En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Turgay Buğdacigil
Takipçi
2.468 değerlendirmeler
Takip Et!
3,5
2 Ocak 2026 tarihinde eklendi
Senaryosunu da...
Cem Yılmaz ve Kemal Kenan ile beraber yazdıkları hikayeden, Hakan Haksun ve Altan karakterini de canlandıran aynı Cem Yılmaz ile birlik de kaleme alan Ömer Vargı'nın yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Her Şey Çok Güzel Olacak"; yılların eskitemediği, şahane nitelikteki bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Kulaklarımızın pasını silen, tüm müziklerinde Mazhar Alanson'un imzasının bulunmasının yanı sıra...
Çekimlerinin tamamına yakınının zaten, İstanbul, Beyoğlu ile Bodrum ve çevresinde gerçekleştirildiğini bildiğimiz bu filme biraz daha yakından bakalım...
***
Bir yanlış anlaşılma nedeniyle çıkan kavgada...
İki yıl dört aydır görüşmediği ve Taksim'deki bir büfede, yemek yerken tesadüfen rastladığı ağabeyi Nuri'yi (Mazhar Alanson), bir grup saldırgana karşı savunurken...
Kafasına yediği şişe darbesiyle yaralanan Altan ve Rasim beyin (Sait Genay) ecza deposunda çalışan Nuri...
***
O güne kadar girdiği hiçbir iş de dikiş tutturamayan Altan'ın kafasına, pansuman yapmak amacıyla depoya uğradıklarında...
Tedavisi tamamlanan Altan orayı...
Uzunca bir süredir açmayı planladığı bar için para kaynağı olarak görmeye başlar...
***
Ve bu haberi...
Kendisinden, bir türlü hazzetmeyen ağabeyinin yanından ayrılıp...
Eve gider gitmez, yatakları ayırmış durumdaki karısı Ayla'ya da (Ceyda Düvenci) müjdelemeye çalışsa da...
Başarılı olamaz...
***
İşte bu çerçevede Altan...
Ertesi sabah yeniden ecza deposuna damlayıp...
Porche Carrera marka otomobillere tutkun ağabeyinin başına ekşiyecek...
Ama, onu iplemeyen Nuri...
Depo ile Altan'ı, genç çırak Serkan'a (Emre Sipahioğlu) emanet edip ilaç sevkiyatına çıkacak...
***
Bu arada...
Altan'da tanıdıklarının mekanlarına uğrayıp...
Sanki depoyu boşaltmışçasına...
El koyduğu o ilaçları, kime satabileceğine dair bir araştırma üzerine yoğunlaşacak...
***
Fakat aynı esnada...
Nuri'yi kafalamayı da ihmal etmeyecek...
***
Hatta bir geceyi böylelikle...
Daha çok para ettiğini öğrendiği uyuşturucu ilaçların yerini bulmak gayesi ve Ayla tarafından kovulduğu bahanesiyle...
Nuri ile beraber ecza deposunda geçirecek...
***
Sermaye gözüyle baktığı, kilitli bir dolap dolusu ilacı tespit eder etmez de...
Şoför Haluk'un (İbrahim Yalçın) vasıtasıyla, telefon numarasını oto lastikçisi Fevzi'den (Fuat Onan) aldığı...
Bu türden ilaçların, yasa dışı yollardan satışına aracılık etmesine ilaveten Bodrum'da yaşan Nusret'in (Mustafa Uzunyılmaz) adına ulaşacak...
***
Ardından...
Nusret'e telefon açar açmaz da, icraata girişecek...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalayacağız...
Dakika 40...
***
Gırgır, şamata ve maceranın dibine vurulacağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; seneler sonra bir kez daha izlerken...
Altan ile Nuri'nin babaları Cevat rolündeki Selim Naşit Özcan'ın performansına da hayran kalacakları, 67 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Filmin giriş kısmında ki İstanbul sokaklarının gece çekimlerini net çekmek yerine atmosfer olsun diye bulanık flu çeken yönetmen aslında çektiği filmin 90 lari bilmeyen nesile ileriye miras olarak aktarılacağını hesap edememiş...ve görsel yönden sınıfta kalmıştır...Altan karakteri ise işe yaramaz hırsız üçkağıtçı abisine emanet olan işyerinden utanmadan hırsızlık yapacak kadar anti itici bir karakter...ve finalde her şeyini kaybetmesi yerinde bir senaryo olmuş...senaryo boşlukları mevcut ama çok kafaya takmamak lazım...
Gün gelir peşinde koştuğun para gözlerinin önünde yanar başkasının kapısında çalışacağına hayallerinin peşinde koş ailene vakit ayır demek istiyor kısaca. Ancak bu kadar güzel anlatilabilirdi...
