En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Demirtas
Takipçi
888 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
2 Ekim 2008 tarihinde eklendi
Aşkın bu denli saf ve duru anlatıldığı kaç film vardır bilmiyorum. Müthiş diyaloglarla geçireceğiniz bir 97 dakika vaad ediyor film. Tren yolculuğu sahnesiyle başlayan film yine bir tren sahnesi ile sona eriyor. Acak iki trenin arasına döşenmiş onca müthiş diyalog sizi aşkın saf haliyle başbaşa bırakıyor. Yirmili yaşlarını yaşayan her gencin mutlaka yaşamak isteyeceği bir deneyim. Ya da hayalmi diyelim bilmiyorum. Yaşayanlar mutlaka çok şanslı. Bu filmi mutlaka izlemelisiniz.
Diyalogları o kadar gercekci olmuş ki filmde oldugunu unutturuyor insan ki genellikle bu tür tanışma hikayelerinde böyle olmaz ve seeyirci yapay diyaloglarla boğuşur. en tatalı ve belirsiz aşk yol filmlerinden olsa gerek.
Ben bu filmi yorum yapmadan göndermem, gönderemem. Çok tatlı, içten, samimi, candan, sevimli, şirin mi şirin, aynı zamanda oturaklı ve ciddi bir film. Aşık oldum galiba. Kıza değil, filme aşık oldum. Filmin o duruşuna ve felsefesine bayıldım. Sıradan insanların, sıradan bir şekilde başlayan ve sıradan bir şekilde geçirdikleri herhangi bir gece ancak bu kadar eğlenceli, anlamlı ve duygu yüklü olabilirdi. Film sorgulama, düşündürme ve mantık yorma bakımından her türlü size bir şeyler sunuyor. Filmi izlerken boş boş, trene bakar gibi izlemek imkansız. Her saniyesinde onlarla birlikte sizde hayaller kuruyor, sizde düşünüyor, sizde kafa yoruyorsunuz. Film 1 saat 40 dakikalık bir mola gibiydi. Hayatınızla ilgili farklılıklara ve monotonluklara bir bakış açısı, aşkı ve sevgiyi yorumlama açısından bir düşünce tarzı sunuyor. Bazen felsefik yönlere kaçıyor bazen çok sıradanlaşıyor ama hiç yoldan saptırmıyor. Durup birbirlerine baktıklarında şimdi ne düşünüyor, acaba şimdi nasıl farklı bir konuya girecekler diye merakla izledim.
Ben çok fazla romantik ve aşk konulu filmleri sevmeyen biri olarak bu filme bayıldım. Herkese tavsiye ederim. Kendi izlediğim filmlerden hazırladığım Top 250 listemde 93. sırayı verdim gitti bu filme. İyi seyirler... (Criticker Puanım: 78/100 , IMDb: 8/10)
filmi güzel yapan kurulan diyaloglar zaten.filmde geçen diyaloglarda da aklımdan geçen düşünceleri bulunca filmi daha da çok sevdim...harika bi film bu yüzden şimdi de filmin devamı olan Before Sunseti izlicem :DD9/10
çok güzel bi film..tesadüfün iyi olacağı kadar birden belirsizliğe dönüşmesinin ne kadar acı olduğunu gösteren filmlerden biri..heyecanla before sunset i de izledim..kavuşsunlar artık diye..şehir keşfi,yazarlık bir adam ve çevreci idealist kadının 'pure' duyguları çok güzel ya....
Edebiyatı, aşkı, felsefeyi, konuşmayı sevenler için çok tatlı bir film. Filmin asıl olayı diyalogları; kızın entelektüel bir donanımı olması ile sokakta karşılaştıkları durumları yorumlaması, jessinin de buna katılması çok güzel. Viyana.. bu nasıl sanat dolu bir şehir. İstedikleri her yerde ve zamanda rahatça bulunabiliyorlar. Aralarındaki umarsız tutku ise imrenilesi. İyi seyirler ben çok beğendim.
İnsana ,"keşke o trenden inseydim o anda" gibi geride pişman olduğu neler var hatırlatıyor film..kadın-erkek birlikteliği,farklılıkları diyaloglarla o kadar güzel sunulmuş ki filmde..Avusturya manzaraları ve o güzel müzikler eşliğinde,karakterlerle birlikte o aşkı ve geziyi size yaşatıyor Linklater bir gün içinde..Sabah olmasın istiyorsunuz..Devam filmi yapılmalı mıydı;biraz zorlama gibi olmuş diye düşünüyorum ama before sunset de güzeldi;karakterlerdeki değişimler güzel aktarılmış 10 yıl sonra;en azından bayan karakter o trenden indiği için 10 yıl sonra pişman değildi..Ama artık umarım yönetmen üçüncü filmi çekmeye kalkmaz on yıl sonra..Ne dersin Pinhanarcat ;)
aslında iyi mi kötü mü karar veremediğim bir film.ya da iyiye meyledip kendimi napıyosun ya aslında filmlik bir şey yok diye durdurduğum ama yine de güzel galiba ya dedirten bir film.filmlik bir şey yok dememin sebebi tamamen diyalogdan oluşması.trende tanışan ve ayrılana dek konuşan ve ayrılınca sessizliğe gömülen iki karakterimiz var arka planda muhteşem viyana var yani aşk var.ama bu kadar diyaloğa ve durağanlığa rağmen sıkmadan izletiyor bezen gülümsetip bazen de hüzülendiriyor.ama ne olursa olsun farklı bir film ya da belki film bile değil.ama en son ayrılma sahnesinde sözcüklerin kifayetsizliği gerçekten vuruyor insanı ...
