En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
rudeonerudeone
Takipçi
1.698 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
10 Şubat 2009 tarihinde eklendi
zaten ödülü de alan başrol daniel day-lewis kaliteli bir oyunculuk sergilemiş tamam,kabul ediyorum,aslında bence o sene jesse james rolündeki brad pitt çok daha şahaneydi ama neyse,en iyi aktör ödülünü almasını anlayabiliyorum ama gerçekten de gerekli bir film olmadığını düşünüyorum,zaman zaman sıkıyor sanki,izlenmese birşey kaybedilmez.
Daniel day lewis'in performansını ağzım açık izledim;karakteri oynamamış resmen içine girmiş.Günümüz dünyasına ve kapitalist sisteme petrolü konu alarak tipik bir bakış yansıtmış,izleyin derim
Filmdeki Daniel Day Lewisin kusursuz oyunculugu dışında farklı birşey var alışageldik bir konu değil tamamen farklı ve özdeyişiyle birleşen bir konu.İşlenişi ve süresi sıkmıyor, beğenmeyenlere tavsiyem tekrar izlesinler.Geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden bir tanesi.
Amerikan değerlerinin temelindeki bireysel çaba,maddi değerler yaratma uğruna insani ilişkileri yok eden bireysel hırs ve bu hırsın beslendiğinde nasıl bir canavara dönüşebileceğini anlatan etkileyici bir drama ''There Will Be Blood''.Daniel Day-Lewis'in sinema tarihine geçmiş unutulmaz performansı bu kadar iyi bir filmin bile önüne geçmiş durumda.
Film adeta oscar için çekildim diye bağırıyor.Her sezon bu tür sıkıcı oscara oynayan filmler görmeyede alıştık zaten..Daha önceki sezonlardaki aviator filmini anımsattı bana,kaliteli olma uğraşı verilsede izleyiciye hitap etmediğini düşünmüyorum.10/5
Senaryosunu da Upton Sinclair'in "Oil" (1927) isimli romanından uyarlayarak yazan Paul Thomas Anderson'ın yönetmen koltuğunda oturduğu "There Will Be Blood", destansı bir dönem draması olarak çıkıyor karşımıza...
Tek başına kendi arazisinde kazı yapmakta olan Daniel Plainview (Daniel Day-Lewis), 1898'de düşerek bacağını kırsa da petrolün ilk emarelerine rastlamıştır...
1902'de sıra, Coyoto Hills'deki o petrolü çıkartmaya gelmiştir...
Çıkartır da...
1911 yılı geldiğinde de oğlu H.W. (Dillon Freasier) ile beraber ülkedeki diğer petrol sahalarını gezerek insanlara, edindiği deneyim ve sahip olduğu ekipman ile petrol çıkartma vaatlerinde bulunur...
Derken Daniel, oğlu H.W. ve yanında çalıştırdığı Fletcher Hamilton (Ciarán Hinds) ile otururken, Paul Sunday (Paul Dano) ziyaretlerine gelerek 500 dolar (ve doğruysa artı 10 bin dolar) karşılığında Little Boston'daki petrol rezervlerinden bahseder...
Bu değerli bilginin ardından baba - oğul Plainview'ler bıldırcın avcısı kimliği ile Sunday ailesinin çiftliğine doğru yola koyulurlar...
Vardıklarının ertesi sabahı ava çıktıklarında, deprem çatlaklarından sızan petrolü kendi gözleriyle görürler...
Akşama da Daniel, Sunday ailesinin babası Abel'a (David Willis), 3.700 dolar karşılığında havasının oğlunun sağlığına iyi geleceğini düşündüğünü söylediği arazilerini satın alma önerisini götürür ve Paul'ün fanatizme varacak derecede dindar olan ikizi Eli'yın (Paul Dano) itirazına rağmen kelepir fiyatına kapatır...
Elbette torunu William (Colton Woodward) ile yaşayan Bandy'ninki (Hans Howes) hariç bölgedeki diğer arazileri de...
Çok istemesine rağmen Eli'ın kuyuyu kutsama konuşması yapması onaylanmazken, açılan ilk kuyuya Sunday ailesinin küçük kızı Mary'nin (Sydney McCallister) adı verilir...
Tabii böyle olunca da Eli'ya göre peş peşe gelen iş kazaları da kaçınılmazdır...
Dakika 65...
Hepsi bu kadar mı?
Olur mu hiç...
Para kazanma hırsı ile gözü dönmüş olan kapitalizm ve dini fanatizmin insan hayatında oynadıkları rolün, kendisine "En İyi Görüntü Yönetmeni" ödülünü kazandıran Robert Elswit'in kamerasından resmedildiği sürprizlerle dolu muhteşem bir 93 dakika daha bekliyor sizleri...
