Türk sinema tarihinin en büyük klasiklerinden birine ilham veren Necati Cumalı’nın ölümsüz eseri Susuz Yaz, bu kez 1970’lerin Çukurova sıcağında, Adana’nın Çarlak Köyü’nde geçen yepyeni ve sarsıcı bir uyarlamayla izleyici karşısına çıkıyor. Edebiyat ve sinemanın o güçlü bağını kusursuz bir şekilde yeniden kuran bu proje, 70'ler sinemasının o tozlu, sarı sıcak ve gerçekçi estetiğini beyazperdeye taşıyarak sadece bir toprak mücadelesini değil, aynı kandan gelen iki insanın ihtiraslar uğruna nasıl uçuruma sürüklendiğini sarsıcı bir şekilde anlatıyor.
Hikayenin merkezinde, hayatlarını toprakla ve alın teriyle kazanan iki kardeş yer alıyor: Genç, umut dolu ve kalbi tutkuyla çarpan Osman (Mert Ramazan Demir) ile onun tam zıttı bir karaktere sahip, içten içe kendi karanlık planlarını kurgulayan ağabeyi Hasan (Batuhan Bozkurt Yüzügüleç). İki kardeşin pamuk tarlaları ve acımasız güneş altında omuz omuza vererek sürdürdükleri bu zorlu yaşam mücadelesi, Osman’ın güzeller güzeli Bahar’a (Lizge Cömert) duyduğu saf ve büyük aşkla kökünden sarsılmaya başlıyor. Osman, sevdiği kadınla birlikte bu kurak topraklarda yepyeni, bağımsız ve umut dolu bir hayat kurmanın hayallerini büyütürken, ağabeyi Hasan’ın zihninde çok daha farklı, kontrolcü ve tehlikeli rüzgarlar esmektedir.
Bahar’ın köye gelişi ve Osman’la kurduğu o sarsılmaz bağ, sadece iki aşığın kaderini değil, ailenin ve köyün tüm dinamiklerini değiştiren bir kıvılcıma dönüşür. Osman’ın temiz hayalleri, ağabeyi Hasan’ın giderek gün yüzüne çıkan gizli hesaplarına, hastalıklı kıskançlıklarına ve güç tutkusuna acımasızca takılır. Ancak çatışma sadece bu gerilimli aşk üçgeniyle sınırlı kalmaz. 1970’lerin kırsalında hayatta kalmanın ve gücü elinde tutmanın yegane koşulu olan su ve toprak paylaşımı, köy halkı ile Hasan arasında giderek büyüyen, şiddetli bir krize dönüşür. Hasan'ın suyu yalnızca kendi topraklarında tutma hırsı, köylüyle olan ilişkilerini kopma noktasına getirirken, kardeşiyle arasındaki o kutsal bağı da geri dönülmez bir şekilde zehirler.
Suyun, toprağın ve kadının feodal birer mülkiyet olarak görüldüğü bu acımasız düzende, doğanın kuraklığı karakterlerin vicdani kuraklığıyla eşzamanlı olarak işleniyor. Su yüzünden çıkan kavgalar, ihanetler ve bastırılmış öfkeler, Çarlak Köyü'nün dar sokaklarında adeta patlamaya hazır bir bomba halini alıyor. Osman, bir yandan hayatının aşkı Bahar’ı korumak, diğer yandan doğup büyüdüğü toprakları ve ağabeyinin o karanlık yüzünü sorgulamak zorunda kalırken, olaylar trajik, kanlı ve sarsıcı bir sona doğru hızla sürükleniyor. Yapım, insan doğasının en çiğ, en vahşi ve en savunmasız hallerini epik bir dille anlatan güçlü bir trajedi olarak seyircinin zihnine kazınıyor.


