En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
KaliteTAKİP
Takipçi
898 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
15 Ekim 2014 tarihinde eklendi
Nuri Bilge Ceylan'ın derin derin boşluğa baktırıp hayatı size tam anlamıyla yaşattığı bir tarzı var filmlerinde. doğallık yalınlık bu kadar keskin mi hissettirilir filmlerinde. durağan ve sakin ilerleyen filmlerden hoşlanmayan insanlara hitap etmeyebilir ancak çok değerli yönetmenin her filmi gibi bu da çok anlam taşıyor bence. izleyin pişman olmazsınız iyi seyirler...
NBC kamerası, renkli görme yeteneğine sahip bir çift canlı gözü hizasındadır. Akıp giden şeritteki şarki ağıradımlık ve ürperten çıplaklık için başka bir ifade bulamadım. Bakmak, görmek gibi laf ebeliklerine girmeyeceğim. Bakan bir çift göz için film başlıyor:HikayeYusuf (M.Emin Toprak) genel geçim sıkıntısı, işten çıkarılma gibi örtülü nedenlerle kasabadan ayrılıp İstanbula gelir.(aslında kasabada hayal kurmaktan bıkmıştır, gemisine kavuşup, özgürlüğe ve cep dolusu paraya kavuşmak ister) Hısımı Mahmutla (Muzaffer Özdemir) geliş günüde sözleşmişlerdir ancak Mahmut bunu hatırlamaz bile. Yusufun biricik hayalini kurduğu şeyin ilk adımını Mahmut hatırlamaz bile. Böylece film ilk gözünü atar izleyiciye.Filmin devamını izleyici kurgulamaya başlar yavaş yavaş... Olsun, Nuri Bilge ustanın umurunda olmaz bu durum.Film, Yönetmenin fotoğrafçılık yanına yaslanmıştır az biraz; apartman dairesine vizörden bakar bu filmi izleyenler...Çıplak gözle!MahmutModern birey kimdir? El cevap: Kendisini bir apartıman dairesine kilitlemiş, sözüm ona kendisini tamamlamış?! Tüm dışarıdakilere duvarlarını örmüş, sevenlerini, dostane bir gülümsemeyi yakıp yıkmış ilaahir hilkat garibesi kişidir. Pekiyi bu kendini tamalama işi nasıl cereyan ediyor? Anlatayım: Taşradan kalkıp elinizde bir tahta bavulla büyükşehire geliyorsunuz; açlık... sefalet... Gel zaman yüksek tahsilinizi sanat alanında yapmış buluyorsunuz kendinizi, kaderin cilvesine bakın... Yürlü ayak oyunlarını, kumpasları alt edip, türlü hakaret ve zilleti nefse çekip teşbihte hata olmaz; adeta hayatınızı kazıyorsunuz tırnaklarınızla (bu arada kininiz tırmanıyor) ... İşinizin sahibisiniz artık, kalın kitaplar okuyorsunuz durmadan, hayatı okuyor, yüzleri çiziyorsunuz bakmadan...Banklara yalnız oturuyor, uzaklara bakıyorsunuz... Kendi mesabenizden üçü beşi geçmeyen arkadaşlarınızla barda, şurda burda bir araya geliyorsunuz. Bir iki artistik mevzu hakkında avamın anlayamayacağı dilde kelam ettikten sonra asıl konu olan karı kız mevzusuna giriyorsunuz...Eve dönüyorsunuz, yalnızsınız... Derken beş on dakika boyunca tek kelam işitemeyen seyirciyi, o güzelim çekingeliğiyle telesekreter??!! e konuşan bir ’Anne’nin bıraktığı hüzün dolduruyor. Annenizin sesi dibinizdeki ahizede ve siz davranıp konuşmuyorsunuz onla. Yapmayın efendi! Yapmayalım lütfen! Filme geriden, telesekreter imgesiyle girilmesi bu açıdan manidar. (imgesel diyorum çünkü N.B. Ceylan filmi Bergman, Tarkovski ekseninde imgeseldir).
Öncelikle sanatsal bir film olduğunu belirtmek gerek yani kimi çok sıkıcı bulucaktır bu filmi de kimi de kendinden bir şeyler bulup beğenecektir ben beğendim.Vermek istediği mesajlar,anlatmak istediği şeyler açısından önemli ve nuri bilge ceylanda zaten aslen bir fotoğrafçıdır bazen sizi filmden ziyade doğa fotoğraflarının olduğu bir sanat galerisinde olduğunuz hissine kaptıran çekimler gerçekten görülmeye değer bence hayata değişik bir pencereden yalnızlıktan bakıyor ..