Önerimiz, eğer fırsat bulup da bugüne kadar izlemediyseniz Daniel Day-Lewis'in "En İyi Erkek Oyuncu" kategorisindeki, sinema dünyasının "üç büyükleri" olan Academy, Golden Globe ve BAFTA ödüllerinin tamamına el koyduğu bu filmi kaçırmamanız biçiminde olacak...
Yönetimiyle , senaryosuyla , oyunculuklarıyla , içeriğiyle , müzikleriyle , kurgusuyla , kalitesiyle , emeğiyle ? kısacası her şeyiyle has bir sinema örneği ? son dönemin en önemli filmlerinden ? Sadece daniel day-lewis in olağanüstü oyunculuğu için bile izlenebilir ? 10/10
Oscar ödül töreninde en iyi film dalında favori adayım bu film. Üç saat nasıl geçti anlayamadım olağanüstüydü. Daniel Day-Lewis muhteşem bir performans sergiliyor, bence genç fanatik rahibi oynayan oyuncunun da Lewis’den aşağı kalır yanı yoktu. İlgimi en çok sonradan sağır olan Lewis oğlunu oynayan oyuncu çekti bu yaşına rağmen çok olgun bir görüntü çiziyor filmde. Kaçırılmaması gereken bir film.
kapitalizmin insan ruhunda ve karakterinde ne denli hastalıklar oluşturduğunu çok bariz bir şekilde dile getiriyordu bu film. para hırsı, aç gözlülük,tamahsızlık...daniel day lewisin inanılmaz oyunculuğuyla renklenen film,yer yer minimal bir havaya bürünürken aniden yaşanan gelişmelerle sürpriz yapmaktan da geri durmuyor. başarılı bir film olmuş,tavsiye edebileceklerim listesine ekliyorum;)8/10
konuşma yok petrol arayna çıkaran adamlar var. Uzun gereksiz sahneler var. Sıkıcı uyku getirici. 13 dakikada tek laf yok.. Bu ağır tempo yorar beni dedim. Ve bıraktım
There Will Be Blood’u izleyeli yaklaşık 3 hafta oluyor ama yorum yazmak için özellikle birsüre bekledim, bekledim ki hissi davranmayayım...Kan Dökülecek’i izlememiş ve izlemeyi düşünüyorsanız kendize sormalısınız bir sinema yapıtından ne beklediğinizi. Zira 'ortalama' bir beklentiye sahipseniz sizi tatmin etmeyebilir Kan Dökülecek...Film, Upton Sinclair’in 'Oil' adlı kitabından sinemaya uyarlanmış. Kitabı okumadım ancak muhtemelen bundan daha iyi uyarlanamazdı (demek abartı olmaz) . Filmin konusu petrolün ortaya çıkışı ile 'insanlığın' girdiği yeni süreç. Hatta daha felsefi bakmak gerekirse, kapitalist rejimin 'insansı' ilişkileri nasıl baltaladığı, aşırı hırsın insanı hangi noktalara getirebileceği ve dinin (veya din adına hareket etme misyonunu üstlenmiş kitlenin) buna bakışı. Filme dönersek, 20’nci yüzyıl başında Amerika’da petrol endüstrisinin yeni yeni filizlenmeye başladığı bir zamanda (süper hatta hiper) hırs küpü Daniel Plainview’in hikayesi anlatılıyor filmde...İtiraf etmeliyim ki, ismine ve açılış sekansına baktığımda bende oluşan sanıdan daha farklı bir film izledim. Daha fazla Westernvari bir film bekliyordum ama pek öyle olmadı...Kamera ve ışık kullanımının ortalamanın üzerine çıktığı filmin tipik bir karakter ağırlıklı film. Rakiplerini aslında izlemedim ama sanırım There Will Be Blood’la Daniel Day-Lewis’in Oscar alması şaşılacak birşey değil. Dediğim gibi rakiplerini izlemedim, ama bundan 'iyisi olamaz' ı defalarca söyledim film izlerken. Tüm film Daniel Day-Lewis’in canlandırdığı Daniel Plainview karakteri üzerine dönüyor. Filmin bir diğer güçlü karakteri ise Paul Dano’nun canlandırdığı Eli Sunday karakteri. Zaten kiliseye yapılan göndermeler ve eleştiriler de Eli üzerinden veriliyor...Lafı çok uzatmadan film hakkında bir yargıya varmak gerekirse, şahsen benim çok beğendiğim ve izlemekten hoşlandığım bir tarzı yok filmin. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki oyunculuğun en ön planda olup devleştiği bir yapım izlemek istiyorsanız Kan Dökülecek tam size göre. Ancak filmi beğenmezseniz telaşlanmayın 'acaba ortalamanın üzerine çıkamamış mı film zevkim' diye :)))
