En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
JeanClaudeVanDamme
Takipçi
1.209 değerlendirmeler
Takip Et!
3,0
2 Eylül 2012 tarihinde eklendi
İlk film için söylenecek her şey ''Before Sunset'' için de geçerli.Yine bir an olsun kesilmeyen diyalogları takip etmek baş döndürücü oluyor ve yine (bu sefer orta yaşlara yaklaşmış) iki kişinin hayata dair pek de matah olmayan fikir ve tespitleriyle başlayıp bitiyor.Richard Linklater'ın zaman içinde daha iyi bir yönetmen olduğu bariz hissediliyor bu bölümde ve bu sefer daha serinkanlı ve olgun bir film var.Süre açısından daha kısa olması da ilk filme göre artılarından.Daha başarılı olduğunu düşünüyorum.
Spoiler içeren ve yönetmene giderli bir yorum olacak. Haberiniz olsun...
spoiler: Başına mı yoksa sonuna mı söveyim derken sinirim geçti. Sinirim de filmin kötü olmasına değil. Sondan başlıyorum; Linklater beyefendi, bir film böyle bir sonla biter mi ? Hayır bir de sonraki filmi 9 yıl sonra çekmiş adam ya. Hani ben tamam şimdi izledim, diğerini de kısa bir süre de izleyebilirim. Ama şu seriyi 95 te izleyip sonra 2004 ü bekleyip bu filmi izledikten sonra da 2013'e kadar bekleyen insanlar var. Yazık değil mi o adamlara. 9 yıl da neymiş aga. Öhh be, insan öyle bir film olduğunu unutur. Gerçi ilk film pek unutulacak cinsten bir film değil tabi. Sonu demiştim evet yani filmi yarıda kesip bırakmış adeta. Tamam uçak kaçtı da sonra ? Sonrası için 9 yıl bekleyin demiş, film severlere Linklater bey. Oğlum sen mazoşist misin, zevk mi alıyosun ? Neden insanlara 6 ay deyipte 9 yıl bekletiyorsun. Neymiş, babaannesi ölmüşmüş. Yok canım. Babaannesini gömüp gideydi hemen. Ya da oraya kendi adına birini gönderseydi. Bir şekilde bir mesaj yollamaya çalışsaydı. Adam 6 ay sonra uçaklara atlayıp geliyor, bizimki oradan kalkıp gelemiyor. Çok ayıp ettin Celine. İlk filmde seni çok sevmiştim ama bu çok ağır oldu. Adam yıllarca unutamamış baksana kitap bile yazmış.
Neyse bu kadar sövme yeter. Yine kaliteli diyalogların olduğu, yine düşündüren bir film. Yalnız bu seferki biraz daha hüzünlü ve kederli gibiydi. Sanki yılların getirdiği tecrübe ve mutsuzluk yüzlerine vurmuş gibiydi. Ben ilk filme aşık oldum. O yüzden bu film için aynı duyguları besleyemedim. Ama yine de ilk filmi izleyenlerin mutlaka izlemesi gerektiği bir film. İyi seyirler... (Criticker Puanım: 70/100, IMDb: 7/10)
Bol ve dolu dolu olan diyaloglar içeren, içinizi ısıtan, gerçek aşkın varlığını anlatan keşke bitmeseydi diyeceğiniz ve devam filmlerinin kaderini taşımayan yani gerçekten iyi olan bir yapım.
ilk başlarda diyaloglar sıksa da sonrasında sizi içine almaya başlıyor. birbirini uzun süredir görmeyen eski aşıkların konuşabilecekleri konular tüm gerçekçiliği ile yansıtılmış. çok doğal ve keyifli. süresi de tam kıvamında olunca keyifli bir seyirlik olmuş.7/10
9 yıl ne be vicdansızlar ulan neden daha erken çekmedin bu filmi bari 2 yıl sonra new york da tanışmalarıyla alakalı film çekilebilirdi. Yani ben olsam kızın new yorka geldiği zaman o adamı aradığını o tarz bir macera olabilirdi daha iyi olurdu. Yani kimse kusura bakmasın ama bu film tamam güzel ama ilk filmdeki heyecanı yakalayamamış zaten yakalamasını beklemezdim çünkü o ilk tanışmalar başkadır hele film 2 kişi üzerineyse zordur. Ama en azından 1997 veya 1998 de çekilseydi çok daha iyi olurdu. Bu filmi ben pek beğenmedim olmamış. Puanım 10/6.5
külliyen yalan ya da yeşilçam filmi tadında.gerçeklikten uzak..filme dair en cok sevdiğim şey ise;
" Daydream delusion Limousine Eyelash Oh, baby with your pretty face Drop a tear in my wineglass Look at those big eyes See what you mean to me Sweet cakes and -milkshakes- (laughs) I am a delusion angel I am a fantasy parade I want you to know what I think Don't want you to guess anymore You have no idea where I came from We have no idea where we're going Launched in life Like branches in the river Flowing downstream Caught in the current I'll carry you. You'll carry me That's how it could be Don't you know me,(poet hands poem back) Don't you know me by now?? "
Kesinlikle başlangıç sahnesinden bile 2 puan kıracağım bir devam filmi. Bir tek bana mı anormal geldi bilmiyorum ama yıllar sonra karşılaştıklarında sanki sürekli birbirini gören insan enerjisi vermeleri aşırı anlamsız değil miydi? Aradan dokuz sene geçiyor ve sen bu sürede bu aşkın zihninde bıraktığı o tatlı anıları ile bir kitap yazmaya karar veriyorsun ve hatta iyi bir kitleye ulaştırmayı da başarıyorsun, sonra bir gün imza gününde bu kız karşında beliriyor ve kapıdan çıktığınızda ilkokul arkadaşınla "İş-güç nasıl gidiyor?" minvalinden bir sohbet yapıyorsunuz. Burada kesinlikle bir enerji eksikliği göze çarpıyor.
Garip bir şekilde ilk filmde canlandırdığı karakter olarak pek ısınamadığım erkek başrole bu filmde daha ısındım. Daha olgun bir görüntü çizdi ancak başrol kadın sanki bıraktığımız noktada duruyordu. Yönetmen mevcut romantizmden birkaç film daha üretmektense daha ayakları yere basan bir film tercih ederek takdirimi topladı.
Ancak baştan sona sadece diyaloglar bezenmiş bir film olması sebebiyle sadece birinci filme bağlı kalınarak seyredilebilir. Yani devam filmi, önceki filmlerinden bağımsız olan türlerden değil. İlk filmi izlemiş ve sevmiş olmanız lazım ki bu diyaloglarla bezenmiş kısa devam filmine katlanabilesiniz.
Sıcak bir tarafı var, izlerken bir rahatlama geliyor. Sıkıcılığın yanında gelen bir gün ışığı havası da rahatlama hissi veriyor ancak daha iyi romantik filmler izledim mi, kesinlikle.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.