En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Tolgahan
Takipçi
32 değerlendirmeler
Takip Et!
5,0
1 Mart 2010 tarihinde eklendi
Zeki Demirkubuzun bana göre en iyi filmidir.Albert Famusun 'Yabancı' adlı romanından kurgulanmıştır.Hayata karşı hiçbir şey hissetmeyen,duyguları körelmiş,kendini boş akıntıya bırakmış bir insanın öyküsü.Serdarın performansı filmi alıp götürüyor.Filmin süpriz yumurtası ise Engin Günaydın :)
Yazgı, Demirkubuz’un ’’Karanlık üstüne öyküler’’adı altında topladığı serinin ilk filmi.Ortalama bir sinema seyircisi açısından izlenmesi oldukça zor;ama has sinemaseverlerin mutlaka izlemesi gereken gerçek bir başyapıt.Albert Camus’un ’’Yabancı’’adlı romanından uyarlanan filmin merkezinde nihilist bir karakter çizen Musa’yı görüyoruz.Kendisine ve topluma yabancılaşmış ’’buz gibi soğuk’’bir adam Musa.Annesi öldüğünde bile ruhunda en küçük bir üzüntü emaresi göremediğimiz silik bir kişilik.Yaşamla kurduğu ilişki televizyonda izlediği Yeşilçam filmlerinin ötesine geçemiyor.Olaylar karşısındaki kayıtsız tavrıyla,bizleri ’’bu kadar da olmaz’’diyeceğimiz buz gibi bir dünyaya götürüyor.İşyerinden arkadaşı Sinem’in(Z.Tokuş)evlilik teklifine bile ’’Benim için farketmez,sen bilirsin’’diyen, haksız nedenle 4 yıl hapis yattığı süre içerisinde bile ’’gıkı çıkmayan’’bir karakteri bizlere taşıyan gerçektende çok seçkin bir yapıt ’’Yazgı’’. Yönetmen,Albert Camus’un romanındaki karamsar havayı filme taşırken,bunu çağdaş bir sentezle gerçekleştiriyor.Günümüz modern insanının algılayabileceği bir saflığa ve gerçekliğe büründürüyor hikayeyi.Dostoyevski gibi ’’insan beynini avuçlarının içine almış’’bir yazarın romanlarına tutkun biri olarak filmi gerçektende büyük bir beğeniyle izledim.Özellikle Musa’nın hapisten çıkıp, savcıyla 10-15 dakikayı bulan bir tartışmaya giriştiği sahne beni fazlasıyla heyecanlandırdı.Varoluşsal çözümlemelerin yapıldığı, ’’Dostoyevskivari’’bir zeminde ilerleyen, felsefe açılımlarla yüklü konuşmalar gerçektende ustaca kotarılmıştı.Filmin vermek istediği mesajın tam anlamıyla billurlaştığı ’’gürül gürül’’akan bir sekanstı benim için. Serdar Orçin’in çok başarılı bir oyunculuk sergilediği filmde diğer oyuncular da son derece başarılıydı.Bir ’’iletişimsizlik ve yabancılaştırma unsuru’’olarak betimlenen ’televizyon’ Demirkubuz’un vazgeçemediği bir öğe olarak tekrar karşımıza çıkmaktaydı.Hiç müziğin kullanılmadığı film, bu yönüyle radikal bir yönetmenin ’biçim idrakının’ne denli farklı olabileceğini kanıtlamaktaydı. Minimalist bir anlatım ve sadeliğin boy boy filiz verdiği ’’Yazgı’’, bence Zeki Demirkubuz’un en iyi filmi.Hollywood bombardımanın gölgesinde kaldığı için belki değeri bir avuç insan tarafından bilinecek;ama ne olursa olsun Türk sinemasındaki seçkin yerini sonuna kadar koruyacak...
