Sil Baştan
Ortalama puan
4,4
4303 Puanlama

568 Kullanıcı yorumları

5
195 Eleştiri
4
225 Eleştiri
3
42 Eleştiri
2
62 Eleştiri
1
25 Eleştiri
0
19 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
Fatih Tarım
Fatih Tarım

5 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
9 Ağustos 2011 tarihinde eklendi
Tek kelimeyle etkileyici ve mutlaka izlenmesi gereken bir film
diğeri
diğeri

4 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
4 Temmuz 2011 tarihinde eklendi
gerçekten izlenesi bi film ben gösterime girdi sanıyordum ama böylesi daha iyi izlemeyenlere ukalalık yapması çok zevkli.
MojoRising
MojoRising

Takipçi 380 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
1 Temmuz 2011 tarihinde eklendi
Sil Baştan 2000 li yılların en iyi filmlerinden birisi kuşkusuz.Bu kadar kaliteli, aşkı bu kadar güzel anlatan film ender bulunur.Sıradan romantik-komedi filmlerinden hoşlananlar filmi aykırı-karışık bulacaklardır. Benim fikrim filmin en ufak karışık bir yeri olmadığı yönünde.Ayrıca -bu film için söylemiyorum ama- herşeyin size sunulmasını beklemeyin.Bazı filmler bulmaca çözmek gibidir, seyircilerden çözülmeyi bekler,birazda siz uğraşmalısınız. Bu son 10 yılın en güzel filmlerinden birisini izleyin ve büyülenin Everbody Gotta Learn Sometimes (Herkes Zamanı Gelince Anlar) :)
aktas4161
aktas4161

Takipçi 25 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
3 Nisan 2011 tarihinde eklendi
ark siz bu yorumlara aldrmayn harika bir film senaryo sperdi herkese tavsiye ederim ama ak, romantik film izlemeyenler hi bakmasn bile :)) 10/8
Spike
Spike

Takipçi 112 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
26 Şubat 2011 tarihinde eklendi
Bu filmi beğenmeyip bu kadar ağır eleştrilerde bulunulması ilginç,bence bu filmin izlememesi kayıptır
throughout
throughout

Takipçi 367 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
25 Kasım 2010 tarihinde eklendi
Farklı bir film.. göl evi filmini anımsattı bana biraz.. ama açıkçası bence göl evi daha iyi bir film.. kate winslet harika bir oyunculuk çıkarmış.. müthişti tek kelimeyle.. ama film için aynı şeyleri söyleyemem.. çok etkilenmedim bu filmden.. bunun nedeni sanırım romantik türünün örneklerinde komedi unsurlarının fazla bulunmaması gerektiğini düşünüyor olmam.. romantik-komedi şeklinde tanıtılmış olsaydı zaten bu kadar merak etmedim bu filmi.. sonuç olarak kaliteli,eğlenceli,hoş ama etkisi zayıf bir film..
norafanny
norafanny

49 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
21 Kasım 2010 tarihinde eklendi
kate winslettan en çok etkilendiğim film.titanikte bile bu kadar etkiilenmemiştin..yanı sıra jim carrey 'kardeşim hep güldürecek değiliz ya birazda düşündürelim' tavrı çok güzel olmuş...ilk defa izlecek arkadaşlara tavsiyem biraz sabırlı olmaları.. ben bi kaç kez izledikten sonra filmin tadına varabildim...
Ugur Tazegül
Ugur Tazegül

