En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Tolgakocak
Takipçi
248 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
5 Ağustos 2026 tarihinde eklendi
bugün sinemada izledim gerçekten büyük sinemada izlenmesi gereken bir yapım çok çok iyi değil aslında abartıldığı kadar ama izlenmeye değecek yapım spoiler: yer yer kopukluklar var ama savaş sahneleri bakımından zengin tanrıların devlerin olduğu yapım troya filmi kadar sevmesemde nolan bu işi yapıyor ama övüldüğü kadar en iyi christoper nolan filmi mi hayır bence ilk 5'e bile sokmam bu filmi 10/7. 5
Bir efsaneyi hiç sıkmadan, Nolan'ın klasik zaman oynamaları değil makul flashbackler ile anlatan, müziği sahne heyecanına uyan, atmosferin çok başarılı oluşturulduğu bir film
Filmin ilk yarısı 10 üzerinden 10. İkinci yarısı 10 üzerinden 6. İlk yarısı müthiş bir film izleyim ikinci yarısı gereksiz aşk mevzuları ile boğuluyorsunuz, genel totele bakıldığında 7. 5 dan 8 verilebilir
Film güzel aslında izlenecek film fakat o 1 puanı filmin sahneleri yüzünden kırdım filmin çoğu sahnelerini kapkaranlık yerlerde çekmişler zifiri karanlık hiçbirşey gözükmüyor. 1 puanı oradan kırdım birde bi tık film kısa olabilirdi. İnsanın canını sıkmaktan başka bişey değil. Ama film iyidi güzeldi beğendim ben tavsiye ederim 10 üzerinden puanlama yapacak olursam da
Filme büyük beklentilerle gittim. Sosyal medyada ve yapılan yorumlarda öyle bir anlatılıyor ki, sanki son yılların en etkileyici yapımlarından biriyle karşılaşacaksınız. Ancak ben tam tersini yaşadım.
Öncelikle bu filmi bir savaş filmi olarak görmüyorum. Gerçek anlamda savaş atmosferini hissettiren, nefes kesen çatışma sahneleri veya izleyiciyi koltuğuna çivileyen sekanslar neredeyse yok. Etkileyici olduğu söylenen IMAX sahnelerini de kesinlikle göremedim. Filmin büyük bölümü karanlık çekimlerden oluşuyor ve görsel açıdan beni hiç tatmin etmedi.
Mitolojik bir hikâye canlandırılmaya çalışılmış ancak bana göre dekorlar, savaş atmosferi ve bazı sahneler oldukça ucuz duruyor. Büyük bütçeli epik filmlerle kıyaslandığında kalite farkı çok belirgin.
Film bittiğinde aklımda kalan tek şey şu oldu: Hikâye, farklı bir dönemde geçiyor gibi görünse de bana modern Amerikan savaş filmlerinin kalıbını hatırlattı. Kahramanlaştırılan askerler, yaşanan travmalar ve eve dönüş teması sürekli ön plandaydı. Bu yönüyle bana Irak ve Afganistan üzerine çekilmiş Amerikan filmlerini çağrıştırdı.
Hatta bazı sahnelerde kendime şu soruları sordum: Truva Savaşı'nı anlatan bir hikâyede neden bana modern Amerikan askerlerini hatırlatan bir anlatım hissi veriliyor? Neden karakterlerin yaşadığı psikolojik süreçler ve eve dönüş teması klasik Amerikan savaş filmlerindeki anlatımla bu kadar benzeşiyor? Bu tamamen benim izlenimim ama film, mitolojik bir destandan çok modern bir Amerikan anlatısını farklı bir döneme taşımış gibi hissettirdi.
Köpek üzerinden kurulan duygusal sahneler, eve dönüş özlemi ve travmalar da bana çok klişe geldi. Sanki daha önce defalarca izlediğimiz Amerikan askerinin eve dönüş hikâyesi yeniden anlatılmış gibiydi. Mitolojik bir destan beklerken, modern savaş filmi kalıplarının farklı bir ambalaj içinde sunulduğunu hissettim.
Sonuç olarak ben bu filmde anlatıldığı kadar büyük bir emek, büyük bir prodüksiyon ya da unutulmaz sahneler göremedim. Sosyal medyada oluşturulan beklentiyle kıyaslayınca ciddi bir hayal kırıklığı yaşadım. Bana göre bu kadar yüksek puanı hak eden bir yapım değil.
The Odyssey, görsel açıdan gerçekten büyüleyici bir film. Özellikle deniz yolculukları, savaş sahneleri ve mitolojik unsurlar büyük perdede oldukça etkileyici görünüyor. Film, Odysseus’un eve dönme mücadelesini yalnızca bir macera olarak değil; savaşın insan üzerinde bıraktığı izleri anlatan duygusal bir yolculuk olarak da ele alıyor.
Oyunculuklar başarılı, atmosfer oldukça güçlü ve bazı sahneler uzun süre akılda kalacak cinsten. Ancak filmin süresi biraz uzun ve özellikle orta bölümlerde tempo zaman zaman düşüyor. Nolan’ın anlatımı yine oldukça ciddi ve mesafeli olduğu için karakterlerle duygusal bağ kurmak zor.
Fakat her şeye rağmen güzel bir "master piece". Türkiye'de filmin çekildiği ve belki de bu filme en çok yakışan 70mm IMAX olsaydı şehir ve fiyat fark etmeksizin sırf bu film için izlerdim. Bu haliyle 4, muhtemelen o haliyle , belki de 5 olacak olan bir film.
Christopher Nolan imzalı bu dev bütçeli yapım, 2 saat 52 dakika boyunca kusursuz bir sinematografi sunuyor. Filmin ilk ve son yarım saati durgun geçse de genel temposu oldukça yüksek. Yapımın büyüleyici antik mekan tasarımları mitolojik evrene uyum sağlamış. Bu görsel şöleni destekleyen epik ve mistik müzikler ise gerilimi zirveye taşıyarak muhteşem bir atmosfer yaratmış. Buna karşın, filmin zayıf kaldığı bazı noktalar da yok değil. Truva Savaşı gibi devasa çarpışmaları perdeye taşımak yerine, bir liderin savaş sonrası yaşadığı travmaları ve içsel çöküşünü anlatıyor. Bu yüzden film "görkemli bir savaş" yerine "psikolojik bir dram" havasına bürünmüş. Kurgudaki ani zaman atlamaları kafa karışıklığı yaratırken, bazı karakterlerdeki kast seçimleri de tarihsel uyuşmazlık hissettiriyor. Ayrıca arka plandaki yüksek sesli müzikler nedeniyle bazı sahnelerde diyaloglar net olarak anlaşılmıyor. Tüm bunlara rağmen, filmi tek başına taşıyan başroldeki Matt Damon’ın muhteşem performansı filmin en güçlü ve en başarılı yönlerinden biri olarak öne çıkıyor. Teknik kusurlarına rağmen, mitolojiyi ve felsefi derinliği sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.
Eğer film hakkındaki tek düşünceniz "Helen siyahi olmuş, Achilles trans mı?" ise, bu önyargıları bir kenara bırakıp filmi mutlaka sinema salonunda deneyimlemelisiniz. Film, tartışmaların ötesinde gerçekten etkileyici bir deneyim sunuyor. Film duyguyu izleyene mükemmel geçiriyor. Resmen bağ kuruyorsunuz ana karakterle. puanımı sıkıntılı karakter seçiminden kırdım. He bu arada film 3 saat değil 30 dakika gibi hissettirecek benden söylemesi.
Yapım genel olarak ortalama bir çizgiye sahip; ancak medyada yer alan övgülerin bir miktar abartıldığını düşünüyorum. Bugünün modern ve rasyonel bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, 2000 yıl öncesine ait doğaüstü olaylar ve mucizevi anlatılar ne yazık ki inandırıcılığını yitiriyor ve izleyicide beklenen etkiyi bırakmakta zorlanıyor.
Öncelikle buradaki olumlu yorumları okurken kendi kendime acaba ben baska bir filmimi seyrettim diyorum. Bu film, sinemaya gidilipte seyredipecek bir yapım değil. Boş bir zamaninizda evde oturup seyredebileceginiz bir yapım. Bu filmi seyrederken aklıma bizim eski Tarkan filmleri geldi nedense. Çünkü oradaki efektler aynen o kalitedeydi. Keşke dijital efekt kullanilsaydida bu rezilliği seyretmeseydim. Kısaca paranızı boşa atmayın arkadaşlar, inanın çıkışta pişman olursunuz.
Homeros'un bildik hikayesini neredeyse hiç değiştirmeden, daha önce beyazperdeye 50 defa aktarılmış şekilde bir defa daha çekmek, neye yaramış anlam veremediğim film. Nolan'ın bir önceki filmini, Yıldızlararasını ve Prestij filmlerini birer başyapıt olarak görmeme rağmen bu filmin yönetmeni Nolan olmasa kaç puan alırdı diye merak etmedim değil. Aşırı sıkıldım. Yeni hiçbir şey bulamadım. Dövüş sahnelerini çok acemice buldum. Filmde bir damla kan yoktu. Sanki çocuklar korkmasın diye çekilmiş gibi kılıçlarını Cüneyt Arkın filmlerindeki gibi bir karış uzaktan sallayın insanları öldürüyorlardı. Özellikle filmin sonundaki sahneler, ne bileyim başka bir filmde görsek Hollywood saçmalığı, tek bir adama herkes saldırmak yerine neden teker teker saldırıyorlar, diye soracakken, Nolan yapınca sinematografik bir deha mı oluyor bilemedim. Boşuna bu kadar emek ve para harcanmış bence. Nolan'ın hikayeye kattığı tek farklı yorum Helen'in zenci ve aşırı çirkin olmasaydı??? Bir de Odyseus'un mürettebatında bir Koreli ile bir Persli vardı, veya Hintli, bilemiyorum. Bu kadar çocukça, gereksiz bir film izlememiştim uzun zamandır. Çok büyük bir beklentiyle gidip çok büyük bir hayal kırıklığı ile çıktım sinemadan. Bu ne ağbi? O Agememnon'un o zırhı ne ağbi? Sebebi neydi ki?
Christopher Nolan'ın kariyerindeki en cesur risklerden birini alarak Yunan mitolojisinin en büyük anlatılarından **Odysseia Destanı'nı** beyaz perdeye taşıyacağını duyduğumda, filme doğrusu biraz temkinli yaklaştım. Çünkü böylesine köklü ve kültürel ağırlığı yüksek bir destanı sinemaya uyarlamak, göründüğünden çok daha zor bir meydan okumaydı. Ancak film ilerledikçe, bu çekincelerimin büyük ölçüde yersiz olduğunu fark ettim.
Matt Damon, Odysseus karakterinin yükünü omuzlarında başarıyla taşırken; Nolan da yalnızca destanı anlatmakla yetinmeyip savaş sonrası travmayı, insan psikolojisini, etik sorgulamaları ve güç karşısındaki insanın acizliğini kendine özgü sinema diliyle yorumlamayı tercih etmiş. Film, mitolojik bir maceradan çok, savaşın insan ruhunda açtığı yaralara odaklanan psikolojik bir yolculuk hissi veriyor.
Bunun yanında filmin en dikkat çekici sürprizlerinden biri, birçok seyircinin de üzerinde duracağı korku-gerilim sekansları. Özellikle Tepegöz'ün mağarasında geçen bölümler, Nolan'ın yalnızca bilim kurgu ve dramatik anlatıda değil, gerilim atmosferi kurma konusunda da ne kadar usta olduğunu gösteriyor. Bu sahneler, yönetmenin ileride korku-gerilim türünde de son derece iddialı yapımlara imza atabileceğinin güçlü bir sinyalini veriyor.
Görsel açıdan film tam anlamıyla büyüleyici. Özellikle denizde geçen uzun sekanslarda, kendinizi gerçekten fırtınanın ortasında savrulan geminin içinde hissediyorsunuz. 70 mm IMAX formatında çekilen dış mekân sahneleri, özellikle deniz yolculukları boyunca olağanüstü bir görsel deneyim sunuyor. Görüntü yönetimi, prodüksiyon tasarımı ve müziklerin ses tasarımıyla kurduğu kusursuz uyum, filmin atmosferini sürekli diri tutuyor. Destanın geçtiği dönemin yaşam biçimini, mimarisini ve kültürel dokusunu yansıtan sanat yönetimine ise ayrı bir parantez açmak gerekiyor; perdeye yansıyan her ayrıntıda ciddi bir emek ve titizlik hissediliyor.
Bununla birlikte, filmin herkese hitap ettiğini söylemek güç. Eğer beklentiniz, **Gladyatör**, **The Last Samurai** veya Brad Pitt'li **Truva** gibi aksiyonun, romantizmin ve epik anlatının kusursuz bir akıcılıkla ilerlediği, seyirciyi fazla zihinsel sorgulamaya zorlamayan klasik Hollywood yapımlarıysa, *Odysseia* bu beklentiyi tam anlamıyla karşılamayabilir. Çünkü Nolan'ın önceliği destanın aksiyon yönü değil; karakterlerinin iç dünyası, vicdan muhasebesi ve savaşın insan ruhunda bıraktığı görünmez yaralar. Bu nedenle film, Yunan mitolojisine ilgi duyan, karakter psikolojisini önemseyen ve katmanlı anlatıları seven sinemaseverlere çok daha fazla hitap ediyor.
Filmin özü, aslında savaşın kazananı olmadığını; asıl savaşın insanın kendi vicdanında yaşandığını anlatıyor. Aynı zamanda, tüm yıkıma rağmen umudunu kaybetmeyen insanların sonunda ulaştıkları huzurun ve mutluluğun değerini de güçlü bir şekilde hissettiriyor.
**Özetle;** Nolan bu kez epik bir fantastik aksiyon filmi çekmekten ziyade, seyirciyi Odysseus'un zihnindeki karanlık dehlizlere davet ediyor. Salt aksiyon sahneleriyle her kesime hitap etmeyi amaçlamak yerine, izleyicisini film bittikten sonra da düşünmeye zorlayan; savaş, vicdan, insan doğası ve umut üzerine sorgulamalar yaptıran katmanlı bir sinema deneyimi sunuyor. Bu yönüyle *Odysseia*, kolay tüketilen bir macera filmi değil; sindirilmesi ve üzerine düşünülmesi gereken, Christopher Nolan sinemasının en cesur ve en olgun işlerinden biri olmaya aday.
Oyuncu kadrosuna aldanıp da gittiğim bir film yönetmen ile ilgili bir hayranlığım yok filmde o oynamıyor sonuçta neyse kesinlikle puan bile vermek istemem ama en düşük verilebilen puan o mantık yok heyecan yok merak uyandırma yok anlam yok yok yok hemde çok uzun olmasına rağmen nasıl bu kadar övülüyor hypelanıyor anlamış değilim aynı filmi bende izledim arkadaşımda onunda fikri aynı ilginç zaman kaybım için kendimden özür diliyorum akra soskakları izleseydim daha keyfli vakit geçirirdim.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.