Senaryosunu da...
Aysın Kadirbeyoğlu ile birlikte kaleme almasının yanı sıra...
İlk uzun metrajlı (debut) sinema filmini de çeken Ozan Yoleri'nin yönetmen koltuğunda oturmakta olduğu "Başlangıçlar"; her ne kadar, en azından sadece bizim açımızdan, kapalı bir kutu olarak görülse de...
Özellikle de, hakkında yazılan olumlu yorumlar sebebiyle, merak ve büyük beklentilerle...
Seyretmek ve gerekli değerlendirmeleri de yapmak amacıyla bilgisayar ekranı başına geçtiğimiz ve maalesef, çok kısa bir süre içerisinde de, "ziyadesiyle abartılmış" olduğunu...
***
Ve de hatta...
Ne yapılmaya çalışıldığının da ayırdında olmadığımızı saniyeler içerisinde fark ettiğimiz, gereksiz sürprizlerle dolu bir drama olarak geliyor karşımıza...
***
İşte, tam da bu bağlamda...
Aynen her seferinde olduğu şekilde...
Yine bu kez de...
"Gelin isterseniz...
Oldukça düşük bir bütçeyle kotarıldığı, hemen her halinden belli olan bu filme biraz daha yakından bakalım..."
Demek istesek de...
***
An itibarıyla...
Büyük bir sabırla, on üçüncü dakikaya gelmemize karşın...
Başrol karakteri Defne'nin (Ahsen Eroğlu), yeni yetme taşralılara özgü bir edayla...
Sıklıkla sigara tüttürdüğü sahneler dışında da halen...
Mevzunun, ne olduğuna dair...
Herhangi bir ize rastlayamadık...
***
Elbette böyle olunca da...
Aslında, 10 dakikalık kısa bir filmle dahi rahatlıkla anlatılabilecek bir konunun...
Anlamsız bir biçimde, çekilip sündürülerek...
93 dakikalık bir hale getirildiğine karar verir vermez...
İzlemeyi keserek, yorumunu ertesi gün paylaşacağımız bir sonraki filme geçtik...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş...
Ve üstelik de...
Tüm uyarılarımıza rağmen, evrensel sinema dilinden bihaber bazı eleştirmenlerin ballandıra ballandıra dillendirmeleri ("ve gerçek de, kısmen bu yüzden de olsa Türk sinemasında, nitelikli yapımlara az rastlanıyor olması") nedeniyle...
"Sabun köpüğü" kıvamındaki bu filmi, seyretmeye devam edecek olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için...
Kendi anlatımımızı da...
Burada noktaladık...
***
Devamında ne olduğunu bilmediğimiz gibi merak da etmediğimiz filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; fazlasıyla gereksiz bulduğumuzu yinelemek de ısrarcı olacağımız...
Ve en azından bizim açımızdan...
Zaman israfından öte, pek bir şey ifade etmediğini de belirteceğimiz...
80 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,