Görüntüler harikaydı, kalitesini belli eden ve kesinlikle bahsedilmesi gereken bir detay.Anlattıklarıyla hissettirdikleri o kadar birbirine bağlı ki filmin herhangi bir sessiz sahnesinde ekran dışında herhangi bir yere baktığınızda sizi titretebilecek cinsten.Kısacası gayet başarılı bir NBC yapımı.8/10
Türk sinemasının son 20 yılda ürettiği onca film içerisinden ''Duvara Karşı'' ve ''Uzak'''ın benim için yeri çok ayrıdır. Bu iki filmde yaşanmışlıklar ilgili filmlerdir aslında. Filmlerde anlatılan şeyler ucundan da olsa hayatınıza dokunmamışsa bu tarz filmler size dokunmaz ve hatta sıkıcı bile gelebilir. Yalnızlık. Arzulara, isteklere, ulaşılmak istenene ulaşılamaz derece ''uzak'' olmak.Belki bugün size hiçbir anlam ifade etmeyen, sıkıcı gelen ''Uzak'' filmi sizi mutlu etmeli. Demek ki bu yaşınıza kadar ''dert üstü murat üstü'' yaşantınız hala son bulmamış :) Kelimeler gereksiz aslında bu bir his filmi. Niye yazıyorsam hala?
N. B. Ceylan’ın sinemasal anlatım yönünde olgunlaştığının göstergesi fakat görüntünün soğuduğu , Ceylan’ın kamera gözünü kaybettiği gibi yorumlara insanı sürükleyebilecek türde bir film.Film sırasında düşünmeden edemedim.Bu adam köyde , doğal mekanlarda görüntü konusunda devleşiyor fakat metropole , teknolojinin soğuk havasını içine çektiği mekanlarda alelade bir dizi çeker gibi hava oluşturmaya başlıyor.Hikayenin gidişatını pek fazla etkilemese de bu ayrıntı çoğu zaman insanı rahatsız edebiliyor.Ayrıntılara fazla takılmadan meramını anlatmaya çalışan Ceylan , yan hikayelere de pek fazla önem vermeden seyirciye sunmaya çalışıyor ve nitekim bu da pek fazla gözü yormuyor.Köyde görüp tanıdığımız iki karakter , filmin temelini oluşturuyor ve hikaye onların üzerinde işlemeye başlıyor.Bir nevi Mayıs Sıkıntısı’nın devamı niteliğine bürünüyor.Mehmet Emin Toprak’ın canlandırdığı karakter köyünden ’uzak’lara gidiyor ve İstanbul’a geliyor.Burada ideallerinden ’uzak’laşmış tanıdığının yanına geliyor.Birbirlerine ’uzak’ iki insan mecburi bir yakınlaşma yaşamak zorunda kalıyorlar fakat ne demiş şair ’’En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir.’’.Bunun sonucunda kıvrılan , bükülen hayatlar , zoraki hayati değişimler kaçınılması zor sonlardan bazıları haline geliveriyor.Köyünden ’uzak’ bir insanın ülke sınırları içinde bile olsa aslında ne kadar da uzak yerlerin havasını soluduğunu anlaması , hayatını değiştireceği , ona yön vereceği şeyler her ne kadar gözünün önünde bile olsa aslında ona ne kadar uzakta olduğunu görmesi , belki de eğer üçlemeye komple bir bakış atacak olursak , metropol hayatının ne kadar zor , köy hayatının ne kadar zor ve aslında her çeşit hayatın ve her yerdeki hayatın zor ve anlaşılması güç olduğunun farkına varılması , tüm hayallerin sonuçta bir hayal ve her sıkıntının sonuçta bir sıkıntı olduğunun bilinmesi adına yapılmış en önemli yapıtlar bütününü oluşturduğu için aslında Ceylan için ne söylesek şu durumda belki de dönüp dolaşıp aslında kifayetsizlik sınırlarına dayanacağımız bir film.
Uzak Nuri Bilge Ceylan'ın başyapıtı,Türk sinemasının bir kilometre taşıdır kesinlikle.Sinema seyircisini incelikle ikiye ayıran gerçek sinema seyircisini ortaya çıkaran bir film.Kamerayla fotoğraf makinesinin birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu bilen bir yönetmenin filmi Uzak.İyi ki varsın NURİ BİLGE CEYLAN...
uzak türk sinema tarihinde bir dönüm noktası bence.:)nuri bilge ceylan sineması türk sinemasında ayrıca incelenmesi gereken ve belli bir yeri olması gereken bir proje ve araştırma konusu. uzak çok yalın,abartısız ve sanatını konuşturan bir film...nuri bilge ceylan hep bu çizgide devam etmeli bence...
