Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı
    • Seanslar
    • Fragman ve Videolar
    • Oyuncular
    • Eleştiriler
      • Beyazperde eleştirileri
      • Basın eleştirileri
      • Kullanıcı yorumları
    • Resimler
    • Biliyor muydunuz?

    Beyazperde eleştirisi Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı

    0,0

    Serdar Kökçeoğlu

    Yetmişlerin ikinci yarısında doğan ve seksenli yıllarda sinema filmleriyle büyüyen bir kuşağız biz. Seksen kuşağı olarak apolitik bir grup çocuk olarak hatırlansak da, yaşlar çoktan otuzu aştı. Neydi bizim kuşağımızın "apolitik olmak" klişesi dışındaki özellikleri? Olmazsa olmaz sinema filmlerini yeniden hatırlayalım: Yerli filmler her defasında güldürmeyi başaran bir avuç komedi filmiyle sınırlıydı. Süper kahramanlar, serüvenci arkeologlar, uzaylılar, zaman makineleri ve çılgın lise öğrencileri ise yabancı filmlerin dünyasındaydı. Bu filmleri de televizyon ekranında dublajlı izlediğimizi düşünürsek, küçük bir çocuk için yabancı film/yerli film ayrımı ne zaman başlar acaba? Hangi yaşa kadar sinema, ayrı bir dünya, kendi başına bir ülke olmayı sürdürür. Ben galiba Indiana Jones'u bu ayrımı çok fazla yapamadığım veya önemsemediğim, filmlere hayal gücümü okşadığı oranda değer verdiğim bir dönemde keşfettim.



    Indiana Jones'un ikinci filmi, ilk filme göre daha karanlık temalar içerdiği için korku türüne alınır bazı kaynaklarda. O yaşta ilk filmi de sadece fantastik bir serüven gibi değil, bir korku filmi gibi izlediğimi hatırlıyorum. Şüphesiz bunun nedeni Indi gibi yılanlardan çok fazla korkmamdan kaynaklanmıyor. Indiana Jones, sıradan bir çölde, bir taşı, kayayı veya kapıyı aralayarak kimsenin farkına varmadığı dünyalar keşfediyor ve onları görmek için yılanın yuvasına inmekten çekinmiyordu.

    Bütün tarihsel fantezilerini, son vites aksiyonunu bir yana bırakalım, Indiana Jones'un korku sinemasıyla buluşmasını sağlayan bu "karanlığa iniş" takıntısı bile başlı başına bir inceleme konusu. Onun gündüzleri keşfettiği yeraltı mağaralarına yaptığı loş yolculuklar, bir yandan tarihin bilinçaltını, saklı geçmişini ortaya koyarken; izleyicinin de bilinçaltını harekete geçirir. O karanlıkta gizlenenler sadece yılanlar, gizli tarikatlar değildir. İzleyici, elinde meşaleyle dolaşan kahramanın ne ile karşılacağını bilemez ve sürekli bir sonraki adımı hayal gücüyle doldurmaya çalışır.

    Bu tehlikeli yolculuk küçük bir çocuk için fazla karanlık ve bilinmezlerle dolu gözükse de, aslında o meşalenin bir kuşağın hayal gücünü ne kadar çok aydınlattığını söylesek azdır. Müthiş bir serüven olan ilk film de; uzakdoğu egzotizminden faydalanan "korkunç" ikinci film de seksen kuşağının hayal gücünde epey pay sahibidir. Üçüncü film ise belki de serinin en aydınlık filmidir. Burada Indiana, James Bond formülüne yaklaşmış, filmin konsepti baba-oğul çatışmasıyla zenginleştirilmiş ve yeraltı/bilinçaltı serüvenleri karaya ve hatta denize aktarılmıştır. Baba-oğul ilişkisiyle karmaşık ama yüzeyde geçmesiyle de yüzeyseldir.



    Bütün bunları düşününce, bugün yaşı otuzu geçen bir kuşağın on dokuz yıl sonra eski dostunu sinemalarda görmesi gerçekten büyüleyici geliyor. Eviyle işi arasında düzenli bir sinyal gibi gidip gelen, ilk çocuğunun heyecanını yaşayan veya yıllar önce dünyaya gelen çocuğu için daha fazla çalışması gerektiğini düşünen, belki dünyanın başka köşelerinde ülkesine veya çocukluğuna özlem duyan veya çok daha özgür ve renkli bir yaşam süren, yani her koşuldaki benim kuşağıma yapılmış özel bir çağrı aslında bu.

    Steven Spielberg ve George Lucas isimli yaşlı cocuklar da; esas kahraman Harrison Ford da bu buluşmaya hazırlıklı gelmişler. 50'lerin b-movie'lerinden esinlenen paranoyak senaryosuyla, gotik mezarlık bölümleriyle, kılıç gösterisiyle, yine b-movie kokan dev karıcalarıyla, nostaljik ama hüzünlü olmayan, son derece keyifli ve pulp bir gösteri var karşımızda. Üstelik pulp olmaya çalışmıyor, yaklaşık otuz yıldır öyle.

    Zaman zaman tökezleyen Ford'u düşünürsek tekrarı olmayacağı açık ve geleceğin genç Indiana Jones'ları aynı tadı verecek mi bilinmez? En azından, seksenlerin ilk yarısında henüz küçükken bu filmi izleyip, masa altlarına hazine bulmak amacıyla giren (uzun süre çıkmayan) şimdinin göbekli, yorgun ve kafası karışık orta yaşlı gençlerinin bu filmi seveceğine eminiz.

    Filmle ilgili fikirlerin

    Bu filmi takip et

     

    İzlemek istiyor musun?

    Evet Hayır

    İzledin mi? Puan ver

    0 : Berbat
    0.5 : Boş
    1.0 : Çok kötü
    1.5 : Kötü
    2.0 : İyi değil
    2.5 : Fena değil
    3.0 : Kötü değil
    3.5 : İyi
    4.0 : Çok iyi
    4.5 : Müthiş
    5.0 : Başyapıt
    Kaydediyor…
    Kaydedildi
    Eleştiri
    Daha fazla yorum görmek istiyor musun?
     Facebook'ta Beyazperde'nin hayranı olun.
    En çok beklenen filmler
    Fotoğraf : Pamuk Prenses ve Avcı
    1. Pamuk Prenses ve Avcı

    Yönetmen: Rupert Sanders

    Oyuncular: Kristen Stewart, Chris Hemsworth

    Film - Fantastik

    Fragman

    2. Cehennem Melekleri 2
    3. Buz Devri 4 : Kıtalar Ayrılıyor
    4. Skyfall
    5. Alacakaranlık Efsanesi : Şafak Vakti Bölüm 2
    6. Berlin Kaplanı
    7. Prometheus
    8. Kurtuluş Son Durak
    9. Resident Evil 5: İntikam
    10. Abraham Lincoln:Vampir Avcısı

     Daha çok film