- Karanlık Suyun Yer Yüzüne Çıkışı -Film; 8 dalda Oscar adayı olarak, yine aynı sayıda adaylık alan ?No Country for Old Men'e Oscar yarışında yenildi bilindiği üzere. Bu yüzden önce izlediğim ?There Will Be Blood'u, diğer filmi izlemeden bir yorum getirmedim. İnceden biraz da 2008 Oscar'larına da değineceğim.Altın dönemlerinden birini yaşamıştı 90'lı yıllarda sinema... Bu dönemde 4 film çekmiş ve köşesine çekilmiş bir yönetmen Paul Thomas Anderson. Özellikle de ?Magnolia? ile adından çokça bahsettirmişti. Yönetmenin beşinci ve en iyi filmi ?There Will Be Blood?.Paul Thomas Anderson tam bir ?auteur? esasen. Filmlerinin birçok detayıyla birebir ilgilenen bir yönetmen. Yönetmenlikteki başarısının yanında çok başarılı da bir senarist. Bu son filminin senaryosunu da Upton Siclair'in ?Petrol-Oil!? adlı kitabından uyarlamış. Oldukça başarılı bir uyarlama. Yönetmenin son filmiyle birlikte 5 Oscar adaylığından 3 tanesi senaryo dalında. Bu kadar iyi bir senarist olan yönetmenin, bu son filmindeki uyarlama senaryosu da çok başarılı. Filmdeki öykü; petrol endüstrisinin yeni yeni ortaya çıktı yıllarda, 20.yüzyılın başlarında geçiyor. Günümüzde gündemde fazlaca yer almış olan ?petrol? konusunun aslında çıkışını resmediyor. Film, oldukça sessiz bir açılış sekansına sahip. Ana karakterimiz Daniel Plainview'in adeta tırnaklarınla kazıyarak karanlık suyu yer yüzüne çıkarttığını görüyoruz bu açılış sekansında. Oldukça paraya aç ve hırsını daha bu ilk sekanstan anlıyoruz. Bu uzun ve sessiz açılıştan sonra hemen sonraki karelerde Daniel'ın büyük bir petrol girişimcisi haline geldiğini görüyoruz. ?There Will Be Blood? karakter merkezli bir film. Tüm hikaye Daniel Plainview'in üzerinden anlatılıyor. Ayrıca sadece ana karakterin değil, diğer yan karakterlerin çözümlemelerini de çok iyi bir şekilde dile getirmiş Anderson. Diğer filmlerindeki ortaya çıkardığı karakterlerdeki başarısını bu filminde de görüyoruz. Neyse hikayemize geri dönersek artık büyük bir girişimci olan Daniel'ın kendi bölgelerinden petrol çıkarmak isteyen insanlar tarafından adeta peşinden koşulduğunu görüyoruz. Oğlunu yanına alarak iyi bir baba tablosu çizen ve karşısındakine güven veren duruşuyla oldukça önemli bir saygınlığa da sahip aynı zamanda. Daniel'ın bir gün kapısını çalan tuhaf bir genç ile iş anlaşmasına varıyor ve ufak bir kandırmaca ile yeni iş alanını kuruyor. Özellikle Daniel'ın oğluyla olan diyaloglarında amaçlarını, hayata bakış açısını görüyoruz. Her zaman daha fazlasını isteyen, büyük biri olup fazlaca para kazanmak Daniel'ın hayali. Belli ki geçmişinde birçok zorluk çekmiş ve ezilmiş biri gibi. Her nedense karakterin geçmişine dair fazla bir bilgi vermiyor Anderson ama; karakterin geçmişiyle alakalı yaptığım tahminin ?gerçek? olmayı çok yüksek. Daniel yeni bölgesinde başarıyı yakalarken bu başarısında büyük yardımı olan genç rahip Eli ise karakterin tek dostu gibi duruyor. Film birçok dini metine de yer veriyor aslında. Gayet inançlı bir çevrede iş yapan inançsız bir adam Daniel. Petrol kuyularını birçok yardımı bulunan Eli'ın hatırına kutsatmayacak kadar da inatçı ve ?kötü? bir adam olabiliyor istediği zaman da. Para ve işlerinin yolunda gitmesi için her şeyi yerine getirebilecek düzeyde biri de aynı zamanda. O'nun bu kadar fazla para hırsı ve insancıl olmayışı ise O'nu her geçen gün sona yaklaştırıyor. Bu son ise O'nun tam olarak insanlıktan çıkışı anlamanı geliyor bir bakıma. Zaman zaman ufak nedenlerden ötürü cinayet işlemekten dahi kaçınmayacak kadar insanlıktan çıkıyor. İnsanlardan ve insanlıktan nefreti her geçen gün artıyor, aslında hayaline her geçen gün yaklaşıyor. Hayali ise tam da karaktere göre; insanlardan ve insanlıktan uzakta yaşamak... Hiçbir dostu kalmazken oğlunu dahi terk etmekten çekinmiyor. Ne var ki kendi öz oğlu