Hesabım
    Bir Zamanlar New York
    BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
    2,5
    Geçer
    Bir Zamanlar New York

    Hep aynı nakarat; yepyeni bir hayat!

    Yazar: Alper Turgut

    “The Immigrant”, neden “Göçmen” değil de, “Bir Zamanlar New York” adıyla gösterime giriyor, 2013 tarihli film, niye şimdi vizyona sokuluyor gibi gereksiz soruları, hızla def ettikten sonra, gelelim asıl mevzuya; Marion Cotillard, Joaquin Phoenix ve Jeremy Renner gibi üç ünlü ve yetenekli oyuncuyla, bu denli sıkıcı, kopuk kopuk, savruk ve haliyle akmayan bir yapıt nasıl yaratıldı? İşte kafamda deli sorular, üstelik yanıtsızlar, belki de cevabı sizler bulursunuz...

    Amerikan Rüyası, hayli meşhur bir geyik sohbetidir, kolayca dolduruşa gelenler, bir rüyada yaşamak isterken, çoğu kez kâbusa uyanmışlardır. New York, fakir, bahtsız ve yeni bir hayat dileyen Avrupalılar için, giriş kapısıydı, yıllar yılı… Kapıdan geçmeyi arzu edenler, uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından, Atlantik Okyanusu’nu aşarak, Ellis Adası’na ayak basarlardı. 1892-1954 yılları arasında 12 milyondan fazla göçmen, Ellis Adası karşılama noktasından geçerek, ABD’ye kabul edildi, bunlardan 22 bin 942’si bizim memleketten idi, kayıtlara göre… Artık Manhattan’a taşınan “Göçmenlik Bürosu”nun eski binası, şimdi bir müze, göçmen müzesi… Hasta oldukları için ülkeye kabul edilmeyenler, karantinaya alınanlar, karşı kıyıya, yüzerek geçmeye çalışanlar, boğularak ölenler, geri gönderilenler, adada can verenler… Evet, “dream”, dram olmuş, pek çok insan için, yine de dünyanın ilk mega kenti, ‘Büyük Elma’ New York’tan, bir ısırık da ben alırım diyenlerin sayısı hiç azalmamış.

    Büyük Buhran’a daha sekiz yıl var, öykümüz 1921’de, Büyük Göç döneminde geçiyor. Mafyanın, yaşamın her alanında gücünü hissettirdiği, hemen hemen tüm aynasızların, kirli ve pis işlere bulaştığı, içki yasağının, dertleri çoğalttığı, günümüzün federal ve oturmuş sistemi yerine, kaosun ve kolay yoldan köşe dönmenin normal sayıldığı senelerde yani… Polonyalı Ewa ve Magda Cybulska kardeşler, birinci paylaşım savaşının devamında gelen yoksulluk ve yoksunluktan kaçarak, ABD’deki teyzelerinin yanına yerleşmek isterler. Ancak Magda, veremdir, Ellis Adası’nda karantinaya alınır, Ewa’nın karşısına ise “iyi adam” görünümlü bir “çakal “olan Bruno Weis çıkar ve onu fuhuş batağına sürükler. “Tanrının, tüm serçeleri gözettiğini” düşünen Ewa’nın aklı fikri, kız kardeşindedir. Tüm sıkıntıları, tüm “günahları” ve tüm acıları, onu kurtarabilmek ve yeni bir hayat kurabilmek adına göğüsler. Sonra öyküye Bruno’nun sihirbaz kuzeni Orlando (Emil) da katılır. İki erkek ve güzel bir kadın, aşk ve bela, kaçınılmazdır artık!

    Gecenin İki Yüzü>, Two Lovers, Little Odessa ve Çeteler Savaşı filmleriyle bilinen yönetmen >James Gray, gedikli oyuncusu Joaquin Phoenix’in (filme dair en iyi şey o) yanına, Jeremy Renner ve Marion Cotillard’ı da yerleştirerek, bir dönem filmine soyunmuş. İyi insan ve kötü insan, günahlar ve sevaplar meselelerine, derinlik katamayan, dönem filminin, mekân ve zaman yaratma yetisinden fersah fersah uzakta kalan, ne klasik, ne de yeni olmayı başaramayan, klişelerden kurtulamayan, seyirciyle bağlantı kuramayan, tempo sorunu yaşayan bir yapım bu, oyuncuların ve müziklerin hatırına seyredilir, o kadar...

    Daha Fazlasını Göster

    Yorumlar

    Back to Top