Ensar Altay
“Japonya Birlikte Yaşama Kültüründe Örnek Bir Toplum”
Hikayenin merkezinde kadınlar arası sessiz bir suçluluk mirası var. Bu tema nasıl şekillendi?
Senaryoyu oluştururken asıl çıkış noktam, 2020’de çektiğim Kodokushi belgeseliydi. “Kodokushi”, Japonca’da “yalnız ölmek ve bir süre bulunamamak” anlamına geliyor. Bu belgeseli çekerken karşılaştığım yalnız ölümler beni çok etkilemişti. İnsanlar karanlık bir köşede ölüyorlardı ve bundan kimsenin haberi olmuyordu. Japonya’yı birlikte yaşama kültürü açısından çok ileri bir toplum olarak görüyorum. Ama aynı zamanda bu modern yapının içinde, gözden kaçan boşluklar, hatta kara delikler olduğunu da düşünüyorum. Ve bunu en iyi tartışabileceğim yerin kendi toplumum olduğunu fark ettim: kendi ailem, çevrem, kendi insanım. Kanto’nun fikri de buradan doğdu.
Filmde kaybolan birinin ardından kalan boşluk, karakterlerin vicdan ve özgürlük duygularını sarsıyor. “Yokluk” sizin için sinemada ne ifade ediyor?
Bence insan en çok birinin yokluğunda kendini duyar. Kanto’da da o yokluk, karakterlerin aynası gibi. Her biri orada kendini görüyor. Ben sinemada görünmeyenin izleyiciye sızmasını seviyorum. Ve bu yokluk zaten hayatımızın içinde. Bir evin içinde, aynı çatı altında yaşarken bile birbirine uzak düşebilen insanlar… Bazen söylenmeyen bir özür… Bazen geç kalınmış bir “seni seviyorum”… Ya da bunları içinde tutmak zorunda kalmak… Kanto biraz bu yokluğun hikayesi. Yalnızlığın getirdiği boşluğun ve sessizliğin.