En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacıgil
Takipçi
2.340 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
31 Temmuz 2025 tarihinde eklendi
Senaryosunu da kaleme alan Ryan Coogler'ın yönetmen koltuğunda oturmakta olduğu "Sinners"; müzikten mistisizme, ırkçılıktan dine kadar hemen her konuya değinilen...
Ve biraz uzun da tutulduğu görünen süresine rağmen...
Sıkılmadan seyredilen, destansı bir dönem draması olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz, 90 milyon dolarlık bütçesinin de sağladığı avantajla...
Yeşil perde ve görsel efekt teknolojileriyle başarılı makyaj uygulamalarının yanı sıra zorluk derecesi yüksek sahnelerindeki koordinatörlüklerini; Tim Bell, Andy Gill ve Eric Stratemeier'in üstlendikleri, dublör oyuncuların performanslarına yaslanılarak çekilen...
Ve nihayetinde de...
Brüt 341,1 milyon dolarlık bir hasılat rakamı ile de...
Yapımcılarına büyük paralar kazandıran post-prodüksiyon harikası bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
- Clarksdale, Mississippi, 16 Ekim 1932 -
Otomobilini...
Hali hazırda içeride bir ayin düzenlenen kilisenin önüne park eden...
Suratı yara bere içindeki Sammie "Vaiz Oğlan (Preacher Boy)" Moore (Miles Caton)...
Elindeki kırık gitar sapıyla...
Kapıyı açıp öylece içeriye daldığında...
Babası da olan kilisenin papazı Jedidiah Moore (Saul Williams) oğlundan...
Günah işlemeyi bırakmasına dair...
Cemaatinin ve annesi Ruthie'nin (Andrene Ward-Hammond) önünde yemin etmesini ister...
***
- Bir gün önce -
Chicago'dan temelli olarak çıkıp...
Doğup büyüdükleri kasabaları Clarksdale'e geri dönen Elijah "Smoke" Moore ve Elias "Stack" Moore (Michael B. Jordan) adlı ikizler...
Sahibi olduğu kereste fabrikasının binası ile ekipmanlarını...
Yerel Ku Klux Klan (KKK) lideri Hogwood'tan (David Maldonado)...
Şimdilik nereden ve nasıl buldukları bilinmeyen bir çanta dolusu nakit para karşılığında...
Yani ücreti mukabilinde satın alır...
***
Ve...
Bundan böyle de ona...
Kendisi dahil...
Hiçbir KKK mensubunun...
Bu araziye girmemesi hususundaki...
Gerekli uyarılarını da yapmalarının ardından...
***
Kuzenleri blues müzik sevdalısı Sammie'yi...
Gitarıyla birlikte otomobillerine bindirip...
Yola koyulsalar ve ormanlık bir arazide durduklarında...
***
İkizlerden Smoke...
Kendilerinden ayrılıp...
Arazide, kamuflaj bir biçimde gizledikleri yük dolu bir kamyonla kasabaya vardığında...
***
Göz kulak olması amacıyla...
Park ettiği kamyonu...
Sadece kornaya basarak kendisini uyaracak olan genç bir kıza (Aadyn Encalarde) emanet edip...
***
Kereste fabrikasından bir eğlence mekanına dönüştürüp...
Akşama açılışını yapacakları Juke Club isimli taverna için...
Toplu yiyecek ve içecek siparişi vermek gayesiyle...
Doğrudan soluğu...
Kasada küçük Lisa Chow'un (Helena Hu) durduğu Bo Chow'un (Yao) marketinde alırken...
***
Aynı esnada...
Arzuladıkları müziğin yalnızca Sammie ile icra edilemeyeceğinin farkında olan Stack...
Piyanist Delta Slim (Delroy Lindo) ile kapıda güvenlik görevlisi olarak bekleyecek...
Çam yarması kıvamındaki Cornbread'i de (Omar Benson Miller) ayarlamanın peşindedir...
***
Ki bu arada işin...
Mutfak faslıyla da ilgilenen Smoke...
Kendisinden tavernada yemek yapmasını isteyeceği...
Yıllardır görmediği...
Bir kök büyücüsü de olan karısı Annie'yi (Wunmi Mosaku) ziyaret etmeyi de unutmaz...
***
Ama derken mevzuya...
İrlandalı vampir Remmick (Jack O'Connell) ile onun vampire dönüştürdüğü karı koca Joan (Lola Kirke) ve Bert'de (Peter Dreimanis) dahil olur...
***
Hem de...
Juke Club'ın kapılarını...
Çılgınca içip eğlenen...
Pırıl pırıl kıyafetler içindeki konuklarına açtığı...
Ve bu konuklara...
Tüm diğerlerinin aksine bir beyaz olan Mary'nin de (Hailee Steinfeld), sürpriz bir şekilde katıldığı akşamın tam da ilerleyen saatlerinde...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 47...
***
Vampirler ile KKK'nın sebep olacağı...
Ziyadesiyle kanlı aksiyon ve gerilim damgasını vururken...
İzlemeyi bitirdiğimizde...