Takipçi 672 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
21 Ekim 2010 tarihinde eklendi
uğur tazegül.................tolga_taze24@hotmail.comfilm hakkındaki yorumumO meşum elmayı yediğimiz günden beri kurtuluşumuzu bekliyoruz. Gerçeğin dayanılmaz ağırlığının yarattığı acılardan özgürleşmemiz için dili, dini, sanatı yarattık. Acıya dayanamayan aciz yaratıklar olarak yapamayacağımız ya da dönüştüremeyeceğimiz şey yok. Yasak elmanın tadı dahil her şeyi 'sil baştan' kurgulamak istemez miyiz? Ya da tüm evrenin bir 'beyaz tahta' olmasını düşlemeyenimiz var mı? Katlanılmaz gerçek bizi hep zorluyor, öyle ki elimizdeki tek silahı ona karşı çeviriyoruz: Unutmak adını verdiğimiz o tatlı düş içimizi gıdıklıyor her defasında. Oysa 'gerçek' dev bir sarkaç gibi hep başımızın üstünde ve hep öyle olacak.O zaman nereden başlamalı? 2004 Şubatının soğuk geçen Sevgililer Gününden mi, Mantouk treninin gizeminden mi; Abelard ile Heloisein aşklarının kuantumundan mı yoksa unutmanın metafiziğinden mi? Bu soru Eternal Sunshine of the Spotless Mind için geçerliyse, tüm başlangıç noktaları filmin döngüsel kurgusu içinde aynı yere isabet ediyor: Bir başlangıç noktası. Ama her başlangıç acaba sandığımız kadar yeni mi?'Neden bana ilgi gösteren her kadına aşık oluyorum' diye kendisine bu soruyu yüzlerce kez sorduğu belli olan kahramanımız Joel ile ilk kez soğuk ve keyifsiz bir sevgililer günü sabahında tanışıyoruz. İçe kapanık ve karamsar bir sabah bu. Hayatını yalnız geçiren insanlara acı vermekten başka bir şey yapmayan o günün sabahı onun için kötü başlıyor. Nedense bir tuhaf hissediyor kendisini. Yalan söyleyip işe gitmiyor ve Mantouka giden trene atlıyor. Deniz kenarına vardığında artık biraz daha rahat. Kendisi gibi bugünü yalnız geçiren bir kadın olan Clementine ile de ilk tanışmamız burada gerçekleşiyor. Ayazın insanın iliklerine işlediği bu deniz kenarı ile yeniden karşılaşacağız. Ama henüz değil. Joel ve Clementine gibi biz de yeni başladık öyle değil mi?Şimdi bir trenin içindeyiz. Clementine açıkça Joele yaklaşıyor. Joel utangaç ve gözleri yerde, elinde hiç bırakmadığı günlüğü. Her sayfasında hayatının izlerini görebileceğimiz bu günlük Joel için bomboş. Tıpkı hayatı gibi. Ne bir renk, ne bir heyecan ne de bir sürpriz. Clementine ise canlı, saçları gibi rengarenk. Sinemada nadir görebileceğimiz özgüven sahibi kadınlardan sanki. Ama tatlı değil, bu kelime nedense sinirini bozuyor. Tıpkı Joelin kibarlığının eş zamanlı olarak sinirini bozduğu ve çok hoşlandığı gibi. İnsanoğlu sevdiği şeylerden aynı zamanda nefret eden nadir bir tür. İsminin anlamı gibi şefkat dolu mu bilinmez ama içi dışı bir, ne aklına gelirse onu yapıyor. Joelin güvenlik arayıcı tarafını yada tutukluğunu ilk başta göremiyoruz Clementinede. Joel ise daha sakınıyor kendisini. Buzların üstünde yürürken daha fazla ileriye gidemiyor, korkuyor, güvenlik arıyor. Oto-kontrolü her zaman devrede. Kendisini zamanla Clementinee bırakacak ama daha zamanı var.