Sinema dünyasının vizyoner ustası, Oscar ödüllü Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu, tiyatro dili ile yedinci sanatın anlatım olanaklarını ustalıkla harmanlayan yepyeni projesi Digger ile beyaz perdeye fırtına gibi dönmeye hazırlanıyor. Senaryosunda usta yazar Sabina Berman'ın da imzasının bulunduğu bu iddialı yapım, başrollerdeki Hollywood efsanesi Tom Cruise ve usta aktör John Goodman'ın kariyerlerinde adeta yepyeni bir sayfa açmayı vadediyor. Sinemaseverlerin heyecanla beklediği filminin tanıtım maratonu sürerken deneyimli yönetmen, modern toplumun sürüklendiği tekinsiz gidişata dair son derece samimi, derin ve bir o kadar da rahatsız edici tespitlerini paylaştı.
Anlatı Kontrolü ve İnsan Hırsının Yıkıcı Doğası
Merakla beklenen film, medya dünyasının ve siyaset koridorlarının gizli iplerini büyük bir ustalıkla elinde tutan acımasız bir iş insanı olan Digger Rockwell'in (Tom Cruise) etrafında şekilleniyor. Ancak yönetmen, sıradan bir karikatür ya da basit bir kötü karakter portresi çizmek yerine meselenin çok daha derinine iniyor. Iñárritu, kurumsal ofislerin parlak zeminlerinden en üst düzey iktidar basamaklarına kadar sirayet eden insan doğasını ve köklü bencilliği titizlikle inceliyor.
“Güç dediğimiz şey, insanları tam olarak sizin inanmalarını istediğiniz şeye inandırmaktan ibarettir: Tarihi kaleme alan ve anlatıyı yöneten kimse, gücün gerçek sahibi de odur.”
Usta yönetmen bu sözlerle günümüz dünyasında gerçekliğin nasıl çarpıtıldığını açıkça dile getirdi.
Başarılı yönetmene göre bu iddialı film, kitlelerin işine gelen kolaylaştırıcı söylemlerin insanlardaki empati yeteneğini nasıl körelttiğini gözler önüne sererek izleyiciyi doğrudan kendi vicdanıyla yüzleştiriyor. Hikâyenin kurduğu sert eleştiri oklarından beyaz perdenin karşısında oturan hiç kimse kurtulamıyor. Konuya ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Oscar ödüllü yönetmen, sözlerini net bir biçimde perçinledi:
“Bugün hepimiz aynı anlatının birer parçası haline geldik, hepimiz içimizde biraz Digger taşıyoruz. Her birimizin kendine göre kurguladığı bir anlatısı var ve çoğunlukla gözümüzün önündeki yalın gerçekliği görmeyi reddediyoruz.”
Kutuplaşan Dünyaya ve Sığlaşan Tartışmalara Sert Eleştiri
Vizyona girmeye hazırlanan filmin ana çıkış noktası, küresel krizleri ve toplumsal meseleleri tehlikeli biçimde basite indirgeme eğilimimize odaklanıyor. Toplumsal tartışmalardaki zengin nüansların yok oluşunu büyük bir kaygıyla karşılayan Iñárritu, bireyleri siyah ve beyaz kadar keskin karşıt kamplara hapsetme takıntısını yerden yere vuruyor. Yönetmen, bu tür zihinsel konfor alanlarının sorunları kökten çözmemizin önündeki en büyük engel olduğunu savunuyor.
“Bana göre dünyanın en büyük meselesi her şeyi aşırı derecede basite indirgememiz: Bunlar sağcı, şunlar solcu; bir tarafta komünistler, diğer tarafta kapitalistler; beyazlar, siyahlar, Meksikalılar... Oysa bu yaklaşım karmaşık, çelişkilerle dolu, belirsiz ve hepimizin bizzat içinde yer aldığı hayatın gerçekliğini acımasızca budamaktan başka hiçbir işe yaramıyor.”
Gösteri Çağında Kaybolan Gerçeklik Hissi
Söyleşinin son bölümünde teknolojinin yıkıcı etkilerini ve ekran bağımlılığının insan deneyimini nasıl parça pinçik ettiğini değerlendiren yönetmen, çarpıcı uyarılarda bulundu. Kişilerin soyut ideolojilere ve dijital avatarların ardına sığınarak yaşamı kaçırdığını vurgulayan tecrübeli sinemacı, modern toplumun asıl değerli olan unsurları göz ardı ettiğini ifade etti: Karşılıklı fiziksel temas, göz göze bakışabilmek ve yanımızdaki insanın sahici ihtiyaçlarına kayıtsız kalmamak.
Tüm bu temaları odağına alan Digger, izleyiciyi koltuğunda kıvrandıracak kadar cüretkâr bir politik hiciv ve sert bir kara mizah anlatısı olarak tasarlandı. Alışılagelmiş kalıpları yıkan bu cesur ve sivri dili, film eleştirmenlerini şimdiden ikiye bölmüş durumda.
Dev yapım Digger, 2 Ekim Cuma günü vizyona giriyor. Sinema kulislerinde şimdiden büyük ses getiren film, önümüzdeki Hollywood ödül sezonunun en güçlü adayları arasında şimdiden ilk sıralara yerleşti bile.