta kötülüğü en fazla taşıyan kendisi. Mülteci kampındaki çadırlarından kaçan insanlara umut tacirliği yapıp paralarını alıyor, son derece bencil. Onun da kendi sebepleri var. Hasta bir çocuğu olması ve onun geleceğini kurtarmak adına çıkmayı hedeflediği Amerika yolculuğu Marwan üzerinden bir kaçakçıyı tamamen aklamasa da hikayeye özel bir katman eklemeyi başarmış. Omar Sy’ın da bu etkinin ortaya çıkmasında üzerine düşeni iyi yaptığı söylenebilir.

Dördüncü bölümde İzmir’deki çadırlarından kaçarak Marwan’la temas eden bir ailenin babasını, “şair” Fathi (Ziad Bakri) karakterini görüyoruz. Dört ana karakter bu noktada, gecenin karanlığında şişme bir botla Yunanistan’a geçmeye çalışırken bir araya geliyor. Fathi, ailesini bir arada tutabilmek için çabalayan, her şeyi göze almış bir baba. Başka bir çocuğun hayatı için aslında kendi hayatını riske atan Marwan’ın karşısında Fathi’nin ikinci bir şansı dahi yokken, çaresizliğin dördünün de tüm tercihlerine sirayet edişini izliyoruz. Yola çıktıkları bot açık denizde Yunanistan sularına girdiğinde onları karşılayan beşinci ve son bölümün “kahramanı” kaptan Stavros (Constantine Markoulakis) oluyor. Sahil Güvenlik Ekibi’nin başındaki kişi olan Stavros’un özellikle ailesiyle olan sahnelerde, ekibiyle yaptığı sohbette vicdanını nasıl pusula ettiğini ve 1 kişiyi dahi arkada bırakmamak için canhıraş bir şekilde çabaladığını görüyoruz.

Film buraya kadar karakterlerine açtığı alan ve teknik maharetleri sayesinde var ettiği gücünü, Stavros ve ekibinin mültecileri kurtarmaya çalıştığı sahneye deyim yerindeyse boca ediyor. Yönetmen Andersen’in burada biraz uzun ve ağdalı bir sekansı neden tercih ettiğini sorgulamak mümkün. Zira tüm anlatı başlarına gelen felaketle kendilerine ve topraklarına yabancılaşan insanları başarılı bir şekilde bizlere aktarıyor ancak filmin daha fazlasına yani umudun neden devam ettiğiyle ilgili bir sözü olacaksa, bunu gerçek sorumlulara neredeyse hiç dokunmayıp ontolojik ve estetik bir yerden kurmuş olması kolaycılığa kaçmak oluyor. Film kapanışında, hikayeye dahil olan herkesi başlarına gelenlerle birlikte gösteriyor. Ve kamerasını yine Amerika’ya, Doktor Amira’ya çeviriyor. Dünyanın her yerinde mülteciler hakkında yerleşmiş sayısız önyargıya karşılık, Andersen’in yabancılaşmadan alıkoymak istediği izleyicisi için son bir sözü var. “I Was A Stranger”, günün sonunda doğru soruyu sordurabilecek kadar güçlü bir ifade.

Daha Fazlasını Göster