Ayvalık’ın Eylül Serinliğinde Sinema Dolu Bir Hafta Sonu: 5. Ayvalık Uluslararası Film Festivali İzlenimleri

Bu yıl 14-20 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen Ayvalık Film Festivali’nin ardından..

Arif Buz
Yazan: Hande Kara

Son birkaç gündür; Ayvalık’ın o kendine has o rüzgarlı eylül ayıyla, sinema perdesinin ışığının birbirine en çok yakıştığı zamanlardaydım. Seyir Derneği tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 14-20 Eylül tarihleri arasında dolu dolu bir programla karşımızdaydı. Bu yıl maalesef festivalin açılışını kaçırmış olsam da, son üç gününde Ayvalık’ın taş sokaklarında salonlar arası mekik dokuyarak o eşsiz festival ruhunu yakalamayı başardım.

Vural Sineması, Fabrika Ayvalık ve Rauf Denktaş Kültür Merkezi arasında geçen bu yoğun tempoda, özellikle kentin kültürel hafızasında çok önemli bir yeri olan Vural Sineması’nda yeniden film izlemek, sinema solumayı seven herkes gibi beni de heyecanlandırdı.

Peki, Ayvalık'taki bu festival mesaisinde benim radarımda neler vardı?

80'ler Slasher Ruhuna Saygı Duruşu: Teenage Sex and Death at Camp Miasma

Bir 80'ler ve 90'lar slasher hayranı olarak festivalde şüphesiz en çok beklediğim gösterim Jane Schoenbrun'un Teenage Sex and Death at Camp Miasma filmiydi. Cannes'dan Kuir Palmiye ile dönen bu meta-slasher, efsanevi bir 80'ler korku serisini diriltmeye çalışan genç bir yönetmenin (Hannah Einbinder) orijinal serinin "final kızıyla" (Gillian Anderson) bir araya gelmesini anlatıyor. Türün tüm kanlı klişeleriyle zekice oynayan, vahşi, tutkulu ve gerçeküstü vizyonlarla bezeli bu film, kişisel zevklerime o kadar hitap etti ki perdeden gözümü alamadım. (Film üzerine daha uzun bir yazı yolda.)

Cannes'dan Ayvalık'a Bir Başyapıt: Fatherland

Paweł Pawlikowski’ye bu yıl Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü getiren son harikası Fatherland, festivalin en ağır toplarındandı. Ida ve Cold War sonrası büyük bir merakla beklediğim film, 1949 Almanya'sının yıkıntıları arasında yazar Thomas Mann (Hanns Zischler) ve kızı Erika'nın (Sandra Hüller) çıktıkları duygusal yolculuğu anlatıyor. Soğuk Savaş döneminin ruhunu görsel bir şölene dönüştüren Pawlikowski'yi büyük perdede izlemek her zamanki gibi büyüleyiciydi.

17. Yüzyıl Karanlığı: Rose

Yıldızı parlamaya devam eden Sandra Hüller'i bu festivalde izlediğim bir diğer yapım da Markus Schleinzer imzalı Rose oldu. 17. yüzyılda geçen ve İstanbul Film Festivali'nin ardından Ayvalık programında da öne çıkan bu dönem draması, görsel dili ve karanlık atmosferiyle soluksuz izlendi.

Yıldızlar Geçidi: The Invite

Festivalin iddialı ve zaman zaman ağırlaşan duygusal temposunda Olivia Wilde’ın yeni filmi The Invite’ı burada değil, vizyon haftasında İstanbul’da izledim ama anmadan geçmek istemedim. Seth Rogen, Penélope Cruz ve Edward Norton gibi dev isimleri buluşturan bu komedi-dram, insan ilişkileri üzerine eğlenceli ve temposu hiç düşmeyen bir seyirlik sunarak Ayvalık gecelerine çok yakıştı.

Absürt ve Deneysel: Hen

Macar sinemasının sınır tanımayan, kural yıkıcı yönetmeni György Pálfi'nin yeni provokasyonu Hen (Tavuk), şüphesiz festivalin en sıra dışı deneyimiydi. Deneysel sınırları zorlayan, absürt sınırlarında gezinen bu Yunan-Macar ortak yapımı, alışkın olduğumuz sinema dilini yapıbozuma uğratarak salondaki herkesi şaşırttı.

Bağımsız sinemadan tür filmlerine, iddialı komedilerden deneysel filmlere uzanan bu özenli seçki için Ayvalık Film Festivali’ne, Seyir Derneği'ne ve emeği geçen herkese teşekkürler. Önümüzdeki yıl yine o eylül serinliğinde, Ayvalık'ta yeni filmlerde görüşmek üzere!

Hande Kara
Hande Kara
-Genel Yayın Yönetmeni
Western, korku sineması ve pembe dizilerin harmanıyla büyüyen bir 80'ler çocuğu. Beta kasetlerin cızırtısından 4K'nın netliğine uzanan yolculuğu, onu buralara taşıdı. Son 15 yıldır, Beyazperde'nin baş editörlüğünü yaparken türler arası mekik dokuyor.
Benzer Haberler