Ay Yapım
Söke’de doğup büyüyen bir otel görevlisini canlandırmak, taşranın ritmini, o gündelik hayatın yükünü ve aynı zamanda içindeki hayalleri hissetmeyi gerektiriyor. Rolünüz için bu atmosferi nasıl içselleştirdiniz? Karakterin taşradaki yaşamıyla kendi dünyanız arasında nasıl köprüler kurdunuz?
Merve Asya Özgür: Tabi, herhangi bir karakterin herhangi bir koşulunu çok boyutlu bir hale getirmek, canlandırabilmek için bu dediklerinizin her birini yapabiliyor olmak, en azından böyle bir bakışla yola çıkmak gerekir gibi geliyor bana. Spesifik olarak taşra üzerinden değerlendirmedim. Zaten Türkiye’de herhangi bir oyuncunun taşrayı anlamaya dair çok da zorlanacağını düşünmüyorum. Bu coğrafyada aristokrasinin varlığı tartışma konusuyken, kentleşmenin tarihi çok yakın bir geçmişe dayanıyorken taşrayı anlamak cümlesi biraz enteresan geliyor bana. Kendi dünyama gelirsek, küçük bir dağ köyünde doğup büyüdüm. Yine Anadolu’da küçük bir ilçede öğrenim gördüm. Bunların oynarken işe yarar etkileri olmuştur elbette.
Karakterinizin İstanbul’dan gelen ünlü bir yönetmenle yollarının kesişmesi, hikâyede bir kırılma anı yaratıyor. Bu karşılaşma, sizin oyunculuk yolculuğunuzda da benzer bir dönüm noktası hissi uyandırdı mı?
Aliye ve Levent gündelik hayatın ritminde karşı karşıya gelmeleri zor görünen iki karakter. Bana kalırsa bu yönüyle de onların karşılaşmalarını takip etmek ilgi çekici. Ama hayatın böyle tek düzeliği kıran şaşırtıcı yanları var. Benim hayatımda da pek çok kere beni bu yönden şaşırtan karşılaşmalar oldu evet. Dönüm noktası hissini bilemeyeceğim. Çoğu zaman dönüm noktaları alışkın olduğumuz, konfor alanlarımıza dair taraflarla ilgili bir meseleymiş gibi sanki.
Pelin Esmer gibi incelikli hikâyeler anlatan bir yönetmenle çalışmak, ilk uzun metraj deneyiminizde size nasıl bir güven alanı açtı? Kamera karşısındaki varlığınızı inşa ederken ondan nasıl yönlendirmeler veya ilhamlar aldınız?
Pelin Esmer pek çok konuda bakışımı etkileyen biri. Bana bu süreçte çok fazla şey öğretti, sinemaya dair de hayata dair de. Sinema üzerinden düşününce sanki onun bir sinema okuluna gitmiş ve orada eğitim almış gibi hissediyorum. İlk set deneyimimdi zaten. Orada yabancılık çekmemem için hazırlık döneminde benim de orada bulunmamı teklif etti. Böylelikle hem setteki ekip arkadaşlarımla organik bir bağ, bir tanışıklık kuruldu. Sete alışma sürecinde çok işime yaradı elbette onun bu öngörülü önerisi. Ya da sahnelere dair ne istediğini büyük bir özveriyle anlatan, sabırla istediği yola yönlendiren bir çalışma nezaketini göstermesi, zaten benim için başlı başına büyük bir öğretiydi. Sonrası içinse ben, sette ya da seçme sürecinde güvenli alan nedir sorusunun cevabını kendimce öğrendiğim, gözetildiğimi hissettiğim önemli bir tecrübe yaşadım. Belki kısaca bunlar söylenebilir bu uzun soluklu sürece dair.
Türkan Şoray adına verilen “Umut Vadeden Oyuncu” ödülünü kazanmak, yalnızca bir onurlandırma değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluk da yüklüyor. Siz bu ödülü kariyerinizin başında nasıl taşıyorsunuz? İlerideki projeleriniz için bu ödül size hangi hangi motivasyonu açıyor?
Çok mutlu oldum elbette. Ödülün ismini de oldukça değerli ve karizmatik buluyorum. Bunun dışında ağır bir sorumluluk hissetmiyorum açıkçası. Farklı bir jürinin beğenisi ve kararıyla farklı bir sonuç da çıkabilirdi. Başka bir yetenekli arkadaşım alırdı o zaman. Biraz böyle bakıyorum. Kariyerimin başında olması sevindirici, umarım güzel kapılar açar. Olmazsa da umarım ben kendime umut vermeyi becerebilirim.