İki farklı karakterin bir elektrik akımına tutulmuşçasına birbirlerini çektikleri sıradan bir öykü işte diyoruz. Dememize kalmıyor, bir anda sinema tarihinin en duygusal ve en gerçekçi filmlerinden biriyle baş başa kalıyoruz. Türler arasında dans eden bu film aşkın bilimkurgu hali sanki: Metafizik olduğu kadar gerçekçi.Unutkanlar şanslıdır,çünkü hatalarını kendileri çekmezlerMilan Kundera Gülüşün ve Unutuşun Kitabında Stalin dönemine ait bir anekdot sunar: Stalin yoldaşı saydığı bir yazarı, sistemin eleştirisini yapmaya başladığı vakit gözden çıkarır. Bunu da tarihi yeniden kurgulayarak yapar. Pasternakın aleyhine tüm delilleri bir araya getirir, onu hafızalardan silmeye çalışır, beraber yan yana göründükleri fotoğraflardan onu çıkarır. Onun için kaliteli bir silgi, büyük yazarı toplumsal hafızadan silmek için yeterlidir. Stalinin trajediden komediye dönüşmüş bu gerçek bilimkurgusu (!), Eternal Sunshine of the Spotless Mindda 'kişisel tarihe' uygulanır.Oysa insan unutamaz: Çünkü sever, terk edilir, boşlukta kalır, acı çeker. Gelip geçici, havada asılı kalan ilişkiler es geçilebilir; ancak unutamamak gerçek aşka içkindir. Joel gibi aşkı yaşayanların ise unutma şansı yoktur; bir sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamamayı, 'sil baştan' hayatı yeniden hissetmeyi dilese de. Yalnız bir 'deux machine' sağlayabilir bunu. Bir umut hediye alıp Clementinein yanına gittiğinde ve eski sevgilisinin bomboş gözleriyle karşılaştığında yapay bir 'Tanrının eli'yle yüzyüze kaldığını ne Joel anlar, ne de biz. Ne zamanki Rob ona Clementinein sırrını açıklar, o zaman Joel unutmanın cazibesine kapılır. Clementinein o yokmuş ve onu hiç tanımıyormuş gibi davranmasının ardındaki Tanrısal mucize, Latincede 'kayıp' anlamına gelen Lucana şirketidir. Stalinin hayalini bir tüketim toplumunda gerçekleştiren ve insanların hafızlarından silmek istediği ne varsa silen bu şirket Clementinein Joele dair anılarını bir kalemde silmiş ve ona 'yeni bir hayat' sunmuştur. Duyduğu öfke ile soluğu Lucanada alan Joel tüm prosedürleri kabul eder, bir çırpıda Clementinee ait olan eşyaları toplar, gece yatağında silinmeyi bekler.Ve her şey böyle başlar. Şirketten Frank, Patrick ve Mary bir mutfak robotunu çalıştırıyorlarmışçasına Joelin beyninin içine girerler. En başta silinen anılar onu en çok rahatsız edenlerdir. İlişkisinin tükenmeye başladığı, bir zamanlar aşık olduğunu 'unuttuğu' zamanlara ait olan son anılar kolaylıkla silinir gider. Bir hınçla kavgalardan, şüphelerden, şeytanın ayrıntılarda gizli olduğu çelişkilerden ve ağır gelen sorumluluklardan kurtulur. Nietzchenin unutuşa dair sözlerini Marynin ağzından duyacağımız gibi hatalarını çekmemek adına unutarak şanslılar arasına katılmayı arzular.21. Yüzyılda Bir Abelard ve HeloiseAncak sevdiği kadının gerçeğine döndüğü vakit Joel de, biz de diğerlerinin farkında olmadığı bir yere yolculuk yaparız: Kalbine. Yemek yiyen ölü çiftler haline nasıl geldiklerini ve aslında Clementinein hayatının nasıl eksilmeyen bir parçası olduğunu anlayan Joel hayati bir karar alır. Clemetinei unutmak istemez. Onu unutmaktan vazgeçer ve Clementine için beyninin bir köşesinde diğerlerinin dokunamayacağı ya da erişemeyeceği bir yer arar. Clementinee daha önce açılamadığı kadar açıktır artık; en kirli, en çocuksu ve en utanç verici anılarının arasında birlikte koşarlar, kimlikleriyle dans ederler ve en mahrem yanlarıyla baş başa kalırlar. Beyninin ve kalbinin labirentlerinde dolaşırken sevgilisi için yapamayacağı şey yoktur. İşte o anda 21. yüzyılın sınırlarını aşarlar ve 12. yüzyılın en unutulmaz hikayelerinden birine dönüşürler. Bu yüzyılın