Müthiş Eleanor
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,0
Ortalama
Müthiş Eleanor

Yalan da olsa hoşuma gidiyor!

Yazar: Banu Bozdemir

Eleanor The Great / Müthiş Elenaor filminde iki odağımız var. Birisi 97 yaşındaki gerçekten de muhteşem June Squibb, (geçen sene Thelma filmindekine benzer bir enerji) diğeri de filmin yönetmenliğini üstlenen Scarlett Johansson. İlk defa 1959 yılında Ethel Merman’ın Gipsy müzikalinde striptizci Electra rolüyle Broadway’de sahneye çıkan Squibb, bu filmde her zaman sempatik olmayan, hatta zorba bir karaktere hayat verirken yine çok iyi! Ama filmin ‘holokost’ altyapısı yine mi dedirtiyor, bazen bilerek mi yapılıyor, soykırım her şekilde karşımıza çıkartılıyor demekten kendimi alamadım izlerken! Oysa hikaye yaşlı bir kadının yalnızlığı ve annesini çok yeni kaybetmiş bir kızın acısını bir potada buluşturarak, bir nevi alçı görevi görebilirdi. Eleanor, oda arkadaşı Bessie’nin (Rita Zohar) acı dolu geçmişine sahip çıkıyor ama onu anlamaktan uzak bir duruş sergiliyor çoğu zaman. Aslında onun hikayesine tesadüfi sahip çıktığını film boyunca hissettiriyor.

Bir Film

İlk defa uzun metrajlı bir film senaryosu yazan Tory Kamen, inişli çıkışlı senaryosunda bizi Eleanor’un ölümden çok yalnız kalma korkusuyla yüzleştiriyor, oda arkadaşı Bessie ölünce arasının çok da iyi olmadığı kızının evine taşınıyor, neyse ki torunuyla arası iyi! Film, Eleanor’u karanlık sulara sokuyor, orada debelenmesini sağladıktan sonra sanki biraz çabuk aklıyor, o karanlık sulardan çabuk çekip çıkarıyor. Etrafında acıya duyarlı; hatta acıyı duymaya, paylaşmaya hevesli bir topluluk olunca da bir soykırım kurbanı olup olmaması çok da fark etmiyor gibi. Yani film şu açıdan bakıyor biraz da meseleye: Ha Eleanor ha Bessie! Herkes bu zulümden nasibini alabilirdi, hatta izleyici olarak sizler de binlerce hayattan biri olan bu hikayeden etkilenmelisiniz.

İstemeden kendisini yerel Yahudi Topluluk Merkezi’nde bulan Eleanor, biraz da istemeden Bessie’nin hikayesini anlatmak zorunda kalıyor. Bir holokost kurbanı olması, toplantıyı dinlemeye gelmiş gazetecilik öğrencisi Nina’nın (filme ruhunu katan Erin Kellyman) dikkatini çeker. Babası Roger’ın (O da yeterince değerlendirilememiş Chiwetel Ejiofor tarafından canlandırılıyor) ünlü bir haber sunucusu olması, gerçeğin peşinde koşan kızı daha da tetikler ve Eleanor’un hikayesinin peşine düşer. Kendi içinde çelişkiler yaşasa da sonunda Eleanor’da kendini teslim eder ve bir süre çift hayat yaşar. Olaylar kendisini ve toplumu yanlış yönlendirmesinin tuzağına saplanıp kalır!

Aslında biraz hafızayı kurcalayınca holokosttan sağ kurtulduğunu iddia ederek yalan söyleyenler ve neden bu yalanlara başvurdukları hakkında yapılan belgeseller de var. Sonuncusu 2021 yapımı Misha and The Wolves (Misha ve Kurtlar) belgeseli. Yaşananlar çok kutsal bir alan gibi anıldığı için sanırım bu yola başvuruluyor, başka bir açıklaması pek yok gibi. Filmi onlardan ayıran şey ise bu anılara olan ilgiyle birlikte, iki yalnız insanın duygusal bağ kurma hikayesi olarak akıp gitmesi, hatta başta da söylediğim gibi tamamen öyle ele alınsa daha anlamlı ve kapsayıcı olacak bir hikaye. Filme bir karşılaştırma yapmak gerekirse Between the Temples’ın bu konuda daha başarılı olduğunu söylemek mümkün. Benzer konuları ele alan filmde genç bir adamın, yaşlı Yahudi bir kadınla olan arkadaşlığı anlatılıyordu ki, ortaya çıkan enerji patlaması daha naifti! Yahudi kadına hayat veren Carol Kane kesinlikle daha yumuşaktı. Bizim Eleanor biraz saplayıcı rolünde, yüzünden gülümseme eksik olmuyor ama aksi bir iğneleme ustası olmayı da başarıyor. Filme yansıyan birçok yakın çekimi var oyuncunun ve bunlar bize karakterin iç çatışmasını göstermek için iyi bir alan yaratıyor. Ayrıca Squibb ve Kellyman’ın uyumlu halleri de filme artı katan şeyler. Kader üzerine konuşmaları, dışarıdaki hayatı solumaları (hatta Eleanor yaşına göre fazla sosyal) onları buluşturan yalan bir geçmişten daha sahici anlar içeriyor ve bu iki karşıt karakterin birbirini beslediği anlar içeriyor. Onun dışında film, senaryosuna pek güvenmiyor. Johansson da ilk filminin açmazlarını kapatmak için yakın planlarla ve duygusal müziklerle bizi avutmaya çalışıyor! Ama yine de özellikle de Squibb'in rolüne kattığı tüm hünerleri gözlemlemeniz için izlemeniz gereken bir film!

Daha Fazlasını Göster