1999 yapımı olan bu film milenyuma girmeden önce çekilmiş, o zamanki İstanbul'un manzaralarını vay be! Tadında gösteren filmlerden.Cem Yılmaz'ın ilk filmi olması sebebiyle de dikkat çekici bir film.Cem Yılmaz'a aynı dönemde Kahbe Bizans'tan teklif gelmesine rağmen o dönemde bu projede oynamayı seçmiş ve iyi de olmuş.Mazhar Alanson ile birlikte unutulmaz bir oyunculuk ve hikâye olmuş.Zaten Mazhar Alanson bu filmdeki rolüyle en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü kazanmış ve fazlasıyla hak ettiği ortada performansıyla.Altan Çamlı ve Nuri Çamlı kardeşlerin hikâyesi çok samimi, doğal ve gündelik hayata oturan cinsten.Altan küçük kardeş bir baltaya sap olamamış, bar açma hayâli kuran bir tip.Nuri Çamlı'ysa tam tersi işinde gücünde bir insan.Filmin replikleri yıllara meydan okuyor."En azından hayattayız bu da bir şey abi." ikincisiyse "1-Bar açmak 2-Ayla'yı mutlu etmek 3-Babamı yanıma almak." Film çok eğlenceli bir film.Güneye gitme ve oradaki sahnelerle keyiflendiriyor.İki kardeşin hikâyesini izlemek gerçekten çok keyifliydi.Filmin müzikleri de unutulmaz özellikle "Benim Hala Umudum Var"Bunun dışında son sahnede babaları vefat etse de Altan'ı Ayla aldatsa da son sahnede Çin restorant'ı açma ve Altan'ın bar açma hikâyesi devam ediyor, güzel bir sonla bitmiş.Türk sinemasının unutulmazları arasına girmiş diyebiliriz.
Türk sinemacılığının en güzel örneklerinde yer alan Cem Yılmaz'ın sevdiğim filmlerinden biri. İlk filmi olmasına rağmen rolünün hakkını vermiş. Romanlarda rast geldiğimiz zaman zevkle okuduğumuz iş bitiren, ağzı iyi laf yapan, biraz serseri bir karaktere hayat veren Cem Yılmaz'ın filme dinamizm kattığını söyleyebiliriz. Onun bütün duyguları doruklarda yaşayan tavırları nispeten daha sakin olan Nuri karakterini dengeliyor. Altan ve Nuri kardeşler bir madalyonun iki yüzü gibi olup tartıştıkları sahnelerde bu durum kendini gösteriyor. Aslında ikisi benzer badirelerden geçmiş, buna farklı tepkiler vererek apayrı insanlara dönüşmüşler. Altan karakterinin yaşadığı yoksulluk ve yoksunluk hali Nuri karakterinde de var. Birinde bar açma diğerinde Ferrari arzusu film içerisinde sıkça söz edilen hususlar. Bir babanın gözünde hayırsız evlat olmak ikisinin de çektiği bir sıkıntı. Altan’ın eşi olan Ayla ikisi arasındaki keskin farkın sebebi. Nuri karakteri bekar olup kendi hayatını idame ettirmekten başka bir derdi olmazken Altan eşinin ilgisini yeniden kazanmaya çalışıyor. Ayla onu aksiyona sevk edip başını belaya sokmasına neden oluyor. Bu durum sevdiği birinin gözüne girmeye çalışan her kişinin başına gelmiştir. İnsanı baskı altında tutan durumu sahneye aktırmak çok iyi bir tercih olmuş. Kendini kanıtlama ve hayalini gerçekleştirmeye çalışırken yaptığı hatalardan ötürü pişmanlık duyması da onun özünde iyi biri olduğunu gösteriyor. Senaryo karakterlerin reaksiyonları üzerinden ilerleyerek seyircinin duygularına yön veriyor. Olayın bütününe ve her açısına değil karakterlerin algılayış biçimine tanık olduğumuzdan kendinizi filmin içinde hissediyorsunuz. Bu duruma katkı sağlayan bir diğer unsur ise çekimlerin doğallığı. İnce işçilik ürünü olan çekimler asla zorlama bakış açılarına geçmemiş, dışarıdan izleyen üçüncü kişinin duracağı yerden çekilmiş. Hem çekim hem de senaryo açısından çok kaliteli bir film olmuş.
Komedi ve drama türünde bir film olmasına rağmen ne yazık ki gülümsemek dışında bir reaksiyon gösteremedim film izlerken.Ayrıca Türk topraklarında yaşamamız sebebiyle birçok başarılı dram filmi çekilmiş olduğu için dram olarak bakıldığında insanı etkileyen bir film olduğunu düşünmüyorum.Repliklerin samimiyetsizliği de işin içine girince çok zor bitirdiğim bir film oldu.Cem Yılmaz'ın olduğu bir filmden en azından komedi adına bir doygunluk bekliyorsunuz ama maalesef.
Film güzel. İlk başlarda biraz yavaş ilerlese de sonrasında film hızlanıyor. Ancak filmin sonu çok basit bitiyor. Gerek para meselesi gerekse Altan'nın karısı ile olan durumu çok basitçe düşünülmüş. Yani mükemmel bir film diyemeyiz. Cem Yılmaz'ın en iyi filmi falan da diyemeyiz. Bence herkes çok fazla abartmış. Ancak yine de güzel bir film olduğunu söyleyebilirim.
On numara beş yıldız bir film.. ilk 12 yaşında izlemiştim, 32 yaşıma geldim hala sıkılmadan izlediğim ender filmlerden biridir komik ama bir o kadar da duygusal..
Gerçekten çok güzel olmuş şuana kadar niye izlemediysem !Cem yılmaz ve mazhar alanson müthiş oynamışlar hikaye hem komik hem dramatik içinde herşey var çok ama çok beğendim eğer düzgün bir film arıyorsanız buyurun hemde Türk filmi..
Cem Yılmaz'ın ilk filmi ve ilk filmi olmasına rağmen gayet başarılı.Film ilk başlarda sıkıcı gelmişti bana ama sonradan hareketli ve heyecanlı bi hal aldı ve sonu güzel bitti.Tabii Mazhar Alanson'da rolünün hakkını vermiş.bu ikili Hokkabaz filmindede harikaydı.sonuç olarak güzel bi film.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.