Film bir şehirde, aynı vakitte geçen 3 farklı adamın başından öyküleri anlatıyor. Elbette bu 3 ayrı adamın birbiri ile bazı ortak noktaları var. Ortak nokta dediğim yani hepsi 1 kişiyi tanıyor veya aynı yerlerden geçiyor diyeyim. Yani film kırkar dakikalık 3 ayrı parçaya bölünmüş.
Bu ilk parçada polis memuru Hartigan'ın (karizmatik bir Bruce Willis) mesleğinden emekli olacakken karşısına çıkan engelleri ele alıyor. Hartigan, uzun yıllar sonra girdiği hapishaneden çıkar ve tanıdığı Nancy'yi (Jessica Alba) bulur. Daha sonra olaylar gelişir.
İkinci parçada Marv'ın (Mickey Rourke) bir intikam alışına tanık oluyoruz diyebiliriz en kısa ve basit haliyle.
Son olarak Dwight'ın (Clive Owen) bir kötü adamı yakalarken işlerin büyümesi ele alınıyor.
Aslında büyütülecek bir şey yokmuş biri gözüküyor özetin sonucunda değil mi? Aslında işin neticesine bakınca büyütülecek bir şey olmadığı gerçekten de anlaşılıyor ama yine de bu film bir şekilde başarılı olmayı başarıyor. İşte burada filmin olumlu ve olumsuz yanlarına değiniyoruz.
İyi yanları:
Öncelikle film bu basit senaryosunu seyirciye karanlık ve siyah-beyaz tonunda yutturmayı başarıyor. Film zaten bir çizgi romandan uyarlanma, yani akabinde bu film tüm zamanların en uyumlu çizgi roman uyarlamalarından birisi unvanını hak ediyor.
Filmin başrol oyuncuları (Bruce Willis, Clive Owen, Mickey Rourke) ise neredeyse hiç konuşmuyor, onları arka plan sesleri ile dinliyoruz daha çok. Bu da onların karakterini daha karizmatik, ciddi yani filmin ortamına uygun bir biçimde yapmış oluyor ve nedense galiba o oyuncuların en iyi performansı olmuş olabilir. Bu film ekibinin tüm oyuncuları için geçerli.
Ayrıca filmde bildiğiniz Hollywood havalarını aramayın. Bu film diğerlerinden daha basit ama daha bir etkileyici yönde olmuş.
Olumsuz yönleri:
Filmin geneline bakarsak daha da iyi olabilirmiş. Hikayelerin ayrı ayrı olması aslında kendi çapında ayrı bir film yaratıyor ama maalesef sadece bu kadar. Ekstra bir şey yok kısaca.
Aslında Sin City, etkileyici bir çizgi roman uyarlaması kısaca. Oyunculuklar ve tema etkileyici bir düzeyde zaten. Ben bu film ile ilgili sadece bunları hatırlıyorum. Yani gerisi unutulabilir. Bu benim fikrim, başkasına göre nasıl olur bilmem ama türünün hayranları bu filmi sevecek bence. Ben ise bu türün fazla hayranı değilmişim herhalde, o kadar. İzlenebilir. 3.5/5
Filmin yapımındaki isimlere ve oyunculara bakınca bile insan heyecanlanıyor. Her şeyiyle kusursuz bir başyapıt. Tamamen bağımsız ve çok farklı bir film. Mutlaka izlenmeli. 10/10 verdiğim nadir yapımlardan.
Gayet güzel bi filmdi.Kötü film diyen biri Kötü Kızlargibi filme 10 puan vermiş düşünün artık.Siz aldanmayın o yorumlara.Adına uygun gayet keyifli bir filmdi.10/9.
