En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
haylan-18
Takipçi
146 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
11 Ocak 2007 tarihinde eklendi
alfonso cuaron ve clive owen mı?...sadece bu iki isim için bile değer izlemeye.ama film de çok iyi,senaryo ve görüntü açısından çok zengin bir film.kanlı kamera sahneleri ise içinizi burksa da çok iyi hazırlanmış.kesinlikle izleyin...
children of men türkçesiyle son umut doğrusu yaratıcı bir çeviri olmuş...yeni doğan her çocuk sonuçta bir umut.... son umut bilgisarımda uzun zamandır beklettiğim izlemeye kesin karar verdiğim ancak ne zaman izlemeyi kestiremediğim bir filmdi ta ki bugüne kadar...beklentilerim doğrusu çok da yüksek değildi...bir filmi izlemeden önce o filme dair yorumlara bakar az çok nasıl bir film olduğunu kestirmeye çalışırım... clive owen'ın nerdeyse tüm filmlerini izleyen biri olarak; çıtasını yüksekte tutan owen, bu filmle çıtayı aynı seviyede tutmuş olsa da onu en iyiler arasına sokmayacak bir oyunculuk sergilemiş... filme dönersek konu ilginç, görüntü yönetmeni de iyi iş çıkarmış ancak izlerken sıkılacağınız, yorulacağınız hatta benim gibi kalkıp biraz ileriye alacağınız bir film...son umut, tüm kozunu son 20-30 dakikasına saklamış: mistik bir hava, gerçeğe yakın savaş sahneleri ve görüntü yönetmenin başarılı çekimleri filmin en büyük artıları... yorucu iki saat geçirmek istiyorsanız sırtınızı filmin ilginç konusuna dayayarak izlemeye çalışın...
Bu filmi özetlemem gerekirse sanırım 'ben bambaşka bir film izledim'. Zira, bunun izahı yok. Film anormal derecede tutuldu, ratinglere bakıyorum anormal yüksek, herkes gittiğim sinemada mutlu mesut ayrılıyor, ancak ben adeta dakikaları sayıyorum film boyunca bitsin diye sanırım bende bir 'gariplik' var. Film bana göre çok kötü ve sıkıcıydı, temel olarak ne dediğini de anlatamadı, film dram mı, komedi mi, bilim kurgu mu, kara mizah mı onu bile çözemedim. Ancak, şu gerçeği anladım bir arkadaş tavsiye üzerine filme gitme, zira ben bu filmin daha önce ne fragmanını ne tanıtımını görmüştüm tesadüfen öğrendim. Herkesin görüşüne sonsuz saygım var, ama benim için kötü bir geceydi.
2006 yılı son yıllarda çıkışa geçen Meksikalı yönetmenlerin yılı oldu. Alfonso Cuaron, ülkesinde çektiği ?And Mother Your Too? ile Oscar'a aday olmuş ve daha sonrasında ise ?Harry Potter ve Azkaban Tutsağı? ile Harry Potter serisine farklı bir tat getirmişti. Atmosfer ortaya koymadaki becerisini bu Harry Potter filmiyle kanıtlamıştı. Genç sinemacı 3 Oscar adaylığı aldığı ütopik bir filme imza atmış ?Children of Men? ile. P.D. James'in aynı adlı kitabından uyarlanan filmi, içerisinde yönetmenin de bulunduğu bir ekip senaryolaştırmış. Ancak sadık bir uyarlama yapmamışlar. Zira Cuaron da bunu kabul edip, kitaptaki hikayeyi yakın geleceğimize uyarladığını belirtmişti. ?Children of Men? 2027 yılında geçiyor. 