2007 yılında DVD den izlediğim Uzak adlı şaheserin hala etkisindeyim.Türk sinemasında çekilmiş en muhteşem yapımlardan biri.Muhteşem İstanbul manzaraları ve Mehmet Emin Toprak ve Muzafffer Özdemirin oyunculukları harikaydı.Bu filmi izlememek büyük kayıp.Sinemaseverlere izlemesini ve arşivlemesini öneririm.
’’Gençliğinin yalnızlığın karanlık zindanlarında geçtiğini’’birçok roportajında ifşa eden Nuri Bilge Ceylan içini kemiren o ürpertici yalnızlığa ’’uzak’’filmiyle ’sessiz’ çareler arasa da senaryodan çok kameraya yaslanan sinema anlayışıyla eksik bir tat bırakıyor nedense...Özünde içe dönük hikayeleri,yalnızlığı temel alan kişiye odaklı mizansen anlayışını fazlasıyla önemserim.Theo Angeleupulos’da,Tarkovsky’de,Bergman’da gördüğümüz bu yaklaşım kişisel alana yoğunlaşarak Mehmet Rauf’un tıpkı’’Eylül’’adlı kitabında olduğu gibi bir türlü akmayan sinir bozucu bir psikolojik kulvara sürüklese de bizleri anlatılanlar kişinin kendisiyle yüzleşmesinde ve dış dünya ile kurduğu kişisel bağı tekrar gözden geçirmede aracı rol oynar... ’’Uzak’’tam da bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir film...Mahmut,insanlar ile sosyal ilişkisini minumuma indirmiş,bir tür suçluluk duygusuyla yakınlarından ’’uzak’’laşmış soğuk bir kişilik.Akrabası Yusuf’un beklenmedik ziyaretiyle huysuzluk emareleri iyice ayyuka çıkıyor,özgürlük alanına yapılan bu müdaheleyi pek kaldıramıyor.O herkese ’uzak’ yaşamı içerisinde örneğin annesinin hastalığına kayıtsız kalabiyor.Kız kardeşiyle ilişkisi de olması gereken düzeyde değil.Eski karısı Nazan da bu ilgisizlikten payını alanlar arasında.Ayrıldıkları sırada hamile olduğu için kürtaj yaptıran ve sonraki evliliğine ’çocuksuz’devam eden eski karısına da meramını açmaktan ’’uzak’’bir görüntü çiziyor Mahmut.Kentli-aydın kimliğine karşın eski ideallerinden ’’uzak’’laşmış bu orta sınıf üyesi küçük burjuva ile, taşralı Yusuf arasındaki çatışma filmin en güçlü gerilim hattını oluşturuyor.Yusuf kent kültürüne adapte olmaya çalışan,hayat karşısında fazlasıyla donanımsız görüntüsü içerisinde ’taşra’lılığın getirdiği çocuksu bir saflığı da üzerinde taşıyor.Mahmut’a nazaran insanlara daha çok yaklaşmaya çalışan,gemilerde kendine sürekli iş arayan,yoksul balıkçı kahvelerini mekan edinen,yoksunluğun ortaya çıkardığı engelleri Mahmut’dan yardım dilenerek göğüslemeye çalışan bir prototip.İş noktasında Mahmut’tan torpil dilendiği bir sahnede ’taşralı’’lığı en acımasız şekilde yüzüne vurulan filmin diğer ’’kaybedeni’’. Mahmut cinsel ihtiyaçlarını yer yer evine davet ettiği kız arkadaşı olması muhtemel kişiyle, yer yer de videoya yerleştirdiği ’’porno filmlerle’’kapatmaya çalışırken,Yusuf da karşıt cinse olan ilgisini değişik mekanlarda ortaya koyuyor. (metroda,kitapçılarda hatta apartman dairesinde).Yusuf’u aşağılamayı sürdüren Mahmut, kaybolan bir gümüş saati bahane ederek(kalmakta direnen Yusuf’ta adeta bir suçluluk duygusu uyandırarak) inceden ’’hırsızlıkla’’itham ettiği Yusuftan sonunda kurtulmayı başarabiliyor.Yusuf’un odayı boşalttığını anlayan ,yatağın üzerinde o ’içilmez’ dediği Samsun sigarayı bulan Mahmut eşsiz bir şehir görüntüsü altında Yusuf’dan kalan sigarayı tellendirirken belki de içindeki ’’uzak’’la da yüzleşme yoluna gitmiş oluyor... Nuri Bilge Ceylan Tarkovskyivari uzun planlarla duru bir görsellik yakalasa da bir filmde olmazsa olmaz olarak gördüğüm ’’senaryo’’ayağını çok iyi biçimleyememiş kanımca.Ben bu noktada tiradlar olmalıydı demiyorum ,ama en azından dramatik doku asgari düzeyde de olsa diyaloglarla desteklenmeliydi diyorum.