Başka Sinema
Belgeseliniz insanlık ve teknoloji arasındaki bağı yeniden sorgulatıyor. Sizce yapay zekânın giderek artan yaratıcılığı, insan anlatılarının özgünlüğünü tehdit mi ediyor, yoksa farklı bir evreye mi taşıyor?
AA: Tehdidin kaynağı teknolojide değil, onu sarmalayan insan sistemlerinde yatıyor. Şirketlerin uyguladığı psikolojik stratejiler, yeni teknolojilerle ilişkimizi asıl belirleyen faktör.
GA: Tehdit bir kenara, özgünlüğü ve yaratıcılığı artırıyor. Bu filmde de anlattığımız gibi, insanoğlu şu an genellikle beynin sol tarafıyla özdeşleşen indirgemeci bir rasyonalitenin esiri durumda. Uzun vadede yapay zeka, kültürü daha beynin sağ tarafına doğru kaydıracak ve yüzyıllar sonra sezgilerimiz, sentezleme kabiliyetimizi tekrardan keşfedeceğiz. Sezgisel ve sınır/kural tanımayan yaratıcılık en kıymetli olandır.
Tarkovski, Godard, Carpenter, Carax gibi yönetmenlere yaptığınız göndermelerin film içindeki işlevi nedir?
AA: Filmin meramıyla doğrudan ilişkileri var. Yani metinler arası göndermeleri birer estetik süs değil, doğrudan anlatının parçası. Her referans, filme yeni bir katman, yeni bir bağlam eklemek için orada. Yapay zekânın doğası gereği zaten kolektif bir bellekten beslenen bir yaratım aracı olduğunu düşünürsek, katmanlı anlatımın bir yapay zeka filmi için olmazsa olmazı olduğunu düşünüyorum. Bu da özellikle sinefiller için, tekrar izleyişlerde kıymeti artan bir ödüle dönüşüyor. Birkaç örneği sizin için ilk kez detaylarıyla açıklayayım:
Tarkovsky, "Stalker" filminin klasikleşen sahnesinde sığ bir nehrin üzerinde pan yaparak, geçmiş medeniyetin kalıntılarını gösterir. Bu fikri kalıntıları klavyeler ve cep telefonlarına çevirerek teknolojik topluma uyarladım. Bu sahneyi de filmimde tempoyu düşürüp ton değiştirerek insanın aslında doğayla bir bütün olduğunu anlattığım bölüme geçiş yapmak için kullandım.
Godard, "Alphaville"de rasyonel mantığın fazlasıyla peşine düşerek içgüdülerinden ve duygularından kopan, nihayetinde de sorgulama yeteneğini kaybederek robotlaşan bir toplumu anlatır. Film Yapay Genel Zekanın toplumu yönettiği ve tüm kararları aldığı bir gelecekte geçer. Ben bu filme atıfı, bir toplumun hayaletine dönüştük dediğim sahnede kullandım. Bir yapay zeka filmi olarak "Alphaville"e yakın durmak ve oradaki anlamı buraya da taşımak için.
Leos Carax, "Mauvais Sang"da muğlak da olsa, saf bir şey arayan ama ne aradığını tam bilmeyen bir neslin duygusal haritasını çizer. Ben de filme final öncesi yaptığım göndermeyle, hiçbir şeyin iyileşmediğini ve duyguların içsel bir tıkanıklıkla sıkışıp kaldığını vurgulamak istedim. O filmdeki bastırılmış arzuların patlama noktasına gelişini ve bağlamı, benim filmimin finaline taşımak istedim.
John Carpenter’ın "They Live"i ise filmdeki referanslarım arasından benim kişisel favorim, çünkü filmimde çok belirgin olmayan bir anlamı o filmden buraya taşır. "They Live"deki meşhur, uzun ve bitmek bilmeyen kavga sahnesi pek çoklarına göre spiritüel uyanışa dair bir kavgadır. Görünenin ardındaki hakikati görüp görmemeye dair insanın içinde dönen kavgaya ve uyanışın ne kadar zor olduğuna dair bir hatırlatmadır. Ben bu sahneye kendimizle yaptığımız kavgayı anlatırken atıfta bulundum. Çünkü günümüz insanın tüm görünenlerin ardında, asıl kavgasının inanca dair, spiritüel bir kavga olduğunu düşünüyorum. Ve tıpkı "They Live" filmindeki gibi günümüz insanı da gözlüğü ısrarla takmamaya çalışır.