Hesabım
    53. Antalya Uluslararası Film Festivali'nden İzlenimler ve Taze Film Yorumları!
    Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu Arazlı — 23 Eki 2016 - 08:00

    Uluslararası Antalya Film Festivali'nde sona doğru...

    Tevellüdü yetenlerin Çılgın Bediş dizisindeki zeki Savaş olarak anımsadıkları  Rıza Sönmez 20 yılık oyunculuk kariyerine irili ufaklı pek çok rol sığdırdıktan sonra şimdi de kendi yazıp yönettiği ilk uzun metrajı filmiyle sinema perdesini ve seyircisini selamlıyor. Zannedersek Türk sinema tarihinin en uzun adı olarak bir rekora imza atan "Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Kitabı da Var" adlı film, 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Yarışma bölümünde ilk gösterimini gerçekleştirdi. 

    Nobel edebiyat ödüllü Orhan Pamuk’un Kars’ı konu edindiği Kar romanının izinde, Kars merkezinde gezen film, yarı kurmaca yarı dokü-drama tadında bir yolculuk. Kafkasların ezgilerinin neredeyse hiç susmadığı film, yörenin saygın müzik insanı Yüksel Ermutlu’nun bir günlük serüvenini, yan öykülerle ve çoğunlukla gerçek kişilerin canlandırdığı karakterlerle besliyor.

    Sabah yatağından akşamki bir müzik programına sanatçı bulma hedefiyle kalkan Yüksel Bey, akşama kadar Kars’ta çalınmadık kapı bırakmıyor. Amaç bir tar ustası, bir nara – ritimci ve akordiyonist bulmak ibaret aslında. Yüksel Bey tanıdığı müzisyenlerin peşinde kapı kapı gezerken  - ki hikayenin bu boyutunda gerçek kişilerle çalışıldığı için batıdan baktığınızda Kars’taki müzisyen sayısına şaşmamak el değil- yan öyküde İsrafil Parlak'ın canlandırdığı kurmaca berber karakteri ile tanışıyoruz.

    Berber KA, Orhan Pamuk’un Kar romanında geçen karakterleri Kars sokaklarında yakalayıp fotoğrafını çekiyor sonra bu fotoğrafları kartpostalla basıp berber dükkanında sergiliyor. Adeta bir turizm ve edebiyat neferi olarak çalışan “aydın esnaf” şablonunu çok iyi dolduran KA’nın, Yüksel Bey’in macerasının arasına eklemlenen hikayesi filme de bu upuzun adını veren öykü esasen. Tabii bu noktada yönetmenin tartışmaya açmak istediği konular da KA’nın kelimelerinden dökülüyor.

    Hem belgesel hem kurmaca açısından da standart dışı bir anlatım üslubu benimseyen Rıza Sönmez’in ilk yönetmenlik denemesi yer yer taşa takılsa da, yerli sinemamızın girdiği arthouse/ ’sıkıcı’ festival filmlerine karşılık ucuz korku-cin filmleri + leş komediler ekseninde takdir edilmesi gereken bir çalışma. Bir soluklanma ve sorgulama vesilesi hatta. Rıza Sönmez’in kendi kelimeleriyle söylediği gibi biz başarıyı – bu film özelinde Orhan Pamuk’un Nobel alışını-  kendimize yakıştıramıyor muyuz, “şundan dolayı vermişlerdir” diye ön yargılarla, “benim şehrimi, ülkemi kötü çizmiştir” gibi ön kabullerle mi yaklaşıyoruz? Bizi konu edinen bir başkasını eleştirirken, kendi öz değerlerimize ne kadar sahip çıkıyoruz? Bu soru yukarıda filmin konusunda bahsederken özellikle değinmediğim dramatik bir detaydan da besleniyor.

    Uzun lafın kısası,  Rıza Sönmez seyredilmesi ve üzerinde sorular sorulması gereken bir işe imza atmış ilk filminde; gerisi çoğalarak gelir umarız ki…

    facebook Tweet
    Öneriler
    Yorumlar
    Yorumları göster
    Back to Top