olmadığını sadece masum görünmek için onu yanına alıp oğlu rolüne koyduğunu daha sonra öğreniyoruz. Bu kadar acımasız ve kendini düşünen biri Daniel. Aslında bu hırsının ve acımasızlığının çok eskiye dayandığını da öğrenmiş oluyoruz. Aynı zamanda film; biraz önce belirttiğim durum üzerine dramatik bir baba-oğul ilişkisine de yer veriyor. ?There Will Be Blood? karakter merkezli bir olduğundan, baş karakterinin performansının film için önemi büyük. Usta oyuncu Daniel Day-Lewis ise bu önemi kavramış ve insan üstü bir performans sergiliyor. Oynadığı karakter için özel olarak ses tonunda bile değişiklikler yapmış. Özellikle Sheridan'ın ile birlikte yaptığı çalışmalarla tanıdığımız oyuncu daha önce ?My Left Foot? ile Oscar'ı kazanmıştı ve şimdi ise ikinci Oscar'ını ?There Will Be Blood? ile kazanmıyor. Sanıyorum, bu Oscar'a kimselerin itirazı ol(a)mayacak. Çünkü; Day Lewis bu ödülü tamamıyla hak etmiş. Tören öncesi herhalde alacağına en çok kesin gözüyle bakılan daldı ?En İyi Erkek Oyuncu? dalı. Ve tören sonrası da kimse yanılmadı. 2002 yılındaki Scorsese ile çalıştığı ?Gangs of New York'tan sonra 2005'te bir filmde yer alıp bir bekleyişe geçmişti ?İngiltere'nin De Niro'su? ve bu bekleyişi de en iyi şekilde değerlendirdi. Day Lewis'in beklenen bu müthiş oyunculuğunun dışında yine filmde güçlü bir karakter olan Eli karakterini canlandıran geçtiğimiz yıl ?Little Miss Sunshine'da beğenerek izlediğimiz Paul Dano da çok başarılı... Filmi alıp götüren Day Lewis'in yanında filme yönetmen Anderson'un katkısı da büyük. Sadece oyuncusuna güvenip kenara çekilmemiş. Her sahnesinde Anderson'u hissediyoruz adeta. Kamera kullanımı özellikle çok başarılı. Geniş planlar çekerken, özellikle diyaloglarda kamera kullanımı bizleri filmin içerisine sokuyor. Özellikle geniş açılı kamera açılarıyla ve kullandığı mekanlarla bizlere kısa süreli olsa da zaman zaman ?western? atmosferine dahi sokuyor. Tabii bunda itinalı görüntü çalışmasının etkisi büyük. Film harika bir sinematografiye sahip. Oscar'ı kucaklayan görüntü yönetmeni, ?The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford'un harikulade görüntü yönetimini biraz kafaları karıştırarak da olsa alt ediyor. Sinematografinin dışında filmin ses ve müzik kullanımının da filme etkisi büyük. Filmin ritmine göre düzenleniş ses ve müzikler filmin içinde olan ?bizi? daha da çok etkiliyor. Bunların yanında sanat yönetimindeki başarısı da filmin atmosferini iyice sağlaştırıyor. Başarıyla uyarlanmış senaryosunun ve kurgusunun yardımıyla uzun bir süreye sahip olmasına karşın film göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Gördüğümüz gibi hemen her yönden ?No Country for Old Men'den daha başarılı bir yapım. Bana göre sadece ?Uyarlama Senaryo? dalında Coen'lerin filminden zayıf kalmış. Peki ?There Will Be Blood'un sadece 2 dalda Oscar'ı kazanması nasıl açıklanabilir ki; tamamen Akademi tercihi(!) demenin dışında. ?There Will Be Blood? yılın en iyi filmlerinden, şu ana kadar izlediklerim arasında ise en iyisi diyebilirim rahatlıkla. Geçici değil, kalıcı bir film olmayı başarmış. Paul Thomas Anderson gittiği yolda çok sağlam bir adım atmış ve en iyi filmine imza atmış. Ne yazık ki Akademi jürisini onu göremedi. Pek de önemli değil aslında bundan birkaç yıl sonra daha zayıf da olsa yaptığı bir filmle alması gereken Oscar'ı alacağına şüphe yok. Günümüzde oldukça önemli bir konu halindeki ?petrol'ün yeryüzüne çıkışıyla ilgilenen Anderson; para hırsı, insan sevgisi, din ve baba-oğul ilişkisi gibi birçok kavrama değiniyor. ?There Will Be Blood? bu yıl izleyebileceğimiz belki de en iyi film! - There Will Be Blood {Kan Dökülecek} / Paul Thomas Anderson (2007) -
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.