2027 yılında dünyamızda çocuk doğmamaya ve devlet düzeni koruyamamaya başlamış. Hatta mültecileri kafeslere tıkıp, öldürmeye kadar götürebiliyorlar. Film işte böyle bir kaos ortamı olan bir gelecekte geçiyor. Cuaron ise hikayesini Britanya'da anlatıyor. Filmin ana karakterini eski eylemci ve gelecekten umudu kalmamış Theo oluşturuyor. Theo'nun içinde bulunduğu dünyada, marketlerde satılan intihar ilaçları bile mevcut. Umudunu kaybetmekte çok da haksız sayılmaz. Umudunu kaybetmiş Theo, monoton hayatını bir anda insanlığın geleceğini kurtarmak için çabalarken buluyor. Filmin hemen başlangıcında patlayan bomba gibi birçok alt metinle dünyamızın geleceğinin resmini çiziyor Cuaron. Bunu yüksek teknolojiyle bezenmiş görsel efektlerle yapmıyor. Cuaron, kalıplaşmış ütopik filmlerin dışında geleceğimizi gerçekçi bir şekilde ele alıyor. Filmde kullanılan arka plan titiz bir çalışmanın ürünü gibi. Gri ve siyah tonların bolluğu filmin umutsuz atmosferini yerine getirmesini sağlıyor ve Cuaron'un kurmak istediği kaotik atmosferi de böylece kurmuş oluyor. İnsanların insanlıktan çıktığı, teröristlerin düzeni ele geçirmek istediği gelecekte özellikle de mültecilere uygulanan tavır filmin en etkileyici sahnelerini oluşturuyor. Film, belli bir süre sonra izleyenleri adeta içine alıyor. Birçok sahnede izleyenlerin kanını dondurur cinsten etkiliyor. Bunda yönetmen Cuaron'un başarısı çok büyük. Filmin başından sonuna kadar kamera kullanımı harika. Dikkat edileceği üzere filmin finaline doğru olan çatışma sahneleri izleyenlerin uzun yıllar unutmayacağı cinsten. Film bizlere son yılların en keskin görüntü çalışmasını bizlere sunuyor. Cuaron'un çektiği uzun planlar da dikkat çekici. Meksikalı sinemacı, mükemmele yanaşır bir yönetmenlik sergilemiş ve Oscar'a aday olması gerekirdi. Filmin baş karakteri olan Theo'yu son yılların çıkıştaki oyuncusu Clive Owen canlandırıyor. Başarılı bir oyunculuk çizse de daha iyi performanslarını gördüğümüz oyucudan daha iyisini beklemeden edemiyoruz. Kısa bir rolde Michael Caine ve Julianne Moore'u da izlemek oldukça keyif verici oluyor. Müziklerin de yerli yerinde olduğunu hesaba katarsak, her yönüyle başarılı bir bilim-kurgu örneği diyebiliriz.Türün klasiği olan ?Otomatik Portakal'a yaptığı birçok gönderme, karamsar gelecek tasviri ve bizleri içerisine sokan savaş sekanslarıyla sadece son yılların en başarılı ütopik filmine değil, aynı zamanda son yılların en iyi filmlerinden birine imza atmış Alfonso Cuaron.
son umut yaşattığı gerilimin dışında sizi düşündürüyorda...Anlatmak istediği şeyi Güzel bir dille seyirciyi hiç sıkmadan aktarıyor beyazperdeye.Clive owen’ın performası kesinlikle görülmeye değer...
başarılı bir film olmasının yanı sıra eksikleri de olan bir film.kim kimdir pek belli değil. sonuda belli değil.ama elinizde seçenek yoksa tercih edebilirsiniz.
Son Umut söylemek istediği çok şey olan ama bunu sözlerle değilde simgelerle,göndermelerle anlatan bir film (Filmde her portakal yenildiğinde kötü bir olayın gerçekleşmesi -ilkinde çok önemli bir karakter ölüyor,ikincide isyan başlıyor- Godfather filmine gönderme ) gibi bir çok gönderme var filmde. Bu kadar ayrıntının dikkatlice düşünüldüğü, onlarca kurum ve kişiyi eleştiren bir film altyapı olarak çok kuvvetli adeta kitap gibi.Ama film seyir zevki açısından nasıl? Yarına kalabilecek bir film mi derseniz ne yazık ki değil! Filmin ilk yarım saatinden sonra onca altmetin, gönderme bomboş senaryo arasında boşlukta asılı gibi duruyor, adeta mesaj kaygılı aksiyona dönüşüp bizleri filmden gitgide uzaklaştırıyor. Fimin söylemek istedikleri şeyleri zaten 15-30 dakika da algılayan biz 80 dakika aksiyon izliyoruz ve bu da bir yerden sonra filmi düşürüp, onca emek ve ayrıntı düşünülen bu iyi niyetli bu film için üzülmekten başka birşey bırakmıyor bize.Keşke biraz daha senaryoya önem verilseydi.
