? labirentin ortasına düşüyorsunuz, çıkış yolu kapalı ve kısılmış bir başına kaçıyorsunuz kendinizden, oysa kaçtığınız hep orda, varolan çoğulluğun gölgesi. İşte bu gölge, bu filmin baştan sona bize yaşattığı gerilimin öznesi. insan benliğini saran gizler yumağı çıkıyor karşımıza, yağmurlu bir gecede çöl ortasındaki motelde. Bir biri ardına geliyor misafirler ve hepside aynı beynin ürünü kişilikler. İçlerinden biri geri sayımı başlatıyor, 10 dan 1 e giden ve kimlikleri sıfıra indiren bir kıyım yaşanıyor. Bu kıyım her seferinde dahice planlanmış bir şekilde işliyor. Soru işaretleri her yana saçılmış,gözler güvensizliğin ve dehşetin rengiyle solmuş, çaresiz bakışların ardında kaybolmaya yüz tutmuş bir donuklukta. Arayışlar fayda etmiyor izbe motel odalarında. Her kurbanın kendine sakladığı sırları bulunmakta. Bu sırlar birbirlerine güvenmelerini olanaksız kılmakta. Bu güvensizlik onların yaşamlarını korumalarında kaygan bir zemin yaratmakta. 10 yabancı ve yanlarında getirdikleri gizler , havada ağır bir sis olup, tüm bilinmezliğiyle sarıyor zihinleri. Bağlarla birbirine ilintili bu kişilikler, ortak bir nokta buluyorlar, hastalıklı bir beynin yol göstermesiyle. Başka bir yerde ve bir masanın çevresinde, sorgulanan bir adam anlatıyor olanları o gece. Yüzü yüzüne dönüşüyor ve sözcükleri ona bölünüyor. On ayrı benliği içinde yaşatan ve bu benlikleri geçmişin ağır travmaları eşliğinde var eden bu beyin, tüm kapılarından içeri alıyor sorgulayan gözleri ve teker teker sonlandırıyor varolan nefesleri. Açığa çıkan dehşetin nefesi ölümün gövdesinde dirilerek yok ediyor sondan başa, ipucu vermeden kendi yarattığı benlikleri. Bu yok ediş, dahiyane metotlarla vücuda geliyor ve her bir ölüme götürüş zeka pırıltıları saçıyor etrafa. Yağmur yağıyor tüm ağırlığınca. Ve ölüm sonlandırmış çoğulluğu usulca. Zihinde yaratılan kişilikler yok oldukça, bedenlerde ortadan kaybolmakta. Aslında hiç varolmamışlardı, hepsi bir hayalin ,hastalıklı bir beynin yansımasıydı oysa ve bu beyin, kurbanlarını bu yansımaları yerine koyarak ortadan kaldırdıkça ,bir bakıma kendi beyninin ürünü olan bu yan karakterleri noktalamakta. Yola çıkılıyor, olacakları görmeden ve bu yolculuğun nasıl sonlanacağı bilinmeden. Başlıyor tekrar bedenden kopuş ve portakal ağaçlarının arasında, bir numara beliriyor. Bu numara sona kalan kişiliği ortaya koyuyor. Karşısındaysa hiç düşünülemeyecek biri ayakta duruyor. Ve ? fahişelere ikinci bir şans asla sunulmuyor ?.Yönetmen ? james mangold'un bu , insan beyninin sırlarıyla ve psikolojik vurgularla bizi sarmaladığı ve senaryosuyla ,hiç beklenmedik sonlanmasıyla, mekanların sunumunun kusursuzluğuyla, aralara serpiştirdiği flash-becklerlerin yadsınamaz katkısıyla, güçlü bir anlatımın dile gelmesini sağladığı filmi ; psikolojik çözümlemeler yaparak ve insana özgü farklı bir hastalığı konu babında öznesi olarak belirleyerek, hem filmin özgünleşmesini sağlıyor hem de karmaşık kurgulamasıyla izleyicinin, karelerden oluşan ve dağınık bir yapı arz eden olay örgüsünü, kendi içinde bütünleştirerek genele yayması ve birbirinden kopuk seyreder görünen bağlar arasında ortak bir nokta bulmasına yönlendirerek, izleyicinin filmin içine dahil edilmesinin amaçlanması, güçlü bir çekim etkisi ve filme karakter kazandırıyor.Sonuç itibariyle, benden size bu filme dahil olmanız tavsiye ediliyor.