American Horror Story, Nip/Tuck ve daha birçok dizide imzası olan, en üretken isimlerden biri Ryan Murphy televizyon dünyasının en büyük provokatörü olduğunu bize bir kez daha hatırlatmak için geri döndü. Jeremy Haun ve Jason A. Hurley’nin aynı adlı çizgi romanından uyarlanan "The Beauty", tam da Ozempic çılgınlığının ve filtreli Instagram gerçekliğinin zirve yaptığı 2026 dünyasına, suratımıza atılan kanlı bir tokat gibi iniyor.
"Güzellik Bulaşıcıdır"
Dizi, cinsel yolla bulaşan ve enfekte olan kişiyi fiziksel olarak "kusursuz" hale getiren bir virüsün etrafında dönüyor. (Aslında tam olarak virüs diyemeyiz, zira isteyerek maruz kalanlar da var.) Kulağa harika geliyor değil mi? Yağlarınız eriyor, cildiniz pürüzsüzleşiyor, saçlarınız parlıyor. Ancak küçük bir yan etkisi var: İçten içe yanarak, kelimenin tam anlamıyla patlayarak ölüyorsunuz.
Dizi, bu kaotik dünyada bir komployu çözmeye çalışan iki FBI ajanını, Cooper (Evan Peters) ve Jordan'ı (Rebecca Hall) takip ediyor. Ancak asıl mesele polisiye kurgudan ziyade, toplumun bu "ölümcül güzelliğe" bile bile lades demesi. İnsanların "Öleceğimi bilsem bile en azından tabutumda güzel görünürüm" dediği bir distopya bu. Aslında Murphy benzer bir konuyu daha önce American Horror Stories'in "Tenya" isimli bölümünde de işlemişti. Geçtiğimiz yılın en çok konuşulan filmlerinden biri olan Substance'i de benzer bir hikayede sayabiliriz.
FX
Neon Işıklar ve Kan Gölleri
Ryan Murphy estetiği dediğimiz şey burada arşa çıkmış durumda. Dizi, The Substance 'in body horroru ile The Neon Demon'ın soğuk moda dünyası estetiğini birleştiriyor. Sahneler o kadar şık, kostümler o kadar pahalı ve mekanlar o kadar steril ki, ekranda gördüğünüz vahşet (patlayan kafalar, eriyen yüzler) daha da sarsıcı hale geliyor. İlk bölümde Bella Hadid’in (kendisi gibi bir süpermodeli oynuyor) yaşadığı o "kriz" anı, şimdiden televizyon tarihinin en ikonik ve mide bulandırıcı açılışlarından biri olmaya aday.
Beklenmedik Bir Kadro
Evan Peters, Murphy evreninin gediklisi olarak yine tekinsiz ve donuk bir karizmayla karşımızda. Ancak dizinin asıl sürprizi ve duygusal çapası Rebecca Hall. Hall, bu deliliğin ortasında aklı başında kalmaya çalışan, seyircinin sığınabileceği tek liman gibi. İlk bölümde bir süpermodeli canlandıran Bella Hadid de dizinin sürprizi. Ve Ashton Kutcher... Teknoloji milyarderi ve bu "güzellik" endüstrisinin arkasındaki karanlık isim olarak kariyerinin en ilginç "kötü adam" performansını sergiliyor. Kutcher’ı genelde hafif rollerde görmeye alışkın olanlar için, onun bu soğuk ve hesapçı hali oldukça ürkütücü.
FX
Derinlik mi, Şov mu?
Diziye getirilebilecek en büyük eleştiri, Ryan Murphy yapımlarının kronik hastalığı: stil, içeriğin önüne geçiyor. Dizi, "güzellik standartları" ve "beden algısı" üzerine çok şey söylüyormuş gibi yapıyor ama bazen sadece şok etkisi yaratmak için vahşeti kullanıyor.
Felsefi bir derinlik arıyorsanız, dizi size biraz yüzeysel gelebilir. Amaç "sistemi eleştirmek" mi, yoksa "bakın ne kadar iğrenç ve havalı sahneler çektik" demek mi? bu çizgi bazen bulanıklaşıyor. Ancak günümüzün "her ne pahasına olursa olsun genç kalma" takıntısını ekrana taşımasıyla da zamanlaması manidar.
The Beauty, midesi hassas olanlara göre değil. Ama eğer Black Mirror'ın karanlık teknolojisini, Substance'in şiddetini ve American Horror Story'lerin stilize anlatımını seviyorsanız; bu dizi sizin için yeni bir bağımlılık olabilir.
Kusursuz değil, bazen fazla abartılı ama kesinlikle gözünüzü alamayacağınız kadar "güzel" bir kabus. The Beauty ilk dört bölümüyle Disney+ta yayında ve bölümler haftalık olarak yayınlanıyor. Bu arada midesi hassas olanların izlerken yemek yememelerini şiddetle tavsiye ederim.