Anthony Minghella'yı ayakta alkışlıyorum..ki 1997 yılının baharında sinemada izleyeceğim ilk filmin bu olucanı ve bu filmin en sevdiğim film olucanı bilmiyordum.hayata ve aşka artık bambaşka gözlerle bakıcamı da! "
"Sevgilim! sevgilim!, Seni bekliyorum. Karanlıkta bir gün ne kadar sürer yada bir hafta? Ateş çoktan söndü ve çok üşüyorum.kendimi dışarı sürükleyebildim ama güneş vücudumu kavurdu.Korkuyorum; tüm ateşi bu sözleri yazmak için harcadım.Ölüyoruz ölüyoruz; İçimiz aşkın zenginliği ve tadıyla dopdolu ölüyoruz.Bedenlerimiz nehirlerde yüzer gibi.Korkular, içinde saklandığımız bu perişan mağara gibi.Tüm istediğim gün ışığına çıkmak; seninle gerçek bir ülkedeyiz.haritaların ve güçlü adamların isminin olmadığı.Biliyorum. geliceksin ve beni dışarı, o rüzgarlı yere taşıcaksın.Tüm istediğim bu.Seninle orada arkadaşlarımızla öylece yürümek.Sınırları olmaksızın bir dünya.Işık çoktan söndü sevgilim ve ben karanlıkta yazıyorum.Çok üşüyorum."
Daha fazla söze gerek var mı? Bilemiyorum; ama inadına yaşamak ve inadına sevmek bu olsa gerek.Afrika çöllerinin ortasında bir aşk ancak böylesi bir tutkuyla yaşanabilir.öyle ki çölün sıcağından ve Almasy'nin yanıklarından daha kavurucu.Savaşın o yakıcı ateşinde bile aşk yeşerebiliyorsa. Kavruk zihnindeki anıların tazeliğiyle son günlerini yaşıyan haritacı Macar bir hasta ve son günlerinde ona bakarak anılarının bedenlenmesini sağlayan, hayattaki tüm sevdiklerini kaybetmiş Kanada'lı bir hemşire; kızgın çöllerde, çöllerden daha da sıcak tutkulu aşk yaşayan İngiliz bir kadın ve savaşın ortasında her gün mayınlarla kucaklaşan Hintli bir adam.II. Dünya savaşının ortasında keşisen bir dörtgen.Anılar, gel-gitler, aşk, savaş ve ihtiras.Sapsarı bir rüyanın içinde yaşanan tutkulu hayatlar.İyi ki bu film var ve iyi ki sinemada izlediğim ilk film bu.sonsuza dek izlenebilir!... Anthony Minghella'yı ve tüm oyuncuları bir kez daha alkışlıyorum!...
filmi ne kadar beğendiğimi anlatacak kelime bulamıyorum, sanırım 98senesinde sinemada izlemiştim, hemen üzerine kitabıda okudum, kitap harika film harika ne desem ... daha ilk sahnesinde hani fırça ile yüzen adamların çizildiği sahne, sonra çölün üzerinden uçan uçağın görüntüsü ve harika müziği ile bir şaheser seyredeceğinizi anliyorsunuz, aşk, savaş, dostluk üzerine enfes bir öykü bu, hiç bıkmadan bunca yıl sonra bile oturup seyrettirebiliyorsa kendini bu film artık bir klasik demektir:))
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.