Wolverine555 arkadaşımız aynen şöyle demiş ; Sin City filmi siyah-beyaz çizgi Roman havasından kurtulamamış, sanki çizgi Roman gibiydi film.. EEe adamlaRIn filmi yaPma amaçLaRı buydu zateN.. demekki amaçLaRıNa ulaşMışlaR.. demekki BaşaRılılar.. ;) İlk kez filmi beğenmeyen bir kişiNiN, filmi farKında olmadan ÖvdüğüNü de göRmüş olduk bu sitede.. x)
Evet transboy arkadaşım haklı filmi izlemeye doyamıyoruz 2 saat gibi bir süresi olmasına ragmen bir cok bölüm alınmamış That Yellow bastard bölümlerini hakkıyla çekmişler Sin City hikayesinin de Goldie'den başladığını düşünürsek Rodriguez A babe wore red'le başlamış ama çok kısıtlı olarak bize sunmuş (bi baştan bi ortadan bi sondan hesabı) daha sonra bildiginiz gibi just another saturday night - Goldie ve Marv - Big Fat Kill Sonra tekrar Just another saturday night akabinde That yellow bastard final olarak ise tekrar A babe wore red'i seçmiş bunu yaparken zamanla oynaması güzel olmuş fakat unuttuğu bölümlerde geçilecek gibi bölümler değil A dame to kill for - Hell and back a sin city love story hiç çekilmemiş bu iki hikayedende bir film çıkmayacağına göre bu bölümler ziyan olmuş ikiye bölünüp hiç sahne bırakılmasa çok daha güzel olurdu diye düşünüyorum...
Bağımsız sinemacı Robert Rodriguez ile efsanevi çizgi romancı Frank Millerın birlikte yönettiği ve Quentin Tarantinonun konuk yönetmen olarak katkıda bulunduğu "Günah Şehri", her şeyden çok stiliyle öne çıkan bir film. En sert sokak dövüşçüsü yenilmez Marv (Mickey Rourke), tanrıça kadar güzel Goldie ile beraber olur, fakat onu yataında ölü bulur ve intikam peşindedir. Özel dedektif Dwight (Clive Owen) beladan kaçmaya çalışsa da o onu asla bırakmamakta ve bir polisin katledilmesiyle de arkadaşlarını korumak için ne gerekirse yapmaya çalışmaktadır. Ve de şehirdeki en son dürüst polis Hartigan (Bruce Willis) kariyerinin son saatinde, senatörün sadist oğlundan 11 yaşındaki bir kızı kurtarmak üzere bir grupla beraber işe koyulur, ancak beklenmedik olaylar gerçekleşecektir. Birbirinden farklı bu üç kahramanın öykülerini bir araya getiren yaşadıkları kent olacaktır: Suçun, fuhuşun, şiddetin kol gezdiği karanlık, yozlaşmış, sert, karanlık ve kırık kalpli Günah Şehri.
Günah Şehri:Bu şehirdeki herkes ölümle flört ediyor, bazıları onunla sevişiyor, çoğu onun kölesi,3 farklı kişi,3 farkı yaşam ama 3’ü aynı şehirde yaşıyor.Güzel bir film 8/10
Müthiş bir görsel şölen,Rodriguez bu çizgi romanı sinema dünyasına çok güzel adapte etmiş.Görüntülere ve oyunculuklara hayran kaldım.Bence sinemaya aktarılan en iyi çizgi roman.
?Rakım sabit, nüfus hızla azalıyor.? Konu yok, hikaye yok, mesaj yok. Ama bol bol yaratıcılık, aksiyon, sanat, heyecan, kan, ceset ve adrenalin var. İçeriğiyle değil, teknik yanlarıyla tarihe geçecek bir film. Devamını merakla bekliyorum...
Kadroyu görünce insan kendini izlemeye şartlıyor.Doğrusu siyah beyaz olan ama aslında bütün renkleri barındıran görselliğine dolgun bazıları filmi saçmalık diye nitelesede nedeni filmin görüntü konu açısından bambaşka bir tarzda oluşudur.Sanki romanını okuyormuşsunuz gibi ayrıca replikler harika
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.