En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Funda Gür
47 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
16 Nisan 2023 tarihinde eklendi
Bir roman uyarlaması olan Alfred Hitchcock filmi. Oyuncularının başarılarının yanı sıra mekanlar çok iyi kullanılmış, adeta birer karakter gibi konumlandırılmış. Beklentimden yüksek buldum.
Senaryosunu, Robert E. Sherwood ve Joan Harrison’ın, Philip MacDonald ile Michael Hogan’ın, Daphne du Maurier’in aynı isimli romanından (1938) yaptıkları uyarlamayı esas alarak yazdıkları “Rebecca”; büyük usta Alfred Hitchcock’un yönetmen koltuğunda oturduğu ve o yıllardaki en önemli ABD'li yapımcılardan biri olan "David O. Selznick" markası ile jürinin önüne "itelenerek" 2 Academy ödüllünü birden kazanan “nefes kesici” enfes bir sinema klasiği…
“Rebecca” (2020) için yazdığımız yorumda, final hariç ilk iki bölümün, yani “tanışma” ve “Manderley”in hikâyelerini çok kapsamlı bir biçimde işlemiş olduğumuz için “siyah – beyaz” olarak çekilmiş olan bu film ile Ben Wheatley’in filminin kurgusu arasındaki farklılıkları göstermeye çalışacağız sadece…
Hitchcock’un filmi de, adı bile olmayan müstakbel Bayan “ikinci” de Winter’ın (Joan Fontaine) rüyasında, gizemli ve sessiz Manderley’e yeniden yolculuğu ile başlar…
Ancak burada, filmin sonunda yaşanacaklara dair “spoiler” de verircesine, o daracık araba yolu ile binaların hali çok da iç açıcı değildir…
Öyle ki, gündüzünü bilemeyiz ama geceleri oralara gitmek için bayağı sağlam sinirlere sahip olmak gerektiği de apaçık ortadadır…
George Fortescue Maximilian “Maxim” de Winter (Laurence Olivier) ile müstakbel Bayan ikinci de Winter’ın tesadüfen ilk kez karşılaştıkları sahnede oldukça ilginç ve değişiktir…
Bayan ikinci de Winter, denize hâkim bir uçurumun kenarında duran ve intihar etmek üzere olduğunu zannettiği Maxim’i biraz sert bir ses tonu ile “Hayır, hayır!” diyerek uyarır…
İkilinin Monte Carlo tesadüfleri de, bu kez Bayan Edith Van Hopper’ın (Florence Bates) yemek organizasyonu değil bir kahve ikramıdır…
Üstelik bu kez, “tırnaklarını yeme” diyebilecek kadar “babacan” bir görüntü de sergilemekte olan Maxim karakteri ile Bayan ikinci de Winter arasındaki yaş farkı, yine 18 – 19’u yakalayamasa da en azından 10 olmuştur…
Ve bu filmde Bayan ikinci de Winter, bekârlık soyadı Hildret olan Rebecca’nın denizde boğularak öldüğünü, Manderley’de değil Bayan Edith Van Hopper’ın yaptığı bir gevezelik esnasında henüz Monte Carlo’dayken öğreniverir…
Tabii bu filmde, yıldırım aşkı ile kendisine tutulan Maxim’in, buluşmak üzere Bayan ikinci de Winter’a peş peşe gönderdiği “yazılı mesajlar” koleksiyonu da yoktur…
Bayan Van Hopper, New York’a dönmeye karar verdiğinde, Wheatley’in filminin aksine Bayan ikinci de Winter, doğrudan Maxim’in kapısına dayanmak yerine ilk önce telefonla odasını arayacaktır
Derken, 2020 tarihli filmde hiç bulunmayan sahneler ile işler yoluna konularak “MAIRIE Salle Des Mariages” denilen küçük bir yerde evlenilir ve balayına da gidilir…
Manderley’de de, özel hizmetçi Clarise gitmiş yerine Alice gelmiştir…
Maxim’in kız kardeşi Beatrice (Gladys Cooper) ve kocası Giles (Nigel Bruce) yine vardır ama “illa da Rebecca” diye tutturan büyük anne bu kez mevcut değildir…
Rebecca’nın odasında, dikkatsizlik sonucunda istemeden kırdığı değerli bir porselenin itirafı ile Wheatley’in filminde Bayan ikinci de Winter’ın giydiği “pazen entari”, bu filmde giydiği o dönemin klasiği gündeliklerden son derece alakasızdır…
Rebecca’nın kuzeni Jack Favell (George Sanders), bu filmde de vardır…
Ancak Bayan ikinci de Winter ile birlikte ata binmezler…
Kıyafet balosunda, Maxim’in sinirlerini hoplatan kostümün önerisi de bu kez, Bayan ikinci de Winter’a aracı kullanılmadan doğrudan baş düşmanı Bayan Danvers’dan gelir…
Ki, emin olun iki filmdeki, balonun başlangıç ve Bayan ikinci de Winter’ın bu baloya katılış anları ile halleri de kesinlikle aynı değildir…
Elbette, Rebecca’nın ölümünü de içeren final de, tamamen “kendine özgüdür” her iki filmde de…
Bir anlamda dememiz o ki, Wheatley yeniden yorumlamış Daphne du Maurier’in romanını…
Hani, iyi de etmiş…
Belki, yine klasik bir laf olacak ancak diğer yorumlarımızda olduğu gibi “spoiler vermeden” yazılmayanları yazmaya, anlatılmayanları anlatmaya, söylenilmeyenleri söylemeye çalıştığımız bu son derece özgün satırlar, filme ilişkin aydınlatıcı tespitler toplamımız olsun…
Sinema sanatına yaraşır; bir başka kapsamlı yorumda yeniden buluşmak üzere kendi değerlendirme sistemimiz içinde puan olarak 3,5 verdiğimiz bu film için önerimiz de, olumsuz puan ve yorumlara aldırmadan “muhakkak bir şans da siz verin” şeklinde olacak…
Keyifli seyirler,
Son iki not: 1. Yorumumuzun tutarlı bir bütünlük içinde anlaşılması adına “Rebecca” (2020) için karaladıklarımız ile birlikte okunması gerekmektedir...
2. Tüm hakları bize ait olan bu yorumun orijinali; bir başka mecrada tarafımızca, 25 Ekim 2020 günü saat 02.09’da yazılarak paylaşılmıştır...
Hitchcock ismini gerilim ustası yerine Freud ustası olarak değiştirmek isterdim. Her filmlerinde çok fazla izler var Freud'dan. Bu film de yas ve melankoli, özdeşleşme, nevrozlar ve sadistik itkiler üzerine kurulu...
Alfred Hitchcock, Sir ünvanını hakkeden bir yönetmen. Kendisinin dünya sinemasında tanınmasını sağlayan bir filmdir Rebecca. İzlenmesi gereken filmlerdendir. 8/10
Alfred Hitchcock'un en iyi klasiklerinden biri diyebilirim.Aşk-ı Memnu tarzı malikane entrikalarının ilkidir bana göre Rebecca. Ölmeden önce bu güzel aşk ve kıskançlık hikayesi mutlaka izlenmeli
Hitchcock'ın erken dönem eserlerinden. Yine bize klasik sinemanın büyüsünü, ihtişamını, kusursuzluğunu yansıtıyor. Gerilimi yine insana dayandırıyor yönetmen - günümüzde "gerilim" dendiğinde hemen doğaüstü olaylar akla geliyor ne yazık ki. Kimi zaman sembolik, kimi zaman doğrudan anlatımlar ile başarılı oluyor ve bizi de Manderlay'e, o atmosfere anında dahil ediyor. Kadro tek kelimeyle mükemmel. Zaten ikisi de sinema tarihinin hatırı sayılır oyuncularından ve bu filmde yakaladıkları uyum, başarıda büyük pay sahibi. Özellikle Fontaine, henüz 23 yaşındayken gösterdiği bu performansında, karakterinin olması ve hissettirmesi gereken bütün yönlerini, o masumluğu, kırılganlığı, aynı zamanda sevecenliği filmin her saniyesinde tekrar tekrar verebiliyor. Olivier yine tüm karizmasıyla Bay de Winter için biçilmiş kaftan. Onların yanına kuşkusuz Bayan Danvers rolünde Judith Anderson'ı da eklemeliyiz. Arka planda gibi gözükse de filmi taşıyan başlıca karakterlerden aslında. Tabii ki mekanlar yine büyük öneme sahip bu Hitchcock filminde de. Zaten kariyeri boyunca buna büyük önem vermiştir ve bu sefer de neredeyse tek mekanı, Manderlay malikanesini seçiyor ve filmini tamamıyla onun üzerine kuruyor. Görülmesi gereken klasiklerden.
Ustanın en fazla eskiyen filmlerinden kuşkusuz.İlk dakikadan itibaren ne oyunculukların ne senaryonun nede işleyişin doğru düzgün gittiği insanı sıkan bir sinema deneyimi.Zamanı için ilginç bir film hatta bir başyapıt olarak görenlerin çok olduğuna eminin ama bugün için karın arısından başka birşey deği niyazikki.
1940 yılında yapılmış bir film olduğunu düşünürsek oldukça etkileyici,gerilimli ve sürprizli bir film.Oyuncuklar muhteşem Mrs.Danversdan ben bile ürktüm diyebilirim.İlk 30 dakikasından sonra açılan ve sonuna kadar gizemini koruyan hitchcockın iyi filmlerinden biri.Ben beğendim özellikle izleyiciyi ters köşeye yatırması ve gerilimi çok iyiydi.
Gotik muhteşem ürkünç bir evde ölen bir kişinin gölgesinde oluşturulmuş usta işi bir psikolojik gerilim.Olivier Maxim rolünde muhteşem.Asıl yıldız şahane güzelliği ve başarılı oyunculuğu ile Joan Fontaine.En iyi film Oscarı yanında kesinlikle yönetmen Oscarı alması da gereken bir başyapıt.10/10
izlediğim en hithcock filmlerinden biriydi.Bir aşk hikayesi var fakat sürekli sislerin içinde kalan bir engel var.Rebeccanın kim olduğu sır gibi saklanıyordu.Meraktan çatladım yani.Ben aslında Rebeccanın hiç olmadığını ve uydurma birisi olabileceğini düşünmeye başlamıştım ki film yavaş yavaş aydınlandı.En beğendiğim rol hizmetçiydi o ne biçim surattı öyle korktum :D Başrol oyuncularıda çok iyidi 10/9
Bir filmin nasıl U dönüşü yaptığını görmek isteyenler için birebir.Efsanevi bir aşkla başlayan film sonra tam tersi yönde ilerlemeye başlıyor belki aşk filmin içinde yer alıyor ama yaşattığı macera ve gerilim şapka çıkartılacak derecede başarılı.Büyük ustadan bir başyapıt.
O dönemde ne tür yankılar uyandırdığına bilemiyorum fakat izleyicinin ne denli zevk aldığını tahmin edebiliyorum.Bunun yıllar sonra etkisini kaybetmemiş olmaması ne kadar harika.Tabii söz konusu isim Hithcock ve bu bahsettiğim sadece kalburüstü filmi Rebecca içindi.Amacım diğer harikulade yapıtlarıyla karşılaştırmak değil fakat birçoğundan daha geride favorilerim arasında sayabilecek bir film olmasına rağmen harikadır Rebecca.8/10
Yılına göre çok iyi film. Başrol oyuncusu Joan Fontaine çok iyi oynuyor, birebir rolün hakkını veriyor. Film boyunca hiç görünmeyen rebeccanın film üzerindeki etkisi süper. Eşinin rebeccayı çok sevdiğini düşünüyoruz ama sonu bizi şaşırtıyor. İzlenmeli. 7 puan
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.