(10dakika konuşulmadı bir sahnede)Sadece kameraya ve görselliğe yaslanan bir minimalist sinema anlayışı bu nedenle bana ’’uzak’’.Ben bir filmde alt metinlerin gümbür gümbür çağlaması gerektiğini düşünüyorum.Uzak bizlere nicedir ’’uzak’’ olduğumuz evrensel ölçekteki bir başarıyı(cannes film festivali)getirmiş olsa da bu haliyle bu filmin ’’eğreti’’bir yanının olduğunu düşünüyorum.Bu ise tamamen kişisel tercihlerle ilgili bir durum;son noktada NBC’nin -nesnel bir yaklaşımla-Fransız orjinli minimalist sinema anlayışının Türkiye’deki en büyük temsilcilerinden biri olduğu yadsınamaz bir gerçek...
Asagidaki linkten 27 Ocak'ta verilecek BBC4 Dunya Sinemasi Odulleri'ne en iyi film dalinda aday olan aralarinda Nuri Bilge Ceylan'in Uzak'inin da bulundugu 6 filmin listesine ulasabilirsiniz. Uzak'a oy vermeniz de hos olur tabii...
"uzak" yanımızdaki dünyada yaşıyan ama o dünyadan uzak olan insanların öyküsü..sözlerden çok görüntülerin konuştuğu duyguların anlatıldığı bir dünya..her karesi her saniyesi başka dünyalara alıp götüren uzağı yakına getirmeyen aksine bizide uzaklara götüren bir film..N.B. Ceylan pek çoklarını memnun etmiyecek bir film yapmış yine..yine kendi dünyasını yine kendi öyküsünü perdeye yansıtmış..ne hasılat için bir televole yüzü nede isim yapsın diye filmle ilgili bir yaygara koparmamış..öyleki kendi filmiyle ilgili konuşmaya gelen gazetecilere bile " bana sormayın gidip filmi seyredip istediğinizi yazın" diye bilecek kadar popülist bir insan.. o halkı için film çekmiyor..yada türk sinemasını kurtarmak için..o tamamen kendisi için film çekiyor..çünkü bu işten zevk alıyor..para kazanmak umrunda bile değil..kasaba ve mayıs sıkıntısın dan sonra serinin son filmi uzak'ta yine herşeyi en amatörce bir okadarda profesyenelce bizlere anlatıyor..zeki demirkubuz ve n.b. ceylan kendi filmlerini yapmaya devam edecekler yine..ve yine 3-5 bin seyirciye oynayacaklar..bu kimin umrunda..onlar türk sinemasının şu anki en iyi yönetmenleri..ve türk sinemasının en iyi filmlerine imza atmaya devam edicekler.. "uzak" filminin finalindeki gibi ansızın giden m.emin toprak'ta hafızalarımızda gördüğümüz en iyi amatör oyuncu olarak yer edicek..
Uzak türk sinemasının en iyi filmlerinden biri..eğer hala görmediyseniz çok şey kaçırdığınızı en azından türk sinemasının nerelere geldiğini görmeniz açısından iyi bir deneyim olacağını bilmelisiniz..
Yalnızlık eğer bir filmin damarlarında geziyorsa zaten bu bir artı etkendir....... Hayat umulmadık ve beklenmediktir çoğu zaman,,, askının arkasında kalan Yılmaz Güney posteride bilir bunu,,, ve ceylan da anlamıştır aslında yalnızlığın bir ova kadar düz olduğunu anlamıştır.... Bunlar hepsinin içindeki bir kirlenmişlik sarar insanı e sonuç budur.....yalnızlık...... Yapıp yapabilceğin herşey oturup denizi seyrederken reddettiğin sigarayı içmekle mi kalacak.....Galiba evet....
Mayıs Sıkıntısından sonra izledğim en iyi Türk Filmi ve Usta oyuncu Mehmet Emin Toprak'ın son filmi izlenmesi gereken değil izlenmesi şart olan bir film
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.