Ortalama puan
3,2
4 Puanlama
5
0 Eleştiri
4
1 Eleştiri
3
0 Eleştiri
2
1 Eleştiri
1
0 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
Filtrele:
Hepsi
Digger: Vurdumduymaz Dünya için Aptala Anlatır Gibi
Digger tartışmasız bir taşlama. Karakterleri, diyalogları ve olay örgüsü, gerçekliğin gülünç yansımalarından ibaret. Yönetmen, zaten bildiğimiz gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor; üstelik bize aptalmışız gibi anlatıyor. Hatta bir noktada, metaforlarından birinin anlamını bir karakterin ağzından açıkça dile getirerek anlamama ihtimalimize karşı hiçbir şeyi şansa bırakmıyor. Belki de bu, filmin en sarsıcı mesajlarından biri: tanık olduğu her şey karşısında edilgen kalan seyirciye yöneltilmiş bir meydan okuma.
Yönetici sınıfın uzmanları dinlemeyi reddetmesi ve devasa bir buz kütlesini kitle imha silahlarıyla yok etmeye kalkışmanın akıl almaz cüreti, filmdeki gülünç ama bir o kadar da rahatsız edici biçimde tanıdık absürtlüklerden yalnızca ikisi. Uçakların yer aldığı sahneler de Stanley Kubrick’in Dr. Strangelove filmine bir saygı duruşu niteliğinde.
Film, adeta bir söylemler sağanağı. Konusu ve karakterleri tanıdık; bu kadar bilindik bir alanı yeniden ele alırken film zaman zaman tekdüzeleşiyor. Yine de güçlü sinematografi ve etkileyici oyunculuklar ilk yarıyı sürüklüyor. İkinci yarıdaki parlamento konuşması sahnesine geldiğinizde ise film sizi içine almaya başlıyor. Bu sahnede hem dünyada yaşanan felaketler karşısındaki ortak sorumluluğumuz hem de bu felaketlerden sorumlu olanların, hep aynı bildik söylemlere başvurarak kendilerini haklı çıkarma yönündeki utanmazca çabaları canlandırılıyor. Filmin bir noktasında diyalektik bir soru ortaya atılıyor: Gerçekliğin bütün vahşetiyle perdeye yansıtılması, onu normalleştirme riski mi taşıyor, yoksa sinema bu gerçeklerle yüzleşmemizi ve onlar üzerine düşünmemizi sağlayabilir mi?
Dünyayı geri dönülmez bir felaketin eşiğine sürükleyen sondaj faaliyetlerinin sahibi petrol şirketi patronunun torunu, dijital çağda muazzam bir gücü elinde tutan yeni nesli temsil eden, görünüşte dost canlısı genç bir adam ve sahnelenen oyunun yapımcısı olarak resmediliyor. Oyunun ismi ise yine bir kelime oyunu: “Fosil Aptalları”. Film bu yönüyle, bir zamanlar fosil yakıt endüstrisinin yönettiği dünyanın yerini dijital ekonominin egemen olduğu bir dünyaya bırakıyor gibi görünse de temel güç ilişkilerinin değişmediğini öne sürüyor. Bayrak bir nesilden diğerine geçiyor, ama düzen özünde aynı kalıyor.
Yönetmen, film ilerledikçe katman katman açığa çıkan, oyunbaz bir anlatı yapısı kuruyor. spoiler: Başta, aşırıya kaçan bir film izlediğinizi düşünüyorsunuz. Sonra bir film setinde olduğunuzu fark ediyorsunuz. Ardından, o ana kadar izlediğiniz her şeyin aslında bir tiyatro oyununun provası olduğunu anlıyorsunuz.
Bu sırada oyuncuların oyun içindeki karakterlerine girip çıkmaları, performanslarını izlemeyi daha da ilgi çekici kılıyor. Özellikle Tom Cruise’un oyunculuğu etkileyici.
spoiler: Son perdede, oyunun son sahnesini izleyip her şeyin bittiğini düşündüğünüz anda bir katman daha açılıyor: yaşananların aslında gerçek olduğunu keşfediyorsunuz. Ama son bir katman daha var. Film sona ererken yapılan bir anons, seyirciye nihai mesajını iletiyor: birazdan geri dönecekleri dünya, filmin başından beri anlattığı dünyanın ta kendisi ve artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmiş durumda.
Digger herkesin seveceği bir film değil. Eğlenmek, hoşça vakit geçirmek ya da bir felaket filmi izleyerek rahatlamak istiyorsanız muhtemelen beğenmeyeceksiniz. Film, adeta bir mesajlar sağanağı, neredeyse bir bildiriler bombardımanı ve bu yönüyle oldukça didaktik bir film bulunma riski taşıyor. Ancak bütün katmanları sonunda açığa çıktığında, başından beri izlediğimiz şeyin aslında tek başına bir manifesto olduğunu anlıyorsunuz.
Bu, vurdumduymaz bir dünyayı uyandırma çabası: Film güldürerek, gerçekleri yüzüne çarparak, hatta aptal yerine koyarak izleyicisinin rahatını bozmaya çalışıyor. Bu, yönetmenin bir sanat formunu sınırlarına kadar zorlayarak insanı sarsma ve farkındalığa uyandırma çabası.