birde Türk sineması öldü diyorlar...şu iki senedir Türk sineması bence çok uzun bir yol kaydetti...iki senedir yapılan o kadar kendine özgü okadar harika filmler vardı ki...çok kaliteli yapımlar insanlarımızın Türk sinemasına olan önyargıları nedeniyle 15 bin 20 bin seyirciye oynadı...ama bunun yanında box offıce için yapılan iyi kötü filmlerde seyirci rekorlarını alt üst etti...örneğin bir Vızontele Türkiye'de gelmiş geçmiş en çok seyirci toplayan film oldu...bunun yanında dünya festivallerinde önceki yıllara rastlanmayacak kadar çok filmimiz yarıştı..ve buralardan birçok ödülle döndüler...ama ülkelerinde 15-20 bin seyirciye hitap ettiler...karşımızda yine böyle bir film var...Zeki Demirkubuz seyirciyi değilde daha çok kendine bir film yapmak istemiş..daha doğrusu bir seri oluşturmak...bir ropartajda serinin bu ilk filminden başına gelicekleri filmi vizyona girmeden anlatıyordu...bu film izliyenler tarafından çok sevilecek..ama 15-20 bin kişi bu filmi görecek...bunu çok iyi biliyor Demirkubuz...çünkü artık gelişen sinemamızda bu tür filmlerin değeri bukadar insan tarafından ölçülüyor...İnsanlarımızın Türk sinemasına olan önyargıları nedeniyle butür başyapıtlar box offıce'lerde yokları oynuyor...neyse şimdi filme dönücek olursak...öncelikle hemen Demirkubuz'un filmdeki ağırlığı hissediliyor...yönetmenlik açısından çok başarılı bir film..geniş planlar...ve Türk sinemasında şimdiye kadar pak fazla izlemediğimiz hatta görmediğimiz bir şekilde kamera hareketlerleri...Sesli çekimler...aslında bize hemen HANEKE'nin Bilinmeyen Kod'unu hatırlatıyor..hatta çok fazlada anımsatıyor..ama ben bunu hiç yadırgamadım..hatta çok hoşuma gitti bile diyebilirim...senaryosu çok sağlam.kastıngi çok iyi oluşturulmuş...oyuncuları mükemmel....yani filmde herşey çok harika..yaratılan atmosfer hemen izleyiciyi filme çekiyor...uzun bir film ..ama sürenin nekadar çabuk geçtiğini anlamıyorsunuz bile...anlatılanlar çok sıradan olaylar..ama başrol oyuncusu Serdar Orçin sayesinde ''olmaz artık bukadar'' diyerek seyrediyoruz...onun üzülmediği hatta beni ilgilendirmez dediği sahnelerde seyirci hüzünleniyor ve sanki yapılanlar kendisine yapılmış gibi ''ama bu beni ilgilendirir'' diyip sinirleniyor..yani film seyirciyi hem üzüyor,hem sinirlendiriyor,hemde güldürüyor...böylece Demirkubuzda seyirci üstünde kurmak istediği atmosferi hemen yakalıyor...ve seyreden herkez belki kendinden birşeyler bulduğu için belkide iyiki bana böyle şeyler olmuyor dediği için filmi çok beyeniyor....tabi beyenmiyenlerde olucaktır..ama beyenmiyenler senaryodan değilde yönetmenin filmi bize anlatış şeklini beyenmiyecektir...tabi akla hemen bir soru geliyor...Antalya Film Festivali'nin jürisi niye bu filmi beyenmedi??? doğrusunu isterseniz bunu bende anlıyamadım..Büyük Adam Küçük Aşk bu filmden çokmu daha iyiydi??? benim cevabım Hayır!!! hatta Büyük Adam... çok kötü bir filmdi şeklinde olur..ama olan oldu..Jüri kararını verdi..ödüller gideceği yerlere gitti... ama bir çok yabancı festivalden bence ödülle dönecektir...
son olarak Masumiyet'te Haluk Bilginer Yazgı'da Demir Karahan...bize kaybeden insanların portrelerini öyle gerçekci sunuyorlarki...bana göre ikiside tam oscar'lık oyun çıkarıyorlar...
film çok kısa sinemalarımızda kalacaktır..ve çok az insan tarafından seyredilecektir..bence sizde bu az sayıdaki iyi film seyretme mutluluğunu tadmış seyirci arasında yerinizi alın..kaçırılmaması gereken bir film..mutlaka izleyin...
Türk sinema tarihi açısından bir millattır bu film..