'-aşkın yalnız kalmayı bilmeyen iki kişi için bir kaçamak olduğunu düşünmüşümdür hep. insanlar hep aşkın ne kadar çıkarsız,özverili bişey olduğundan bahseder.ama düşünürsen bundan daha bencilce bir şey yok..-biliyorum. seni kim terk etti bakalım?-efendim?-kalbi kırık biri gibi konuştun...'before sunrise’ın bütün diyalogları birbirinden anlamlı be hepsi de özenli bir senaryo çalışmasının ürünü. tamamen diyalog üzerine kurulu bir film olarak vermek istediği mesajları arka arkaya sıralıyor ve kendi kulvarında mükemmel bir film olduğunu kanıtlıyor.
Filmin en ilginç yanı tamamen diyalog bazına yerleştirilmiş olmasıdır. Nitekim filmde ne bir zıplama ne bir patlama ne de araba sahnesi görülmektedir. Ustaca yazılmış diyaloglarına hayran kalmamak elde değil. Bir de son sahnelerinde klişelerden kaçınarak, izleyiciyi gözyaşlarına boğmak gibi bir çaba içine girilmemiş. Şimdiye dek çekilmiş dünyanın en diyalektik aşk filmi. Kesinlikle izleyiniz...
Before Sunrise, Richard Linklater'ın yönettiği ve o zamanın genç oyuncuları Ethan Hawke ile Julie Delpy'nin başrolünde olduğu 1995 yapımı film. Hawke ve Delpy'nin karakterleri Jesse ve Celine, Viyana'ya giden bir trende tanışır ve sohbet ederler. Daha sonra Jesse, Celine'e Viyana'da birlikte inmesini ve bütün gün boyunca sohbet ederek dolaşmalarını ister. Böylece Jesse ve Celine, sabaha kadar Viyana'yı dolaşıp birbirlerini tanırlar. Ortaya da bir aşk doğar.
Before Sunrise'ın konusunu okuduktan ve posterini gördükten sonra bu filmi klişe olan bir festival filmi gibi görmemek çok zor. Ama ben bu filme bir şans verdim ve bilin ne oldu? Before Sunrise, gelmiş geçmiş en gerçekçi ve başarılı romantik filmlerden birisi.
Çünkü bu filmin dramatik veya komedi için yapılmış bir arka hikayesi, klişe elementleri, yasaklar... Kısacası bir romantik filmde kullanılan klişelerden hiçbiri bu filmde yok. Before Sunrise'ın vizyona girmesinden tam 21 yıl geçti ve hala vizyona böyle bir filmin girmemesini görmek oldukça şaşırtıcı. Çünkü Before Sunrise, eşsiz bir film.
Çünkü bu filmde sadece konuşma var. Hiçbir flashback, karakterlerin geldiği üzücü veya komik durumlardan hiçbiri yok. Bu film sadece ana odaklanıyor ve belki de ilk defa, böyle bir romantizmin gerçek hayatta da olabileceğini gösteriyor. Bu filmi izledikten sonra Hawke ile Delpy arasındaki kimyayı görüp onların aşkına inanmamak imkansız neredeyse.
Linklater, bu konuda adeta mükemmel bir iş çıkarmış. Uzun süreli tek çekim olan sahneler, doğaçlama olduğunu hissettiren konuşmalar, karakterleri çok iyi tanıtması... Linklater, bu filmin hem senaristi hem de yönetmeni olarak gerçekten iyi bir iş çıkartmış.
Karakterleri tanımak demişken... Bu filmde 20'li yaşlarında olan iki gencin aşkını görüyorsunuz, en saf haliyle. Yani hiçbir konuya sulanmak yok, kötü çocuk olan erkek karakter ya da sinir bozucu olan kız yok. Bu film, aşkın gerçek hayatta böylesine tutkulu olabileceğinin kanıtı adeta, gerçekten iyi hazırlanmış.
Before Sunrise, izlediğim en iyi romantik filmlerden birisi. Bırakmak istemeyeceğiniz eşsiz bir tadı var. Eğer hala izlemediyseniz kesinlikle kaçırmayın, pişman olabilirsiniz.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.