maç sayısı ilk elime aldığımda sıkıcıymış gibi duran klasik bir hırs ve yükseliş öyküsü gibi göründü gözüme ama film çok iyi suç ve ceza romanını okurken görünce olayın aynı paralelde ilerliyebileceğini hiç tahmin etmemiştim doğrusu şaşırtıcı bir film müzikler ise olağanüstü..
öncelikle woody allen'ın amerika dışında çektiği ilk film olma özelliğini taşıyor. akıcı olmamasında hiç bir şikayet duymadım hatta, ''aşk''ı ağır adımlar ile anlatıldığını düşünmekteyim. filmin ilk başında geçen dış ses altı çizilecek türdendi. ''bir tenis maçında topun çizgiye yaklaştığı anlar vardır. biraz da şansın yardımıyla top içeri düşebilir ve kazanırsın...ya da ileri gider ve kaybedersin'' ve sonuna çok güzel bağlanmış, hayatın içindeki şans faktörü. insanın bazen para ve alışık olduğu şeyleri bırakmamak adına neler yapabileceği gözler önüne sunuluyor. özellikle jonathan rhys meyers a hayran kaldım. tabi unutmamak gerekende sürekli olarak filmin içinde dinlediğimiz tito beltran / una furtiva lagrima şarkısı...
bu fılm bence bır klasık olmalı .. şans olayını ii acıklayan ve müthiş bir şekılde bayazperdeye aktaran bir film .. finali çok etkıleyıcı .. yuzuk olayı .. once sıze başka bir fınal dusunduruyor ama finalı cok farklı oluyor ve ağzınız acık kalıyor .. şaşırtıcı fınallerı seven arkadaslara ozellıkle tavsıyedır.yavas işlenen olay örgüsü sizi asla sıkmıyor .. ıı seyırler ..
film bittiğinde, filme başlarken sahip olduğunuz psikolojiden çok uzaklarda olacağınız kesin.. tam bi 'ne umduk, ne bulduk' olayı anlayacağınız!! bazı oyunculukların kötülük derecesi de hat safhada; yinede filmde izlenmeye değer hiçbirşey yok değil.. özellikle filmin sonunda, şans faktörüne inananların içi kıpır kıpır olacaktır.. lakin bizler yinede 'kader' diyelim ve filmi öyle bitirelim..
sıradan bir konuyu,günlük hayatta çok fazlaolan bir olayı aynı sadeliğiyle aynı akışıyla işleyip sürpriz bi şekilde sonlandıran eh bir film.sonu şaşırttı bizi ama ne gerek vardı sıkcıbir film çekmeye.lost in translation kadar skkıcıydı.sıradandı.
ilk bir saat sabrla iyi bir gelişme bölümü bekleyerek izledim sonra baktım hiç bi gelişme olmuyo çok sıkıldım bi dolanıp geldim 1 saatTen sonra 20 dakİka falan ayni sıkıcılıkta devam etti daha sonra bi suç ve ceza sahnesiyle ilgincleştirmeye çalışmışlar .final bölümüne biraz heyecan katalım demişler ama yine kurtaramamış gibi .. yine de bi deneyip siz karar verin isterseniz.. 10/6
woody allen çok sevdiğim bi yönetmen değil ama bu filmi çok hoşuma gitti açıkçası..özellikle filmin başında topun fileye çarptığı sahneyle filmin sonlarında yüzüğün demire çarptığı sahne arasındaki bağlantı çok hoştu bence..genel olarak oyunculuklar da iyiydi ve crash yerine senaryo oscar'ını hak edicek kadar da iyi bi senaryoya sahipti.benim gibi woody allen'a şans vermek isteyen kesim özellikle izlesin, pişman olmıycaklardır büyük ihtimalle..
Bazı isimler vardır ki, kötü bir şey görmeyeceğinizden emin bir şekilde ama asla ne göreceğinizi bilemeden takip edersiniz bunları: Spielberg, Polanski, Allen gibi... Woody Allen'ın son filmi "Match Point"e de bu duygularla gittim işte. "En İyi Özgün Senaryo" dalında Oscar'a aday olan bu filmde "ŞANS"ın insan hayatındaki önemi açıkça hissettiriyor kendini. Woody Allen belki de imalı göndermeler yapmıştı bu filmle yaşamında herkesten daha iyi görebildiği bazı şeylere... Çağın En Zeki Sanatçısı sayılan bu sevimli dahi muhteşem bir filmle daha perdeye bağladı bizi. Üstelik de çoğu kişiye fazla kullanılmış bir öykü gibi gelebilecek ama aslında hiç bu kadar iyi işlenmemiş bir konuyla... Scarlet Johanson her zaman ki gibi büyüleyici güzelliği ve her filminde kendini biraz daha aşan oyunculuğuyla elbette ki filmin en görülmeye değer başrol oyuncusu. Jonathan Rhys Meyers da muhteşem bir oyunculuk sergilemiş ama O'nu aşan oyunculuğun çok daha canlı örneğini Emily Mortimer ve Matthew Goode da gördüğümü söylemeliyim. Özellikle Emily Mortimer gerçekten de ödülü hakeden bir oyunculuk sergileyerek filmin ayakta durmasına çok önemli bir katkıda bulunmuş. Bu güzel ve sempatik kadını en yakın zamanda Steve martin'le birlikte de izleyeceğiz. Bu filmin altından da başarıyla kalkacağından son derece eminim. Emily Mortimer bana bu filmde bana 2003 yapımı "Cold Mountain" (Anthony Minghella) filmindeki Renée Zellweger'i hatırlattı biraz.. Tabi bakış açısına bağlı bir şey ama öyle hissettim filmi omuzlarına almış oyunculuğuyla onu seyrederken. Woody Allen hakkında söz söylemek ise galiba bizim genlerimize aykırı olur. Bir kez daha hayran kaldığımı söylemekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Bu filmin kesinlikle kaçırılmaması gereken bir başyapıt olduğunu seyredenler gördü, seyredecekler ise görecekler. Başka söze gerek yok. BRaVa!
Maç Sayısı değil İhanet Scarlett Johansson, 1994'de North ile başlayan kariyerine iyi filmler eklemeye devam ediyor. Bu filmlerde ona eşlik eden oyuncu kadrosunun da üstün performansı yadsınamaz. Ama çok iyi karakter oyuncusu olan Brian Cox'un rolü bile bu filmde tartışılır boyutta. Maç Sayısı (Match Point) adıyla karşımıza çıkan film, acaba İhanet adını alsaydı nasıl olurdu diye hep akıllarda soru işareti kalıyor. Boş ve önemsiz vaktiniz varsa seyredin.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.