Musa karakteri gibi derin bir karakteri öyle kolay kolay kimse anlayamaz!
ayat aslında anlamsız bir bulanıklıktır ama ona anlam katabilmek gerekir. Mutlaka bir tercihiniz olmalı ona dayanmalı onun için mücadele etmelisiniz. Tercihliksiz de bir tercihtir.... Albert Camus
zeki demirkubuz bir defa daha insanın en derinde kalan sezgilerini ulaşılmaz bir saydamlıkla ortaya çıkarıyor filmin başkarakteri musa hayata bir katkısı olamayacağını düşünerek hayattaki herşeye sebebsiz bir kayıtsızlık duymaktadır üstelik hayattaki bu kayıtsızlığından ve hayata karşı olan bu korkusundan dolayıda kendini nedensizce suçlu hissetmektedir ki kendisini altadan karısına bile kızacak cesareti yada bir iftirayla karşılaştığında dahi tepkisiz kalarak kendi mutsuzluğunu haketmeye annesinin ölümüne sevinerek daimi yanlızlığna tam olarak sahip çıkmak istmemektedir işte böylesine derinlemesine sahip bir film ki üstte yazdıklarım filmin ancak bir kaç karesini tasvir edebilir size sinema tarihinde görülmüş en doyurucu alt metinlere sahip olan filmlerden biri film hayatımızı sadece biz insanlara özgü bir olgu olan sezgilerimize dayarak mı yoksa toplumun baskıcı ve totoliter kurallarına uygun bir senaryo yazıp bu senaryoyu mu hayatımıza uygulayacağız işte bu soruyu soran harika bir başyapıt
zeki demirkubuzu çok seviyorum her filmi çok iyi sanırım godard gibi ustalardan önce kendi sinemamızdaki ustaları tanımam daha iyi oldu son sahneye sıkıcı diyenler sanırım filmin bütününde uyudular
bu film izlediğim en enteresan filmlerden biriydi , hemde türk yapımı.yönetmenin şimdiye kadar kötü filmine rast gelmedim.farklı senaryolar , farklı anlatım ve klişeden uzak filmler.yazgı çok farklı ve apayrı bi film , uzun aradan sonra bana birşeyler katan bir film izlemek beni çok tatmin etti.yönetmene , türk sinemasına katkılarından dolayı teşekkür ederim.10/10
Filmi biraz önce türkmax ta seyrettim ve hemen yorumyazmak için bilgisayarın başına geçtim.TÜrkiyenin "Zeki Demirkubuz" gibi yönetmenlere çok çok çok ama çok ihtiyacı var.Kurgu senaryo serdar orçin tabiki zeki demirkubuz harikaydılar kendimi filme kaptırdım resmen filmin başından 1 sn olsun kalkmadım nefes alamadım denir ya aynen öle izlediğim türk filmlerinin 1.sırasında olucak harikasın zeki abi...
harika bir şaheser , bir camus romanı ancak bu şekilde uyarlanabilirdi. hele Türkiye ye uyarlanabilmeside gerçekten büyük maharet isterki , başarılmış gerçekten . 10/10
Masumiyet daha fazla beğinilir genelde ama bence bu film bir gömlek daha üstündür ve yönetmenin başyapıtıdır.Aşılması güç bir noktadadır ve bu lezzette bir filmi yönetmende yapamamıştır bir daha
Benim için farketmez Musa için gerçekten farketmezmiydi. Madem farketmiyordu neden başkasının kavgasında silah sıkmayı tercih etti. İlginç bir karakter. Hukuk fakültesinde son sınıfa gelecek kadar nasıl dayandı ve neden son senede bıraktı. Adalete olan duygusu nasıl olsa farketmez miydi. Ama ozaman okadar yıl niye okudu nasıl okudu. Yinede harika bir film .
Gecenin bir yarısı ilk kez zeki demirkubuz filmi izledim. İyiki izlemişim, sanırım bundan sonra bütün filmlerini tek tek izleyicem. Tek sorun şu ki bu filmi çevrem de birisiyle oturup konuşamıyacak olmam. Bu filmi kime nasıl anlatabilirsin bilmiyorum. Ama resmen türk sinemasının bambaşka bir boyutu bu film.
Hiçlik üzerine güzel bir yapım, Albert Camus derlemesi dense de, bizim kültürümüze güzel bir uyarlama. Nihilizm bir inanç olsa da insanoğlunun bazı asgari ihtiyaçlarının karşılandığı gelecek kaygısı olmayan insanların düşüncesi olarak nitelendirebilirim. Yazgı filmi bu konuda başarılı olsa da Hiçlik için dahi birşeylerin olması kanaatindeyim. Hiçbirşeyin yoksa nihilist dahi olamazsın.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.