"Unchosen": Tarikat Temalı Psikolojik Gerilim mi, Ucuz Bir Melodram mı?

Unchosen, tarikat temasının popülaritesinin ekmeğini yemeye çalışan; estetik olarak şık görünse de sinematografik ve ruhsal olarak içi boş bir proje.

Netflix

Tarikat ve kapalı cemaat hikayeleri, son yıllarda sinema ve televizyon dünyasının en bereketli damarlarından biri haline geldi. Ancak Netflix'in bu alandaki son denemesi olan Unchosen, elindeki devasa potansiyeli o kadar hoyratça, yüzeysel ve ucuz bir melodram kalıbında harcıyor ki; izlerken sinematografik sabır sınırlarınız ciddi anlamda test ediliyor.

Kapalı bir inanç topluluğunu merkeze alan yapımların geçmesi gereken en zorlu sınav, şüphesiz dünya inşası ve sosyolojik gerçekliktir. Eğer rotanızı bu yöne çeviriyorsanız, kaçınılmaz olarak Unorthodox, Under the Banner of Heaven gibi yapıtların gölgesinde kalma riskini alırsınız. Maria Schrader’in o incelikli eseri, Esty’nin kaçışını büyük patlamalar veya karikatürize kötülerle değil; ritüellerin boğucu ağırlığı, derin bir sessizlik ve bir kadının kendi bedenini keşfetmesi üzerinden anlatmıştı. Unchosen ise Unorthodox'un yalnızca dış kabuğunu kopyalamakla yetiniyor. İçerisi ise koca bir boşluk.

Dizideki kurgusal "Fellowship of the Divine" tarikatının hiçbir tarihi, teolojik ya da sosyolojik temeli yok. Cemaat, dizinin ucuz gerilim unsurlarına zemin hazırlamak için alelacele kurulmuş bir karton dekordan ibaret. Kurallar, atmosfer ve cemaat içi dinamikler, tamamen senaristin o anki heyecan yaratma ihtiyacına göre esniyor. Buna bir de Netflix'in o bildik steril görselliği eklenince; kapalı bir toplumun o tekinsiz, karanlık ve klostrofobik dokusunu hissetmek yerine, kendimizi yapay sahnelerin ortasında buluyoruz.

Wild Wild Country veya Keep Sweet: Pray and Obey gibi belgesellerin izleyiciyi dehşete düşürmesinin asıl sebebi, ekrana yansıyan o inanılmaz manipülasyonun hayatın içinden, çıplak bir gerçeklik olmasıydı. Unchosen, bu ağır travmaları alıp içi boşaltılmış bir şoka ve sığ bir kaçış sosuna buluyor. Seyirci olarak, "Bu insanlar bu lidere neden körü körüne inanıyor?" sorusunun cevabını asla bulamıyorsunuz. Kapalı kapılar ardındaki psikolojik şiddet ve inancın manipülasyonu, dizide sadece ana karakterin bir sonraki bölüme geçmesi için tasarlanmış basit bir engele dönüştürülmüş.

Unchosen Netflix
Unchosen

Rosie'nin Işık Hızındaki, İnandırıcılıktan Uzak Değişimi

Zihni yıllarca dogmalarla yıkanmış, baskıcı bir toplumda büyüyen bir kadının psikolojisini yazmak gerçek bir senaryo mahareti ister. Dizi ise bu zahmete hiç girmiyor. Rosie'nin (Molly Windsor) hayatına gizemli bir yabancı girdiği an tüm şartlanmalarından kurtulup, boyun eğen bir müritten cesur bir isyankara dönüşmesi, psikolojik gerçeklikle tamamen alakasız. Bu değişim o kadar hızlı, nedensiz ve temelsiz işleniyor ki, karakterin travmasının ağırlığını asla hissedemiyoruz. Özgürleşme çabası, gerçek bir aydınlanmadan ziyade sığ bir yasak aşk dinamiğine kurban ediliyor.

Pembe Dizi Kolaycılığı ve Tesadüfler

Küçük Grace'in gölde boğulurken tam o anda oradan geçmekte olan gizemli, yakışıklı ve tehlikeli Sam (Fra Fee) tarafından kurtarılması gibi bayat olay örgüleri, prestijli bir gerilim dizisinden çok, gündüz kuşağı pembe dizilerinin ucuz senaryo numaralarını akıllara getiriyor.

Tek Boyutlu Karakterler ve Mantıksız Final

Asa Butterfield'ın canlandırdığı Adam karakteri, hiçbir gri alanı olmayan kötü ve bağnaz koca klişesinden öteye geçemiyor. Dizinin sırf izleyiciyi ters köşeye yatırmak için attığı taklalar ise finalde iyice absürt bir hal alıyor. Hapisten yeni kaçmış bir zanlının, kısa süre içinde koskoca bir tarikatın kilit ismine dönüşmesi, psikolojik bir gerilimden çok mantık hatalarıyla dolu bir B-filmi kurgusuna ait. Dizinin tek iyi tarafı sanırım Christopher Eccleston gibi bir ismin bir tarikat liderini ne denli iyi canlandırabileceğini görmemiz oldu. Ancak bu da tabii harcanmış bir şans.

Unchosen, tarikat temasının popülaritesinin ekmeğini yemeye çalışan; estetik olarak şık görünse de sinematografik ve ruhsal olarak içi boş bir proje. Karakter motivasyonlarının havada uçuştuğu, diyalogların aforizma kasmaktan öteye gidemediği bu yapım, nitelikli bir hikaye bekleyen izleyiciyi tatmin etmekten çok uzak.

Hande Kara

facebook Tweet