The Gilded Age'in yeni sezonunu beklerken veya Bridgerton'ın o gösterişli balolarının ardından ekranda büyük bir boşluk hissediyorsanız, PBS'in yepyeni 6 bölümlük dizisi The Forsytes imdadınıza yetişiyor. John Galsworthy'nin efsanevi eseri The Forsyte Saga'nın öncesini anlatan bu yeniden yapım, izleyiciyi 1880'lerin katı kurallarla örülü, ancak bir o kadar da ihtişamlı dünyasına götürüyor. Üstelik dizi, İngiltere'de öylesine büyük bir başarı yakaladı ki, Kuzey Amerika prömiyerini yapmadan önce çoktan ikinci ve üçüncü sezon onaylarını alarak başarısını tescilledi.
Dizinin kalbinde birbirine tamamen zıt iki kuzenin, Jolyon (Danny Griffin) ve Soames'un (Joshua Orpin) aile şirketinin başına geçme rekabeti yatıyor. Ancak bu rekabet sadece masada kalmıyor, işin içine aşk ve içsel buhranlar girince işler iyice karmaşıklaşıyor. Sanatçı ruhlu Jolyon, geçmişte Viyana'da bıraktığı ilk aşkı Louisa (Eleanor Tomlinson) ile yıllar sonra tekrar karşılaştığında, ailesine olan görevi ile kendi arzuları arasında sıkışıp kalıyor. Diğer yanda ise her şeyin satın alınabileceğine inanan, güce tapan Soames var. Soames'un, özgür ruhlu bir balerin olan Irene (Millie Gibson) ile tanışması, dizinin o ağır tempolu ve incelikle işlenen dramatik yapısının fitilini ateşliyor.
The Forsytes'ı geçmişteki uyarlamalardan ayıran en büyük özellik, kadın karakterlere yaklaşımı. Poldark dizisinden tanıdığımız yaratıcı Debbie Horsfield, dönemin sadece erkek egemen bir dünyadan ibaret olmadığını kanıtlıyor. Jolyon'un eşi Frances (Tuppence Middleton), Forsyte soyadının itibarını korumak için sessiz ama son derece güçlü bir strateji izlerken; Irene, bu altın kafesin içinde sanatsal özgürlüğünü kaybetmemek için büyük bir varoluşsal sancı çekiyor. Kadın karakterlerin bu üç boyutlu ve derinlikli işlenişi, dizinin duygusal ağırlığını bir kat daha artırıyor.
Kuşaktan kuşağa aktarılan kardeş kavgaları, yasak aşklar, aşk üçgenleri ve o gösterişli malikanelerin kapalı kapıları ardında yaşananlar... The Forsytes, zenginliğin ve yüksek sosyal statünün aslında bir lütuf değil, büyük bir yük olabileceğini çarpıcı bir dille anlatıyor. Soames ve Irene'in ilişkisinin başlangıçtaki o idealize edilmiş rüya halinden çıkıp toplumsal baskılarla sınanması, hikayeye unutulmaz bir derinlik katıyor.
Eğer ihanetlerin fısıltılarla konuşulduğu, kostümlerin göz aldığı ve karakterlerin kendi iç savaşlarını verdiği o derinlikli, karanlık ve gerçekçi atmosferleri seviyorsanız, The Forsytes bu sezonki en büyük favoriniz olacak.