Neredeyse ilk yarısını tamamladığımız 2025 yılının en iyilerinden biri olduğunu teslim etmemiz gerektiğini de anladığımız filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; 90 dakikalık görsel bir şölen daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Coogler’ın görsel üslubu, sinematografi, set tasarımı, ışık-gölge oyunu çok etkileyici. Mississippi’nin kasveti, 1930’ların atmosferi, hem dönem filmi tadı veriyor hem de korku/doğaüstü öğelerle karanlık bir malzeme sunuyor. Blues müziği, Hoodoo inancı gibi kültürel unsurlar müziğe / ses tasarımına iyi işlenmiş. Ludwig Göransson’un skoru ve film içindeki müzikal parçalar filme ruh kazandırıyor.
Sinners, vampir korku filmi olmasının ötesine geçiyor – drama, tarihsel bağlam, toplumsal eleştiri, müzik ile harmanlanmış; klasik vampir klişelerine sadece korku öğesi gözüyle değil, kültürel miras, ruhsal yara, aile bağları açısından da yaklaşmış. Vampir korku filmi bekleyen izleyiciler için belki dramatik ya da müzikal öğelerin bazıları “fazla” gelebilir. Beklentisini sadece korku-gerilim yönünde tutan biri, filmdeki toplumsal yorumlar, müzik geçişleri ve dramatik ağırlık nedeniyle “vampir filmi”nden beklediği türden saf bir korku olmaması nedeniyle kararsız kalabilir.
Benim görüşümce film, kusurlarına rağmen çok başarılı; türler arası geçişleri göze alabilen, özgün bir anlatı isteyen izleyici için kesinlikle izlenesi.
Çok fazla farklı türün karması olduğu için klasik korku filmlerinden çok farklı. Önce gerçekten karakterleri tanıyıp atmosferin içine giriyorsunuz. Korku ögeleri filmin ortasından sonra başlamaya başlıyor ve çok fazla değil. Fakat karakterlerle empatiyi öyle güzel kurduruyor ki karakterler için endişelenmeye ve gerilmeye başlıyorsunuz. Filmin genel olarak Özgürlük nedir, nasıl elde edilir ve gerekli midir sorularını çok güzel irdelediğini düşünüyorum
Film beklediğim gibi değildi ve beni sarmadı ilk yarım saati zor geçirdim. Film atmosferi biraz farklı ve tuhaftı. Bazıları film sona doğru açılıyor diyor ama o zamanda ne anlamı var ki o yüzden keyif alamadım ancak belki farklı bir zamanda farklı bir ruh hali izlesem o zaman sevebilirdim. Siz yine de bir şans verin eğer konusu ilginizi çekiyorsa belki seversiniz.
Son aylarda övgü seline tutulmasına rağmen Sinners benim için beklentiyi karşılamadı. 1932 Mississippi’de geçen hikâye, iki kardeşin (ikisini de Michael B. Jordan canlandırıyor) suç dolu geçmişlerini bırakıp bir juke joint kurma hayali üzerinden ilerlerken, ırkçılık ve din temalarıyla örülü bir vampir anlatısına evriliyor. Kâğıt üzerinde cesur ve “tür kıran” bir fikir; dönem atmosferi, KKK tehdidi, blues kültürü ve folklorik öğeler aynı potada buluşuyor. Fakat bu harman bende duygusal bir bütünlük yaratmadı.
Filmin güçlü yanlarını görmezden gelmek zor: Autumn Durald Arkapaw’ın görüntü yönetimi özellikle gece dış mekânlarda etkileyici; Ludwig Göransson’un blues’a yaslanan müzik kullanımı da dönem duygusunu taşımada başarılı. Yapım ölçeği, dönem tasarımı ve Ryan Coogler’ın iddialı tercihleri sinemasal bir vizyonu net biçimde gösteriyor. Yine de bu estetik ve üretim değeri, hikâyedeki dalgalı ritmi ve kopuk tondaki geçişleri benim açımdan telafi edemedi.
Asıl sorun, türler arası geçişlerin (tarihsel dram → gotik korku → aksiyon) yeterince akıcı olmaması. Karakter motivasyonları özellikle yan karakterlerde yüzeyde kalıyor; bazı sahneler görsel olarak parlak olsa da anlatıya katkısı zayıf ve gereksiz uzuyor. Filmin temposu ilk bölümde vaatkâr, orta kısımda dağınık, finalde ise aceleci hissettirdi. Bu yüzden geniş övgü alan “büyük fikir” bende duygusal karşılık bulmadı; merak duygum sahne sahne sönümlendi.
Performanslara gelirsek: Jordan’ın ikiz kardeşlerdeki nüanslı ayrımları yer yer etkileyici; Wunmi Mosaku ve Jack O’Connell’ın sahneleri de dikkat çekiyor. Yine de anlatı ağırlığının çoğu Jordan’ın omuzlarına yığılınca, yan karakterlerin potansiyeli açılmadan kapanıyor. Bu tercih, filmin “topluluk hikâyesi” olma şansını törpülemiş.
Neden bu kadar övgü aldı? Çünkü Sinners tür sinemasına taze bir siyasi-tarihsel doku, Afro-Amerikan mitolojisine saygılı bir yaklaşım ve büyük stüdyo ölçeğinde “riskli” bir vizyon getiriyor; eleştirmenlerin bunu takdir etmesi anlaşılır. Fakat aynı nedenler—özellikle tür karması ve anlatı cüreti—seyircide bölünmeye de yol açıyor. Ben o övgülerin aksine, etkileyici anlar barındırsa da bütün halinde tutarlı ve tatmin edici bir film izleyemedim. Puanım: 6/10
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.