Clive Owen en sevdiğim akörlerden Julienne Moore da en sevdiğim aktrislerden biri oolunca ve senaryosu da ilginç gediği için beklentim yüksekti ancak biraz hayal kırıklığına uğradım.Bi kere filmin konusu 20 dk da izlenip bitiyor yani bu kadar uzatılacaksa araya başka ilginç olaylar katılmalıydı.Filmin yarısı fena gitmiyor fakat 2.yarısında ben cok sıkıldım.Senaryo güzel olmasına rağmen işlenişi kötü olmuş.İsyan anı çekimleri ii di.Ama öyle çok akılda kalıcı ve tavsiye edilecek bir film diil...
her yönden çok iyi bir film olmuş.... clive owen ın harika performansı(son derece gerçeğe yakın ve doğal)kamera açıları(el kamerası filmin gerçekçiliğini arttırmış)mekanlar,senaryo,öykü.... yani mükemmel bir film çıkmış ortaya....
alfonso cuaron imzali clive owen, julianne moore ve michael caine gibi unlu oyunculari bunyesinde barindian quasi-apokaliptik temali film. artik hicbir bebegin dunyaya gelmedigi 2027 yilinin dunyasinda gecen film bir kahraman ve tek umut bir kadin klisesine gore yazilmis olsa da fragman itibariyle olmus sanki. p d james'in ayni isimli romanindan esinlenerek yapilmis. 2027 yilinda londra'da geciyor hikaye ama 2027 deki londra ile bugunku londra arasinda hic fark yok. bi' kere burdan aliyor ilk puanini alfonso cuaron. bilimkurgu illa isiklar sacan acaip teknolojik seylerin etrafta yanip sondugu bir gelecek vizyonu gerektirmiyor. aslinda filme gercekci bile diyesim var. zaten bu amacin guduldugu saniyorum. su andaki fasizan politikalarin gittigi yer dogurganligin sona ermesi hikayesine yedirilmis. ama goren gozlere bu mesele -dogurganlik- bir sure sonra detay gibi gelmeye basliyor. herseyden once filmde buyuk britanya nin gocmen politikalarina ciddi bir elestiri var ki 'yapayim da entel olayim' diye de yapilmamis gibi geldi bana. ayrica filmin basindan sonuna kadar londra'ya ve temsil ettiklerine dair arkadan, gorsel olarak verilen ama sozu edilmeyen cok onemli ayrintilar var. bir ornek: bir yanda sokakta grafitiler temizlenirken, diger yanda unlu bir sanatcinin evinde, duvarin sokulup getirilmesi marifetiyle orada olan, banksy nin grafitisini goruyoruz, ki kor goze parmak degil. oyle arkada gelip geciyor yakalayana. muthis bir sanat ve goruntu yonetmenligi de var filmde. bir baska ornek: clive owen ve kuzenini oyanayan karakter konusurlarken arkada battersea power station ve havada ucan balon seklinde domuzlar goruluyor. battersea power station in pink floyd un animals albumunun kapagindaki yapi oldugunu ekleyeyim. bu arada sunu da ekleyeylim, icine girilen bina tate modern nin binasi iken disaridaki manzara battersea power station manzarasi. yani ayni yerde olmayan iki mekan, yani cok bilincli, nakis gibi. kamera... bir catisma sahnesi var ki, kameraya kan sicriyor ve bu belgesel teknigi ile o kamera uc dakikadan fazla kesintisiz bir cekim yapiyor. belki baska bir filmde abarti gelebilecek bir yontemken bu, yonetmenin bastan beri sectigi ' bu hakikaten gecelegin kendisi olabilir, butun bunlar sizin evinizin onunde gerceklesebilir' tarzi ile sureklili gosterdigi icin cok da yerinde olmus. son olarak filmdeki gocmen kampinin -ki bir yer alti sehri, getto havasi var burda- su anda londra'nin finans merkesi olan bank oldugunu da soylemeli. bir de alinti yapalim: "politikacilarimizdan birinin basi ne zaman derde girse bi' yerde bi' bomba patliyor"
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.