ilk çeyreğinde gezindiğimiz iç kulvarlarda entelektüel ve içe kapanık Joel bir Abelard, içinde fırtınalar kopan kafası karışık Clementine artık bir Heoloisedir. Joelin Clementinei koruma ve başkalarının gözlerinin tecavüzünden onu kaçırma arzusu Abelard ve Heloisein sonsuz aşkının destansı öyküsüne öykünür. Joel beyninin içinde her yakalandığında Clementine için başka bir alan bulur; gerçek hayatlarında yapamadıkları şekilde tüm kimliklerinden ve cinsiyetlerinden soyunurlar. Şimdi gerçek anlamda konuşmaya ve birbirlerini tanımaya başlamışlardır; birbirlerinin sınırlarını, zaaflarını tanıyarak ve unutmamanın en 'ahlaki' seçim olduğunu kanıtlayarak. O zaman Marynin bir zamanlar aşık olduğu, sildirmesine rağmen unutamadığı Dr. Mierzwiaka dizelediği, Popeun Abelard ve Heloise şiirinin mısraları anlam kazanır:'Ne mutludur suçsuz bakirenin dostlarıUnutulan dünyadan, dünya unuturkenLekesiz zihnin sonsuz gün ışığınıHer dua kabul olunmuş ve her istek bırakılmış'Beni Mantoukta BekleBeyninin içinde ilişkisinin en başına döndüğünde artık Joel Clementinei unutacağını bilmektedir. Zihninde Clementinee ait olan ne varsa, Mantouktaki deniz kenarında sığındıkları evin üstlerine çökmesi gibi son bulmaktadır. Ama ya aşk? Clementinein son cümlesine karşılık Joel sabah uyandığında hafızası tertemiz olmasına rağmen sebepsiz sandığı bir şekilde Mantouka giden trene biner. Başlangıca döndüğümüz o an, en başta gördüğümüz ve kabul ettiğimiz gerçeklik biz izleyiciler için yeniden kurgulanır. Olayları aynı dizi içinde izleriz ama artık anlamları farklıdır. Tıpkı kahramanlarımızın Marynin dağıttığı müşteri dosyalarındaki gerçeğin farkına varmaları ve gerçekliğe yeni bir bakış açısıyla bakmaları gibi. Kendi konuşmalarını dışarıdan bir yabancı gibi dinledikleri o dakikalar, aslında hiç olmadıkları ya da olmak istemedikleri bir insana nasıl dönüştüklerini anladıkları bir 'aydınlanma' anıdır. Farklılıklarına ve zaaflarına karşı geliştirdikleri önyargılı tutumları aşarlar, çünkü her ne kadar ne olduğunu hatırlamasalar da, içlerinden bir ses hatalı olabileceklerini fısıldamaktadır.Aşkın en dokunaklı, en gerçekçi ve en gerçeküstü hallerini yaşamış bu ikili yoluna devam edecektir. Birbirlerini çekmişler, itmişler ve tekrar birleşmişlerdir. Tıpkı atom altı dünyadaki iki farklı fotonun hızlı bir baş dönmesini andırır şekilde birbirini çekmesi, itmesi ve yeniden çekmesi gibi. Ancak tek bir farkla. Daha sakin, daha hoşgörülü, farklılıkları gözeterek ve onları koruyarak. Ve artık 'unutmanın en iyi intikam' olduğunu bilerek...Yapım Üzerine Notlar Film John Malkovich Olmak ve Adaptation filmlerinin dahi senaristi Charlie Kaufmann tarafından yazıldı ve çocuksu dünyasını izleyicilerle paylaşan Michel Gondry tarafından yönetildi. 2004 yapımı film En iyi Özgün Senaryo Oscarına sahip.Filmin yapım öyküsü ise hayli ilginç. Gondry, Charlie Kaufmannı arkadaşlarıyla çıktığı bir yemekte yakalıyor ve ona bir zarf sunuyor. Kaufmann açtığı zarfta aynen şu ifadeyle karşılaşıyor: 'Bir gün bir mektup alsanız ve içinden tanıdığınız birinin hafızasından silindiğinizi belirten ve onunla bir daha temas kurmamanız gerektiğini yazsa ne yapardınız ? Fikri çok seven Kaufmann üç yıl boyunca bu film için çalışıyor ve çıkan sonuç bir dehanın eseri olarak kimseyi şaşırtmıyor.
Glnhn
Glnhn