Digger tartışmasız bir taşlama. Karakterleri, diyalogları ve olay örgüsü, gerçekliğin gülünç yansımalarından ibaret. Yönetmen, zaten bildiğimiz gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor; üstelik bize aptalmışız gibi anlatıyor. Hatta bir noktada, metaforlarından birinin anlamını bir karakterin ağzından açıkça dile getirerek anlamama ihtimalimize karşı hiçbir şeyi şansa bırakmıyor. Belki de bu, filmin en sarsıcı mesajlarından biri: tanık olduğu her şey karşısında edilgen kalan seyirciye yöneltilmiş bir meydan okuma.
Yönetici sınıfın uzmanları dinlemeyi reddetmesi ve devasa bir buz kütlesini kitle imha silahlarıyla yok etmeye kalkışmanın akıl almaz cüreti, filmdeki gülünç ama bir o kadar da rahatsız edici biçimde tanıdık absürtlüklerden yalnızca ikisi. Uçakların yer aldığı sahneler de Stanley Kubrick’in Dr. Strangelove filmine bir saygı duruşu niteliğinde.
Film, adeta bir söylemler sağanağı. Konusu ve karakterleri tanıdık; bu kadar bilindik bir alanı yeniden ele alırken film zaman zaman tekdüzeleşiyor. Yine de güçlü sinematografi ve etkileyici oyunculuklar ilk yarıyı sürüklüyor. İkinci yarıdaki parlamento konuşması sahnesine geldiğinizde ise film sizi içine almaya başlıyor. Bu sahnede hem dünyada yaşanan felaketler karşısındaki ortak sorumluluğumuz hem de bu felaketlerden sorumlu olanların, hep aynı bildik söylemlere başvurarak kendilerini haklı çıkarma yönündeki utanmazca çabaları canlandırılıyor. Filmin bir noktasında diyalektik bir soru ortaya atılıyor: Gerçekliğin bütün vahşetiyle perdeye yansıtılması, onu normalleştirme riski mi taşıyor, yoksa sinema bu gerçeklerle yüzleşmemizi ve onlar üzerine düşünmemizi sağlayabilir mi?
Dünyayı geri dönülmez bir felaketin eşiğine sürükleyen sondaj faaliyetlerinin sahibi petrol şirketi patronunun torunu, dijital çağda muazzam bir gücü elinde tutan yeni nesli temsil eden, görünüşte dost canlısı genç bir adam ve sahnelenen oyunun yapımcısı olarak resmediliyor. Oyunun ismi ise yine bir kelime oyunu: “Fosil Aptalları”. Film bu yönüyle, bir zamanlar fosil yakıt endüstrisinin yönettiği dünyanın yerini dijital ekonominin egemen olduğu bir dünyaya bırakıyor gibi görünse de temel güç ilişkilerinin değişmediğini öne sürüyor. Bayrak bir nesilden diğerine geçiyor, ama düzen özünde aynı kalıyor.
Yönetmen, film ilerledikçe katman katman açığa çıkan, oyunbaz bir anlatı yapısı kuruyor. spoiler: Başta, aşırıya kaçan bir film izlediğinizi düşünüyorsunuz. Sonra bir film setinde olduğunuzu fark ediyorsunuz. Ardından, o ana kadar izlediğiniz her şeyin aslında bir tiyatro oyununun provası olduğunu anlıyorsunuz.
Bu sırada oyuncuların oyun içindeki karakterlerine girip çıkmaları, performanslarını izlemeyi daha da ilgi çekici kılıyor. Özellikle Tom Cruise’un oyunculuğu etkileyici.
spoiler: Son perdede, oyunun son sahnesini izleyip her şeyin bittiğini düşündüğünüz anda bir katman daha açılıyor: yaşananların aslında gerçek olduğunu keşfediyorsunuz. Ama son bir katman daha var. Film sona ererken yapılan bir anons, seyirciye nihai mesajını iletiyor: birazdan geri dönecekleri dünya, filmin başından beri anlattığı dünyanın ta kendisi ve artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmiş durumda.
Digger herkesin seveceği bir film değil. Eğlenmek, hoşça vakit geçirmek ya da bir felaket filmi izleyerek rahatlamak istiyorsanız muhtemelen beğenmeyeceksiniz. Film, adeta bir mesajlar sağanağı, neredeyse bir bildiriler bombardımanı ve bu yönüyle oldukça didaktik bir film bulunma riski taşıyor. Ancak bütün katmanları sonunda açığa çıktığında, başından beri izlediğimiz şeyin aslında tek başına bir manifesto olduğunu anlıyorsunuz.
Bu, vurdumduymaz bir dünyayı uyandırma çabası: Film güldürerek, gerçekleri yüzüne çarparak, hatta aptal yerine koyarak izleyicisinin rahatını bozmaya çalışıyor. Bu, yönetmenin bir sanat formunu sınırlarına kadar zorlayarak insanı sarsma ve farkındalığa uyandırma çabası.
Tom Cruise var ayrıca film için verilen puanlara da baktım ve güzel bir film izlerim umuduyla bilet aldım.
Sonuç tam bir hayal kırıklığı!
Konu çok basit, işleyiş çok basit yani sıradan bir film.
Tom Cruise filmin bir anında kısacık bir performans sergiliyor ama o da filmi kurtarmaya yetmez.
Sonuç:Keşke gitmeseydim.
Sonuç tam bir hayal kırıklığı!
Konu çok basit, işleyiş çok basit yani sıradan bir film.
Tom Cruise filmin bir anında kısacık bir performans sergiliyor ama o da filmi kurtarmaya yetmez.
Sonuç:Keşke gitmeseydim.
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler