Göğsümüzü kabartan Kış Uykusu’nun ardından bu sene de Robinson Crusoe & Cuma filminde yer alıyorsunuz. Tüm bu tempoya nasıl yetişiyorsunuz ve biraz da bu filme dâhil olma süreciniz nasıl gerçekleşti?
Serhat Kılıç: Ben de bu temponun çok normal olmadığının farkındayım aslında; yavaş yavaş kendi ekibi ona göre düzenledim, Seksenler’in setinde çekimler genele göre kısa sürüyor ve o kadar yorucu olmuyor; ben galiba böyle zevk alıyorum ve besleniyorum. İnsan belki de biraz özel hayatına ayırması gereken zamandan çalıyor. Belki her şeyi yapmamak daha seçici olmak lazım; örneğin 2 yıldır tiyatro oynamıyorum ama Les Ottomans’ta şarkı söylüyorum mesela (Serhat Kılıç Band). Bunlar hep işimizin parçası olan ve rahatlatıcı şeyler.
Filme geldiğimizdeyse önce tabii çizgi roman kısmından bahsedersek Oğuz Aral - Tekin Aral döneminden gelen birkaç tane iyi olduğunu bildiğiniz, o bayrağı taşıyan ve sonraki nesle aktaran gruba denk geldim ben. O yüzden Robinson ve Cuma benim için yıllardır okuduğum, güldüğüm, orijinali ile buradaki alaturkayı çok iyi harmanlayan, çok başarılı olduğunu düşündüğüm bir iş. Bir adada iki tane adamı 17 yıl boyunca çizmek kolay iş değil. Bu proje bu yüzden özel. Sonrasında Gürcan Yurt ile tanıştım ve süreç gelişti.