6 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
24 Eylül 2010 tarihinde eklendi
Gelmiş geçmiş en güzel aşk filmlerindeki aşklardan bile daha güzel böylesi. Çünkü o kadar tatlı, mutlu ve doğal ki... Bilindik klişelerden uzak. Herkesin az biraz yaşadığı bir aşk bu. Hele, adamın bi sahnede, Lütfen bu anı kalsın... diye yalvarması o kadar etkileyiciydi ki... Ben bu aşka, tanık olun derim ;)
bleedlikeme
bleedlikeme

6 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
14 Eylül 2010 tarihinde eklendi
hayatımda izlediğim en güzel aşk filmlerinden bir tanesi, hatta ilk üçte diyebilirim :) hani bir yerde lütfen bunu silmeyin, bari bu anım kalsın diyor ya bitiyorum...
kemaleses
kemaleses

30 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
7 Eylül 2010 tarihinde eklendi
Bence filmden almamız gereken dersler var... Birşeylerin değerini kaybetmeden de anlayabiliriz herşey elimizde.Film müzikleri ve oyunculuklar güzeldi.Hele ki Jim Carreyi farklı bir rolde görmek daha da güzeldi.Müzikler harikaydı.Konu normalden farklı işlendiği için güzell.Büyük beklentilerle izlemeyinn derimm çünkü bu filmi sevemeyebilirsinzz.Saygılarımla..
stan27
stan27

Takipçi 16 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
22 Temmuz 2010 tarihinde eklendi
güzel bir filmdi jim carrey nin hiç alışık olmadımız bir oyunudu süperdi....
JigSaw-2
JigSaw-2

104 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
17 Temmuz 2010 tarihinde eklendi
Sil baştan tek kelimeyle Harikaydı.Kurgu,senaryo,oyunculuklar gerçekten harikaydı.Kate Winslet filmde Jim Carreyle harika bir performans çıkarmışlar.Sıradışı ve alışıla gelmişin dışında bir romantik-dram filmiydi.Film biraz karışık gelebilir ben ortalarda anlamadım ama sonuda filmin kendisi gibi yaratıcı ve olağanüstüydü.Ayrıca Kirsten Dunst ve Mark Ruffalo ikiliside gayet başarılıydı kısacası izlemeniz gereken filmlerden biri kesinlikle tavsiye ediyorum.Ne kadar teknoloji ilerlese de kaderden kaçamıyacağımızı anlatan bir film.9/10
electronica
electronica

Takipçi 228 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
11 Temmuz 2010 tarihinde eklendi
Bana göre filmin verdiği mesaj ve cevap aramamız gereken soru:Hayatta yaptığımız hataları kafamızdan silebilsek, hiç hatırlamasak, o hataları tekrar yapma olanağımız gidiyor mu ..?İnsanlar mükemmel değildir. Bir hatamızı olmamış kabül etsek bile başka bir gün başka bir hata yaparız. Hatalarla doğrularla birbirimizi olduğu gibi kabüllenmeliyiz. Birbirimizi anlamaya çalışmalıyız.Unutkanlar şanslıdır çünkü hatalarının derdini çekmezler ...
seyrisefer77
seyrisefer77

Takipçi 2 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
10 Temmuz 2010 tarihinde eklendi
jim carreye bu filmden önce uyuz oluyordum desem yeridir. Ancak filmi izledikten sonra büyük oyuncu olduğuna karar verdim.
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler