Üç Renk: Mavi
Ortalama puan
4,2
256 Puanlama

43 Kullanıcı yorumları

5
14 Eleştiri
4
20 Eleştiri
3
4 Eleştiri
2
5 Eleştiri
1
0 Eleştiri
0
0 Eleştiri
Sırala
En yararlı eleştiriler En yeniler En çok eleştiri yazmış üyeler En çok takip edilen üyeler
bluevelve
bluevelve

Takipçi 115 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
6 Mayıs 2007 tarihinde eklendi
Kieslowski’den Özgürlüğün Rengi: MaviBazen anlar hayata küstürür, hiç olmadık bir zamanda olmadık yaşanmışlıklarla sarstığı insanı ya da insanları ve o insan yahut insanlar, o anın ya da anların izini üstlerinden atamazlar, her bir damlası yapışıp kalır ruhunun derinliklerine ve o izlerle yaşamaya mahkum edilirler, ta ki geçmişte kalmış yaşanmışlıkların gölgelediği gecenin bir vakit, ayın ışığı ile maviye çaldığı ana kadar ve kimi zaman bu mavi, perdenin üzerindeki gecenin karanlığını yırtıp atmıştır, insan suretine hakim olan durgunluk ile soğukluk, yansıtılan ışığın altında bağlarından kurtulmuş ya da kurtarılmış ve yaşama silinmez izler bırakan anlar perdeye sindirilerek, yapma hayatların şahsında izleyici için unutulmaz tatlar bırakılmıştır ve bu tatlardan biride Polonyalı usta yönetmen Krzysztof Kieslowski’nin yönettiği ve bir üçlemenin ilk halkası olarak var edilen 1993 tarihli Trois Couleurs:Bleu( Üç Renk: Mavi ) da kendine vücut bulmuş olup, geri dönüşün olmadığı sanılan bir yolda ilerlenmiş olsa bile, her çıkmaz sokağın gizli bir geçidi olduğu, bir kadının hayatını geride bırakarak her şeyinden vazgeçip geçmişinden kaçmak istesi ama kaçmak istediği hayatın onu bırakmaması ve o hayatın sadece bir duygudan( sevgi ) ibaret olmayıp bir çok renkten oluştuğunu, büründürüldüğü rengin kapsayıcılığı ve bütünleştiriciliği ekseninde işleyen, bir kaybediş ve yarımda olsa her şeye rağmen geri kazanışın tarif edildiği, inceden dokunmuş ve sık örülmüş bir eserdir.Kieslowski’nin kendine has dilini kullandığı ve renklerin başrolde olup, bireyin o renklerin içinde birer ışık olarak parladığı serisinin ilk filmi olan Bleu, bir kadının çevresinde gelişen ve kadını eksenine alıp( tıpkı diğer iki filmde olduğu gibi ) onun öncelikle kaybedişlerine, umutsuzluğa kapılışına, bir yandan kendisinden diğer yandan geçmişinden kaçıp üstünü örtme isteğine ve bir diğer insana duyduğu saf sevgi ile kurduğu sarsılmaz bağlara ışık tutmaktadır. Bleu’daki olay örgüsünün aslında seçilen renkten de hareketle salt bir bireye indirgenmediği, bütüne yayılarak farklı hayatlardan ya da farklı coğrafyalardan olup, her insanın karşılaştığı duygusal çarpışmalar ile hayatın sorgulanışına sevk eden olmadık yaşanmışlıkların birbirinin aynı olduğu ifade bulmuştur. Tabi buradaki coğrafyadan kasıt Avrupa’dır ve filmde bir kadının içine düştüğü bunalım, avrupa’dan kaynaklık bulmuş olduğu için bu kıta ile özdeşleşmiş olan bireysel özgürlüğün, birliktelik düşüncesinin ve bütünü bir kılan değerlerin yörüngesinde zikzaklar çizmesi sonucunda yüzeye çıkmıştır. buradaki yalpalama; kısa süreli bir kendini kaybetme ve kendinden öte sevdiğini, bir bakıma o sevdiğine özgürlüğünün bir parçası ve kendi benliksel bütünlüğünü sağlayan bir dayanak oldurmanın sonucunda baş göstermekte ve bu dayanağın ansızın yitip gitmesi ile de bir anda şiddetli bir bunalıma girme akabinde yaşanılan anıları, tüm yaşanmışlıkları, o anıların izlerinin üzerine sindiği mekanları, o mekanların bulunduğu torakları terk etmek ile görünürlük kazanmıştır.Bir yerde film insana sorular sormaktadır. Değer verdiği varlıkları kaybeden birey yaşama nasıl tutunacaktır ? bir başına yaşamak mı yoksa karşılaşılan yeni bir suretle hayatı paylaşmak mı seçilmesi en doğru olan seçenektir ? ya umutsuzluk nasıl aşılacaktır ? sorunlardan kurtulmanın tek yolu kaçmak mıdır ? gibi sualler ile izleyici bir nevi sınava çekilmekte ve filmdeki kadın karakterin eşliğinde bu soruların cevabını, o karakterin her adım atışı ile ağzından dökülen her cümleye Kieslowski tarafından iliştirilen hayat dersi kıvamındaki ifadelerin beraberliğinde bulunmasına çalışılmakta ve nihayetinde bulunan, belki de bireyin kaybettiğini sandığı lakin; içinde bir yerlerde, soluduğu havada, etrafında beliren diğer inanlarda ve içinde yaşadığı şehir ile mekanlarda aslında hep var olan ve olacak olan hayatın ve o hayatı içe çekme akabinde tadılan özgürlüğün kendisidir. Kadın karakter trajik bir kaza sonucu sevdiği iki insanı yitirmiştir ve bu yitiriş onu sarsmış, bu sarsıntı sonucunda yaşama küsmeye varan bir yaşamdan kopmayı beraberinde getirmiştir. ilk yaptığı şey; kaybettiklerine dair tüm izleri silme ve o kaybedilenlerin izlerinin üzerine sinmiş olan tüm değerlerden kurtulmaya çalışmak olmuştur. Hayatı paylaştığı adamın, kendi hayatında kapladığı alanın doldurulamayacak kadar geniş ve yoğun olması, her gözünü kapadığında kaybedilenin bestelediği senfonilerle sarsılması ve müziğin dokusundaki durgunluk ile ağırlaşıp, bilincin kaybolmasına eş kendinden geçmelere yol açmıştır. Kısa bir süre sonra önce yaşadığı şehri terk edip kendine yeni bir hayat kurmuş sonrasında ise; geri dönüşler ekseninde sonlandırdığı geçmiş yaşantısında yüklü olan trajediyi kabullenişine giden ve üstünü örttüğü duyguları ile yüzleşmesine kapı aralayan gelişmeler ile kadın karakter, bir kez daha kendisi ile o ana kadar yaşadığı hayat ile kaybettiklerinin hatıraları ile ve yaşamın sürüp gittiğinin gerçeğine bir kez daha varması ile içine düştüğü boşluktan kurtulmuş ve cama yansıyan yaşlı gözleri ile donuklaşan suretinin tanıklığında yaşamaya kaldığı yerden devam etme kararı almıştır.Kieslowski filmde bir başka önemli noktanın altını kalın çizgi ile çizmiştir; sadakat. Karşılıksız duyulan sevgi ve güven duygusunun kadın karakterin özüne yedirilmesi ile bir yandan insanın erdemleri üzerine ışık tutulmuş diğer yandan, kaybedilen eşin sadakat ile arasındaki köprülerin çoktan yakılmış olduğuna işaret ederek ve kadın karakterin tuttuğu yasın samimiyeti göz yaşartırken, yas tutanın yasın tutulduğu kişi tarafından aldatıldığının ortaya çıkması, belki de insana has bir zayıflık olan bağlılığın sıkı ve sağlam olmadığı gerçeği ile filmin dokusu bir anda değişmiş, değer verilenin yitirilmesi akabinde tutulan yas ortadan kalkarak, yası tutan yeni bir başlangıç yaparak geçmişe sünger çekme kararı alıp bunu; yeni bir beraberlikte somuta dökmüştür. Birey olmanın getirdiği yüklerden biri olan bağlılığın, aslında pamuk ipliğine bağlı olduğu ve hiç umulmadık bir anda bunun kopacağı betimlenerek, bu kopan bağlılık sonucunda bireylerin güven bunalımı yaşayacakları ve bununda toplumu oluşturan fertler arasında iletişimin ve bireysel ilişkinin önünü kesip, insanları birbirine yabancılaştıracağı vurgusu, filmde işlenen vurgulara eklenmiştir.Kieslowski, Krotki Film O Milosci ile Krotki Film O Zabijaniu yapıtlarında kullandığı kurguyu bu filmde de kullanarak, doğal bir mercekten bakış atmış ve yapaylığın yanına yaklaşmayarak sade ve etkili bir anlatım dili kullanmıştır. Avrupa’nın mavisinden yola çıkarak bu maviyle sarmalanmış olan bireyi işlemiş, işlerken de bireysel bakış açısından hareket ederek nihayetinde bütüne varmış ve toplumsal bir bakış açısı yakalayarak, toplumun geneline etki eden insan merkezli olup yine insana yansıyan ya da yansıtılan duygular ile kararların çerçevesini doğru çizerek, olay örgüsünü güçlü bir alt metin ile desteklemiştir. Mavinin içine katılan özgürlük, özgür bireye giden yolun sancılar açığa çıkartacak engebede olduğunu, en azından bu sancıların kişisel bir renk taşıdığını ve bireyin kaybetmek ile kazanmak arasında sıkışıp, kurtulmanın yolunun yüzleşmeye karar vermek olduğuna işaret etmektedir. Bir diğer işaret edilen nokra ise; kadının kendi kendine yetebilmesi yani; kendi özgürlüğünü kullanıp kendi hayatını inşa edebilmesi olarak belirmektedir. Güçlü bir karaktere sahip olmak ve verdiği kararların arkasında durmak, toplumun içinde hiçbir dayanak olmadan bir başına yaşayabilmek, Juliette Binoche’nin hayat verdiği karakter ile etkili bir biçimde ortaya konulmaktadır. Binoche’nin canlandırdığı karakter üzerine kurulu film, oyuncunun başarılı performansıyla da bir başka etkileyicilik içermektedir. Ayrıca Bleu( Mavi ), diğer iki film olan Blanc( Beyaz ) ve Rouge( Kırmızı ) ile birlikte feminist çizgiler taşıyan ve kadına ayna tutup, kadının yaşadığı türlü ağrıları odağına alıp ve bu odağı evrensel değerlerle( özgürlük, aynı seviyede olmak, beraberlik ) harmanlayarak neticede sarsıcı ve sarmalayıcı bir yapıt var edilmiştir. Filme hakim olan anlatım, kimi karelere sirayet ettirilen şiirsel görsellik ile diridir ve kimi karelere dağıtılan sessizlik ile bir o kadarda; filmdeki olay örgüsünün dokusuna hakim olan hüzne bulanmış çaresizlik ile iç burkan ve insanın omuzlarına baskı uygular bir niteliktedir. Bu baskıya maruz kalacak kimi özde olmayan yedinci sanat izleyicileri için bu film; o izleyicileri gerecek, bunalıma sürükleyecek ve nihayetinde yarıda kestirip izlenmeye son verdirecek yoğunluktadır. Tabi özde yedinci sanat takip edicileri için durum, bunun aksi istikametindedir. Bleu ( Mavi ) ile hayatı yeni baştan başlayıp ve en küçük anları dahi canlı tutmak, bu filmi izlemek ve o maviyi özümsemekle mümkündür.----- Trois Couleurs:Bleu( Üç Renk: Mavi ) -----
ulas-erol7
ulas-erol7

Takipçi 43 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
8 Mart 2007 tarihinde eklendi
Önünüze bir ağaç çıkar..ve en mutlu anınızda,sevdiklerinizle birlikte mutluluğa doğru giderken o ağaca gidip çarparsınız..
Arda kalan bir kolye,mavi bir şeker jelatini ve muazzam bir müzik.
Filmin ilk sahnesi zaten sizin de ağaca çarpmanızı sağlayacak güçte."eyvah!" diyorsunuz sahnenin sessizliğine karşı."Ya şimdi ne olacak?"..Aslında Blue-mavi-'yi ilk ilk kez izlerken "Güneşli Pazartesiler"'de olduğu gibi ne hissedeceğimi şaşırmıştım..Müthiş bir karamsarlığın ve acının yanında bir o kadar da umut ve özgürlük buldum filmin içinde.Film boyunca ağlayamayan Binoche'un yalnızlığı,Kırmızı ve Beyaz ile üçlemeyi tamamlayan sahneleri,Kieslowski'nin hayran bırakan çekimleri..Ve sonunda dökülebilen gözyaşı..
"Sanat filmi" olarak algılayanlar da olmuştur tabii bu üçlemeyi;bence gayet yaşamın içinden,acılarımızdan ve umutlarımızdan doğmuş bir özgürlük filmi Bule-Mavi.Listemin en üstündeki film.
ihate-clowns
ihate-clowns

Takipçi 49 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
14 Ocak 2007 tarihinde eklendi
"Mavi" rengin yarattığı o mesafeli soğukluk duygularla örülen resimler tek kelimeyle mükemmeldir.

Ayrıca sahnelerin kurgulanması konusunda da büyük bir titizlik arz eden çalışmasıyla karşımıza çıkan Kieslowski,açılışta yer alan trafik kazasının yakın planlara ağırlık veren sert stilinden ,bir kelebeğin kozasından çıkışları anımsatan final bölümüne dek,Julie nin zaman zaman maviden siyaha doğru ekran kararmalarına yol açacak unutma çabaları içeriisnde mavinin her tonu ile birbirine bağlanmış sahne efectleri ile filmin renginin ve doğadaki ne çok mavi ışığın var olduğunu bi keşfe çıkmamıza sebebiyet veriyor bir nevi.

Zbigniew Preisner imzalı müzik,sadece fonda yer alan bir besleyici öğe olmaktan çok adeta film ile bütünleşmiş durumda ve filmin en önemli kahramanlığına soyunmuş konumdadır.Julie'nin geçmişi ile arasında kalan en önemli bağ idi bu yarım kalan beste..Onu her ne kadar mavi lambayı atmadığı için unutamıyordu diye yargılasak da onun kulağındaki müziği dahi öldüremez hayatından çıkaramazdık bu da geçmişin ne kadar içimizde ve özellikle bunu müzik yoluyla yaşadığımızda daha da unutulmaz kılan bi baş öğe olduğunu anlamamıza yardımcı olur.Nasıl ki kendi hayatlarımızda bir "insanı" "olayı" "durumu" anmamıza sebebiyet veren bir ezgi var ise veya bi ezgiyi ilk dinlediğimizdeki haleti ruhiye içerisine girebiliyorsak bunu bir kez daha hatırlamak sanırım bu filmdeki müziğin önemi üzerine daha fazla durmamızı gerektirmez.
izleidkten sonra müziklerni indirin,dönsün bikaç kere media playerınızda..ama filmden geriye
"sadece" müzik kalmasına izin vermeyin.10/10
hilaltugcfl
hilaltugcfl

23 değerlendirmeler Takip Et!

2,5
22 Ekim 2006 tarihinde eklendi
bir yorumda denmişti ben de katılıyorum 100 dakikada anlatılacak ne var bu filmde? bir kaç poz alın ve de müziği dinleyin tmm.Sanki filmin tamamı çok uzun bir fragman ve bu filmin gerçekten fragmanın izleseydim sanırım gitmeye karar verirdim.Yani sahneler oyunculuk ve tabi ki özellikle müzik başarılı da nerde film? sanki biraz görüntüler yığını olmuş..Ben pek beğenmedim eğer içinizn ürpermesini istiyosanız da kilise müziklerinde ben hep böyle olurum.sadece klışe hollywood yapımlarına alışık olan bizler böyle müzikler de varmış dedirten 'yeni' bir film gördüğümüz için sevmiş olabiliriz.Vasat bir yapım 4/10
yazarkafa
yazarkafa

Takipçi 56 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
4 Ekim 2006 tarihinde eklendi
arkadaşlar ben bu filmin ilk onbeş dakşkasını sinema nedir sorusunun cevabı olarak görüyorum. Ancak Kieslowskinin başyapıtları dekaloglarıdır. Ne yapın edin bu on filmlik seriyi muhakkak izleyin. Bu üçlemeninde çok çok ötesinde
kalpsiz
kalpsiz

Takipçi 252 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
7 Eylül 2006 tarihinde eklendi
Böyle bir film izlemeyeli uzun oldu. Anlatılmak istenen kusursuz anlatılmış. İnsanın üzerinde etki bırakıyor izledikten sonra. Tüm iyi yanlarının yanında kötü yanlarından da bahsetmek lazım tabi, bazı sahneler gereğinden fazla uzatılmış diye düşünüyorum ve bu da izleyiciyi biraz sıkıntıya sürüklüyor gibi. Neyse ki; müziklerin olumlu yöndeki farklılığı bu sıkıntıyı yenmeme yardım etti. Saygılarımla...
eakyol90
eakyol90

Takipçi 27 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
7 Eylül 2006 tarihinde eklendi
bu arada aramızda kalsın juliette binoche aşık oldum bu filmden sonra.''hayal dünyasında yaşamak gerçekten hoş.'' demeyin.izleyin sizde göreceksiniz kaliteyi.
narrator-2
narrator-2

Takipçi 20 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
27 Ocak 2006 tarihinde eklendi
Mavi'yi ilk kez izledikten sonra 2-3 hafta film seyretmedim. Bende bıraktığı etki hiç eksilmesin istedim, uzun zaman. Yolda yürürken, merdivenleri çıkarken, yüzümü yıkarken, tren beklerken hep o melodi dolaştı beynimde.

Hani suya daldıınızda bi uğultu olur kulaanızda. Suyu hissdeiyosunuzdur, ama sanki uyor da olabilirsiniz o an. Mavi'yi izlerken ben böyle hissederim. Film bittiinde ise sudan çıkmış gibi tüylerimin diken diken olduunu farkeder, normal ortamıma alışmaya çalışırım. Bilmiyorum, belki de filmde de buna benzer bi sahne olduundandır.
e-dione
e-dione

Takipçi 113 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
12 Aralık 2005 tarihinde eklendi
bir kadının gözünden anlatıldığını düşünen birçok insan var.ama bence bu filmin anlatıcısı ölen müzisyen gerisinde bıraktığı notalar.filmi o notalar yönetiyor adeta.
ve filmde en çok beni etkileyen cümlelerden biri,ölen kocasının sevgilisinin"sana güvenebileceğimi söylemişti."demesiydi.
fulke
fulke

34 değerlendirmeler Takip Et!

4,5
9 Mart 2005 tarihinde eklendi
üçlemenin en iyileri mavi ve beyaz, en karmaşık olanı ise kırmızı.3 filmde buram buram avrupa kokuyor belkide o yüzden bu kadar çok beğendim
ben üçlemeyi, birbirlerine ince geçişler çok güzel, mavide juliette ve müzikler harika ,beyazdaki aşk harika, ve kırmızıda her şeyin sonuca bağlanması harika..
zamazingo44
zamazingo44

48 değerlendirmeler Takip Et!

4,0
23 Şubat 2005 tarihinde eklendi
Bence üçlemenin en iyi filmi.Şiirsel bir anlatımı var.
cream-2
cream-2

Takipçi 105 değerlendirmeler Takip Et!

2,0
21 Ağustos 2004 tarihinde eklendi
Filme ilk olumsuz yorumu yazan ben olacağım sanırım. Ama gerçekten olumlu olarak yazabileceğim pek bir şey bulamadım. Tabi renkler ve zevkler tartışılmaz ama bu filme de süper falan demek biraz zor. Süper denilebilecek tek yanı kamera kullanımı ve geçişler. Yönetmen gerçekten geçiş sahnelerinde şov yapmış. Ama aynı başarıyı filme yansıtamamış. Öncelikle çok durgun ilerliyor. İlla kavga dövüş olsun istemiyorum yanlış anlaşılmasın ama anlatımdaki akıcılıkla bu tarz filmleri daha izlenebilir hale getirebilirsiniz. Sanatsal film adı altında hiçbir şey anlatmayıp birkaç kamera oyununa süper film denilmez. İzleyiciyi sıkıp baymaya sanatsal film adı verilmeye başlandı. Nerede yaşıyorsunuz, Fransız İhtilali yıllarında mı, aydınlara mı film yapıyorsunuz. Tüm ?Üç Renk? serisine aynı yorumu yazıyorum. Blue'da Julliette Binoche'u çok beğendim, süper oynamış. Rouge'da filmin sonu olmasa harcadığım zamanın tümüne lanet edecektim. Ama güzel bir final yapılmış, başarılıydı. Kadının çöpünü çöpe atması da filmlere genel olarak bakarsak olumlu olarak bahsedebileceğimiz detaylar. Detaylara takılıp kalırsanız, filmleri bir bütün olarak göremezseniz sevebilirsiniz. Ama ben başarısız ve çok durgun buldum. Eğer buna ?Sanat Filmi? diyorsanız sevip alkışlamaya devam edin ne diyebilirim. Fransız sineması yine beni haklı çıkarttı, sanırım son Fransız filmimdi...Bleu: 4/10Rouge: 3/10
bruceconrad
bruceconrad

Takipçi 349 değerlendirmeler Takip Et!

5,0
5 Ekim 2003 tarihinde eklendi
Hayatımda bu kadar üslubun dilin ön planda olduğu ve muhteşem olduğu bir film daha hatırlamıyorum... Estetik sahneler ve tadına doyumsuz bir yapıt... Filmde en ufak bir saniye bile sıkılmadım yada dikkatimi ilgimi kaybetmedim,, o görüntü yönetimi başka hiçbi filmde yok galiba....Juliete ne dyibilrimki haddimi aşar,, gerçektende bir juliette solosu....
Daha Fazlasını Göster
  • En son Beyazperde eleştirileri
  • En İyi Filmler
  • Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler