Senaryosunu...
Boris Pasternak'ın aynı isimli romanından (1957) uyarlayarak Robert Bolt'un kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da David Lean'in oturmak da olduğu "Doctor Zhivago"; destansı nitelikteki, romantik bir drama olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
5'er kategorideki Academy ve Golden Globe ödüllerini kazanmasının yanı sıra...
Gecikerek de olsa, Türkiye'de vizyona girdiği yıl, Ankara'nın Cebeci semtindeki, şimdi yerinde yeller esen (Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerinden birkaç blok geride ve onlarla aynı sıradaki) İnci Sineması'nda...
Haftalar boyunca kapalı gişe oynarken, filmdekine benzer...
Karlı, karanlık ve soğuk bir kış sabahının erken saatlerinde kuyruğa girip bilet alarak...
***
Hem de...
Siyah-beyaz ve bant yayını şeklinde de olsa, TV ekranlarından ortaya fırlayarak...
Yaşam tarzımızı değiştirmesi beklenen televizyon dizi ve programlarının, henüz bizleri biçimlendiremediği (ve bunu, asla da beceremediği) 12-13 yaşlarında...
Ne yazık ki, şu an hayat da olmayan ve "bu yorumu, ona adadığımız" bizden iki yaş küçük kardeşimizle birlik de izleme fırsatı bulduğumuz bu filme...
İlk günkü hevesle, yeniden biraz daha yakından bakalım...
***
Korgeneral Yevgraf Andreyevich Zhivago (Alec Guinness), üvey kardeşi Dr. Yuri Andreyevich Zhivago (Omar Sharif) ile Larissa Ameliava "Lara" Antipova'nın (Julie Christie) kızlarını aramak da...
Ve...
Genç bir baraj işçisi olan Tanya Komarova'nın, yeğeni olabileceğini düşünen aynı Yevgraf...
Bunun nedenini, mazideki geçmiş günlere, şöyle bir uzanarak...
Ona da açıklamak da...
***
Böylelikle de...
Hikayede, on yıllar öncesine dönülerek...
Annesinin cenazesine katılan, 8 yaşlarındaki (Omar Sharif'in gerçek oğlu Tarek Sharif'in canlandırdığı) küçük Yuri...
Kendisini himayelerine alan...
Yakın aile dostları Alexander Maximovich (Ralph Richardson) ve Anna Gromeko (Siobhán McKenna) tarafından Moskova'ya götürülür...
***
1913 yılına gelindiğinde...
Artık bir hekim ve şair olan Yuri Zhivago, Paris'teki eğitiminden sonra Gromekoların kızı Tonya (Geraldine Chaplin) ile nişanlanır...
Ardından da evlenirken...
17 yaşındaki Lara ise, annesinin sevgilisi milyarder iş insanı Victor Ippolitovich Komarovsky (Rod Steiger) tarafından...
Baştan çıkartılmaktadır...
***
İşte...
Kısaca çizmeye uğraştığımız...
Bu ana çerçeve içerisinde...
Kafayı Lara'ya takan Komarovsky...
Zenginliği sayesinde, gözünü boyadığı genç kıza...
Gittikleri, ziyadesiyle gösterişli ve bir o kadar da etkili bir davetin bitiminde ona sahip olmaya çalışırken...
***
Hemen hemen...
Aynı gecenin geç saatlerinde...
Lara'yı gerçekten seven ve onunla evlenmek de isteyen ...
Pasha Antipov'un da (Tom Courtenay) aralarında bulunduğu, Çarlık karşıtı gösterici bir grup...
Çarın süvari birliklerince, kılıçtan geçirilir...
***
Bu arada...
Kızıyla Komarovsky arasındaki ilişkiyi öğrenen Lara'nın annesi intihara kalkışırken...
Komarovsky'de, kendisine tutulduğu...
Ayan beyan ortada olan...
Ama, annesini üzmemek uğruna...
İstemeye istemeye de olsa Pasha ile evlenmeye razı gelen Lara'yı, bu eyleminden vazgeçirmeye uğraşmak da...
***
Bütün bunlar yaşanırken...
Kendisine karşı...
Çok da büyük bir direnç göstermeyen Lara'ya, punduna getirip tecavüz eden Komarovsky'i...
Bir Noel gecesi eğlencesinde Lara...
Kendi emanetinde bulunan, Pasha'ya ait bir silahla elinden yaralarken...
***
Lara'nın, Komarovsky ile olan ilişkisinden haberdar olmasına rağmen Pasha...
Onunla evlenerek Moskova'dan ayrılır...
***
Derken...
Çok geçmez ve Yuri'nin ordu doktoru...
Lara'nın da hemşire olarak cephede yollarının kesişeceği...
Birinci Dünya Savaşı patlak verir...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 77...
***
Yaşanacaklara damgasını vuracak karakterleri, yukarıda teker teker paylaştığımız filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; beklenilmedik sürprizlerin birbirini izleyeceği...
Nefes kesici kalitedeki, 120 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,