Filmde, Zerrin Egeliler’in canlandırdığı popüler ve sahnelerde büyük ilgi gören dansöz, bir gece kimliği belirsiz, serseri tavırlı ve organize hareket eden dört erkek tarafından takip edilmeye başlar. Başta bunun sıradan bir rahatsızlık olduğunu düşünen kadın, kısa süre sonra bu durumun ciddi ve tehlikeli bir plana dönüştüğünü fark eder. Planlı bir şekilde hareket eden bu grup, kadını zorla kaçırarak şehirden uzak, ıssız bir dağ evine götürür ve burada tamamen dış dünyadan kopuk bir şekilde esir tutar. Dağ evinde geçen süre boyunca kadın, sürekli baskı, tehdit ve fiziksel şiddet altında tutulur. Film, dönemin sert ve erotik-gerilim sinema anlayışı çerçevesinde, bu esaret sürecini yoğun bir dramatik atmosferle işler. Kadının çaresizliği, korkusu ve hayatta kalma mücadelesi hikâyenin merkezine yerleşir. Bu ana hikâyeye paralel olarak Hasan karakteri de devreye girer. Hasan, taşralı, saf ama aynı zamanda kadınlara ve şehir hayatına karşı takıntılı bir adamdır. Olayların içine doğrudan dahil olmamasına rağmen, sürekli bu dünyayı merak eden ve kadınların peşinden absürt bir şekilde sürüklenen bir figür olarak hikâyede yer alır. Onun başına gelen trajikomik olaylar, filmin karanlık ana hikâyesiyle tezat oluşturarak hem eleştirel hem de yer yer mizahi bir katman yaratır.