Senaryosunu da kaleme almasının yanı sıra Deli Emin karakterini de canlandıran Yılmaz Erdoğan'ın...
Aynen kendisi gibi, ilk uzun metrajlı (debut) sinema filmini çeken Ömer Faruk Sorak'la beraber yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Vizontele"; "şahane" ve bir o kadar da "sıra dışı" nitelikteki, bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Kadrosundaki oyuncular sebebiyle...
Adeta bir yıldızlar geçidi törenine dönüşen ve aradan geçen bunca uzunca yıllara rağmen...
İlk günkü etkisinden hiçbir şeyin, halen eksilmediğini de...
Büyük bir mutlulukla tespit ettiğimiz, Necati Akpınar ve dolayısıyla da BKM yapımı bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
20 Temmuz tarihli Kıbrıs Barış Harekatı öncesindeki, 1974 yılının henüz başlarında...
Siti Ana (Demet Akbağ) ile kocası belediye reisi Nazmi'nin (Altan Erkekli) oğulları Rıfat'ın (Mesut Çakarlı) askere gitme hazırlığı yapıp...
Yavuklusu Asiye (Zeynep Tokuş) ile vedalaştığı Van'ı Gevaş ilçesinde, halkın yegane eğlencesi...
Beceriksiz Veli'nin (Şafak Sezer) babası Latif'in (Cezmi Baskın) sahibi olduğu açık hava sinemasındaki film gösterileri ile bozulanlarının tamirlerini...
Kafayı, kendisini dolandırdığını düşündüğü Fikri'ye (Cem Yılmaz) takmış vaziyetteki Deli Emin'in üstlendiği radyodan ibarettir sadece...
***
İşte...
Bu genel çerçeve içerisinde...
İzne çıkan kaymakam tarafından görevlendirilen özel idare müdürü Basri (Şener Kökkaya)...
Ziyadesiyle müjdeli bir haberi iletmek üzere...
Nazmi'yi makamında ziyaret eder...
***
Zira...
Ankara'dan yola çıkan bir TRT ekibi...
Reis Nazmi'nin, radyonun resimlisi biçiminde tanımladığı...
O günlerin meşhur "Vizontelesi"ni...
Yani televizyon vericisini, kendi ilçelerine de getirmek de olup...
Onları karşılama görevi de, kendisi ile Basri'ye verilmiştir...
***
Derken...
Çok geçmez ve yolları merakla gözlenen...
Tekin (Köksal Engür), Cevat (Sinan Bengier) ve İsmihal'dan (Betül Arım) oluşan TRT ekibi...
Nihayet kasabaya varır...
***
Fakat onlar...
Görevleri olmasına karşın...
Aralarındaki İsmihal'ın yol açtığı huzursuzluk nedeniyle...
Gerekli zamanı bulamadıkları için kurulumu sağlayamazlarken...
Yalnızca, vericiyi yüksek bir yere yerleştirme önerisinde bulunarak...
Gerisin geriye Ankara'ya dönüverirler...
***
Ki...
Böylelikle de, vericinin montajı ve devreye alınma işlemleri de mecburen...
Deli Emin'e kalmış olur...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 45...
***
Bir yanda, televizyon yayınlarını kasaba halkının evlerine götürmeye çalışan Nazmi ve Deli Emin'in çabaları...
Diğer yanda da, bu girişimi engellemek amacıyla Mela Hüseyin'den de (Erkan Can) yararlanma gayreti içindeki sinema işletmecisi Latif'in aksi yöndeki eylemlerinin damgasını vuracağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ters köşe sürprizleri de bünyesinde barındıran, 60 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,