“Elvis Hala Binada!”
Yazar: Onur Çakmak“Bir sürü sert adam geldi geçti. Taklitçiler oldu. Meydan okuyanlar oldu. Ama kral sadece bir tane.” Kendisi de bir rock müzik efsanesi olan Bruce Springsteen, Rock and Roll kralı Elvis Presley hakkında böyle söylüyordu. Dönemine tanıklık eden, benzer sahnelerde bulunan daha birçok şöhretli müzisyenin, sanatçının da Presley’in personasına dair büyülü cümleleri kolaylıkla bulunuyor. Nasıl bulunmasın? Cenazesine 80bini aşkın kalabalığın katıldığı, ortaya çıkan kaostan ötürü 2 kişinin hayatını kaybettiği biri o. Bu yapımın yönetmenliğini üstlenen Baz Luhrmann da kendisinin sinema dünyasından takıntılı denilebilecek düzeyde bir hayranı. Bu kez göstermek istediği şeyi ise belgesel filmin hemen başında Kral’ın ağzından duyuyoruz: “Hakkımda çok yazıldı çizildi. Kimse hikayeyi benden dinlemedi.”
Universal
Luhrmann’ın daha önce 2022 tarihli “Elvis”i ile kurmaca bir mitoloji inşa ettiği düşünülürse, “EPiC: Elvis Presley in Concert” çok daha arşivci, çok daha tarihsel bir yerden konuşuyor. 1970 yazında, görüntü yönetmeni Lucien Ballard'ın gözetiminde, The Wild Bunch filminin çekimlerinden yeni çıkmış altı adet 35 mm Panavision kamera, Elvis'in Las Vegas International Hotel'de bir dizi gösteriyi prova edip sahnelemesini kaydediyor ve 50 saatlik çekim elde ediliyor. Bu kayıtlar sayesinde 97 dakikalık bir müzikal olan “Elvis: That’s The Way It Is” ortaya çıkıyor. Ardından, 1972 yılının Nisan ayında, Amerika'daki konserlerinde kameralar yeniden çalışmaya başlıyor ve Martin Scorsese'nin bir bölümünü kurguladığı “Elvis On Tour” filmi için 60 saatlik ek çekim yapılıyor.
Yarım asır sonra, Baz Luhrmann'ın Presley'in biyografik filmi için yaptığı araştırma sırasında, yönetmenin ekibi Kansas'ta bir yer altı depolama tesisinde 59 saatlik materyal buluyor ve bu da nihayetinde bu yeni belgeselin ortaya çıkmasına neden oluyor. Ancak, bu hazine elbette 1970'lerden beri keşfedilmeyi beklemiyordu. 1981 yapımı “This Is Elvis” filmi, bu arşivlerden bazı büyüleyici, daha önce görülmemiş sahne arkası, prova ve performans kliplerini çıkardı. Ardından 2001'de yapımcı Rick Schmidlin, aynı Kansas arşivinden daha önce kullanılmamış çekimlerden yararlanarak ilk filmin revize edilmiş versiyonu olan “Elvis: That's The Way It Is (Special Edition)”ı çekti. Buna ek olarak, internetin yaygınlaşmasıyla birlikte, iki orijinal filmin çekimleri sırasında çekilen çok sayıda çekim dışı görüntü, çeşitli kalitelerde dolaşıma girdi.
Luhrmann, bu dağınık mirası tek bir duygusal anlatı hattında yeniden bir araya getiriyor. Belgeselde güncel hiçbir ses, yorum, röportaj yok. Yalnızca Elvis’i görüyor ve duyuyoruz. Dönemin röportajları, sahne anları ve daha önce görülmemiş prova görüntüleri iç içe geçiyor. Annesiyle kurduğu bağdan askerlik yıllarına, Hollywood’a dair tereddütlerinden Las Vegas’taki bitmek bilmeyen performans temposuna kadar farklı evreler, şarkılarla örülmüş bir görsel kolaj içinde sunuluyor. Kurgu, her parçayı bir hayat kesitiyle eşleştiriyor. Priscilla Presley ve Lisa Marie’ye ayrılan anlar ise filmin en dokunaklı durakları arasında.
Görüntü restorasyonu gerçekten göz kamaştırıcı. 8mm filmler berrak bir parlaklığa kavuşmuş; yıllardır düşük çözünürlükle dolaşan altın takım elbiseli Hawaii görüntüleri ekranda adeta ışıldıyor. Elvis’in müzikal kontrolünü prova sekanslarında yeniden yakalamak mümkün. Orkestra ve geri vokaller üzerinde kurduğu hakimiyet, şarkıları adım adım inşa edişi, sahneye çıkmadan önceki ciddiyeti ve sahnedeki yer yer muzip tavırları… İlginçtir ki bir noktada ağzından “Her seferinde sahne korkusu yaşarım.” itirafını duyuyoruz, fakat izlediğimiz kişi sanki en ufak bir tereddüt göstermeden tüm salonu avucunun içine alabiliyor. Kostümünün püskülünü koparmak isteyen çılgın hayranlar, kuliste beliren Sammy Davis Jr. ve Cary Grant gibi isimler; film tüm o şaşaanın içinde dönemin Vegas’ının lezzetini seyircisine de tattırıyor.
Elbette Luhrmann’ın farklı dokunuşları da söz konusu. Zaman zaman ekrana binen grafikler ve başlıklar biraz dikkat dağıtıyor, fakat film ilerledikçe bu dokunuşlar usulca geri çekiliyor ve sahneyi tamamen Elvis’e bırakıyor. Bu tercih, anlatının bazı girintili çıkıntılı başlıkları –özellikle özel hayatını– bilinçli biçimde arka planda tutmasına da yol açıyor. Yine de bir müzik belgeseli olarak adlandırılabilecek film, başlangıçta bir hafta sürmesi planlanan ancak sonra yıllara yayılan ve bini aşkın sahneyi barındıran konser serisinin enerjisini merkeze koymayı başarıyor. Elvis’in büyüsü, on yıllara meydan okuyan bir güçle varlığını sürdürüyor.
“EPiC: Elvis Presley in Concert” tam anlamıyla yeni ve özgün değil belki ama oldukça hoş bir anımsatma ve günümüz Elvis hayranları için bir ayin gibi. Elvis mitinin çekirdeğindeki insanı her yönüyle ortaya çıkarmasa da o mitin neden hala ayakta olduğunu gösteriyor. Salon ışıkları yandığında şunu hissetmek olası: Kral bu kez binayı terk etmemiş, hala bizimle.