Cannes 2025: Altın Palmiye Yarışı ve Festivalin Nabzı

Ustalarla genç yeteneklerin buluştuğu, sanat ile siyasetin iç içe geçtiği bir seçki... Festival, Croisette’in parıltısı altında yeniden başlıyor!

The Observer

Dünya Sinemasının Yönü İçin Cannes 2025 Seçkisi Ne Söylüyor?

Cannes 2025’in programına baktığımızda, aslında dünya sinemasının gidişatına dair ipuçları da yakalamak mümkün. Bu yılki seçki ve etrafındaki atmosfer, birkaç açıdan dikkat çekici mesajlar veriyor:

  • Yarışma filmlerinin önemli bir kısmı doğrudan veya dolaylı şekilde politik temalar içeriyor. Loznitsa’nın Stalin dönemi filmi, Saleh’in diktatörlük eleştirisi, Panahi’nin imaları, Dardenne’lerin sosyal adalet vurgusu, Ducournau ve Simón’un AIDS çağını anımsatmaları – hepsi, sinemacıların tarihsel ve toplumsal meselelere eğilmeye devam ettiğini gösteriyor. Bu yıl Cannes, sanatsal kaliteyle politik bilinci birleştiren filmleri baş tacı etti. Festival direktörü Frémaux basın toplantısında “dönemimizin ruhunu yansıtan filmler aradık” derken, muhtemelen bu eğilimi kastediyordu. Dünya sineması, etrafındaki çalkantılara kayıtsız değil; aksine, perdeyi bir ayna gibi kullanarak topluma tutuyor.
  • Bu yıl bir auteur’un komedi yaptığına, diğerinin korkuya el attığına şahit oluyoruz. Kelly Reichardt gibi minimalist bir yönetmen polisiye deniyor, Richard Linklater gibi doğal diyalog ustası Fransızca tarihi bir film çekiyor, Ari Aster korkudan kara mizaha kayıyor. Bu durum, dünya sinemasında tür bariyerlerinin esnediğini ve yaratıcıların kendilerini tek bir kalıpla sınırlamadığını gösteriyor. Sinemacılar artık “bu yönetmen sadece şu tarz yapar” yargısını yıkıyor. Bu da izleyiciler için tazeleyici bir deneyim anlamına geliyor. Cannes seçkisi, yenilikçi tür denemelerini kucaklayarak bu geçişkenliği teşvik ediyor.
  • Cannes 2025 ana yarışmada Avrupa ve Amerika ağırlığı belirgin. Asya kıtasından sadece Japonya temsiliyeti var (Chie Hayakawa ve Kei Ishikawa’nın yan bölümdeki filmi); Afrika kıtasından direkt bir film yok (ancak Tarik Saleh’in hikâyesi Mısır’ı anlatıyor). Latin Amerika, yalnızca Brezilya (Kleber Mendonça) ve biraz da Şili (Céspedes) ile sınırlı. Bu tablo, dünya sinemasının üretim dinamiklerini de yansıtıyor: Pandemi sonrası Asya ve Afrika’dan büyük yapımların azalması veya Cannes’ın seçim sürecinde belli bölgelerin daha az temsil edilmesi tartışılabilir. Örneğin, son yıllarda yükselişte olan Güney Kore sineması bu yıl Cannes’da hemen hemen yok, Çin’den yalnızca Quinzaine’de bir film var. Bu da belki jeopolitik gerilimler veya üretim döngüsüyle ilgili olabilir. Öte yandan, kadın yönetmen oranı da tartışma konusu oldu: Yarışmada 21 filmden 6’sını kadın yönetmenler çekmiş (Ducournau, Herzi, Reichardt, Schilinski, Simón, Ramsey), bu oran %28 gibi. Geçen yıl %33 ile rekor kırılmıştı; bu yıl daha da yükselmesi bekleniyordu. Ancak Un Certain Regard’da kadın yönetmen fazlalığı (Scarlett Johansson, Stéphanie Di Giusto vb.) bu dengeyi geniş perspektifte sağlıyor. Dünya sineması genelinde kadın yönetmenlerin varlığı artmaya devam ediyor, Cannes da bunu yansıtmaya çabalıyor, ama henüz tam eşitlik yok. Festival yönetimi ise kota uygulamadığını, “filmlerin niteliğine baktıklarını” söyleyerek kendini savunuyor.
  • Cannes programında hem Jean-Luc Godard gibi sinema tarihinin devlerine saygı duruşu (Linklater’ın filmi örneğinde) hem de yepyeni biçimsel arayışlar (Ducournau, Schilinski gibi) bir arada. Bu, dünya sinemasının iki yönelimini de barındırdığını gösteriyor: Bir yanda nostalji ve miras, diğer yanda deneysellik ve geleceğe bakış. Festivalin açılış filminin genç bir Fransız kadın yönetmenin (Partir un jour - Amélie Bonnin) komedisi olması, kapanışta ise Martin Scorsese’nin özel bir sunumla bir klasik filmi takdim edecek olması (sürpriz olarak Scorsese’nin bir restorasyon sunumu yapacağı dedikodusu var) bu geçişi simgeliyor. Dünya sineması, büyük ustaların mirasını unutmadan yeni ustalar yaratma yolunda ilerliyor.
  • Cannes 2025 seçkisi, bir bakıma 2024-2025 ödül sezonunun da habercisi. Son yıllarda Venedik Film Festivali, Netflix filmlerini alarak Oscar yarışında üstünlük kurmuş görünüyordu. Fakat Cannes, Neon gibi şirketlerin filmleriyle Oscar’da yeniden ağırlık kazandı (örneğin 2024 Oscar’larında En İyi Film dahil 5 ödül kazanan “Anora”, Cannes çıkışlıydı​.). Bu yıl da Cannes filmleri muhtemelen yıl sonunda ödüllerde boy gösterecek: Özellikle İngilizce çekilen Sentimental Value ve New Wave, oyunculuk dallarında iddialı olabilir; Ari Aster’in filmi Amerikan pazarına hitap ediyor; Julia Ducournau’nun sıra dışı sineması akademi üyelerinin dikkatini çekebilir. Dünya sineması ekosisteminde büyük festivaller arasındaki tatlı rekabet sürüyor. Cannes, bu yılki güçlü programıyla “yarışın kalbi benim” mesajı verirken; muhtemelen Venedik de buna iddialı bir yanıt hazırlayacaktır.

Yıllar sonra sinema tarihçileri 2025 seçkisine baktığında, belki de “Pandemi sonrası dönemin ruhu böyleydi” diyecekler – yaraları sarmaya çalışan ama bir yandan da yeni yaralarla yüzleşen bir dünya, tüm çelişkileriyle filmlere yansımış... İşte Cannes 2025, bu ruhu yakalayan ve kutlayan bir festival olarak tarihe geçecek. Dünya sinemasının rotasını merak edenler için, Cannes’ın ışığı bu yıl da yolumuzu aydınlatıyor.

İdil Hazal ACAR

facebook Tweet
Benzer Haberler