En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
Marsemia
Takipçi
24 değerlendirmeler
Takip Et!
4,0
21 Mayıs 2026 tarihinde eklendi
Çok sert bir film. Ağır başlıyor. Vazgeçmek istiyorsunuz. Belgesel tadında ilerlediği sahneler var. Sonu itibarıyla ters köşe yapıyor. Ters köşesi öyle böyle değil. Dünyada her şey mümkün diye bakarsanız aklınıza yatar. Değilse eleştirilecek çok şey bulursunuz.
Noter her boku biliyor. Saçma sapan, içi sapık duygularla ve fikirlerle dolu bir senaristin hayal ürünü, gayri ahlaki bir film. Bu film Oscara aday gösterilmiş. Allah belanızı versin sizin.]
Bayağı vasat bir film, sahneden sahneye geçişleri berbat. Filmde verilen bilgilerden sonra olayların akışını tahmin ediyorsunuz,celladının oğlu çıkacağı çok aşikardı. Haddinden fazla abartılması ise daha önce kaliteli film izlememiş kişilerin filmi puanlamasıyla alakalı diye düşünüyorum.
Acı dolu bir hikaye. Denis Villeneuve nasıl böyle bir film çekmiş anlayamadım. Hiç onun tarzı bir film değil. Çok dingin sabit kamera açılarıyla çekmiş. Filmi Türkiye'den izleyince garip düşüncelere dalıyorsunuz. Filmin bir kısmı Kanada'da geçiyor. Ne güzel bir ülke ne kadar medeni insanlar. Yaşanabilir bir ülke. Sonra Lübnan'da geçen sahnelere bakıyorsunuz. Türkiye'ye şükrediyorsunuz. İnsanlar ne kadar zor coğrafyalarda ne kadar zor hayatlar yaşıyorlar.
Film ortalama düzeyde bir film olmuş ancak orta doğuyu, hristiyan-müslüman çatışmasını ve iç savaşın etkilerini güzel bir biçimde ele almış ve gün yüzüne çıkarmış. Bazı kurgusal ve mantıksal hatalar dışında finaliyle izleyiciyi etkileyen bir yapım diyebilirim.
Film bitene kadar durağan sıkıcı bir şekilde ilerliyor ardından film sonu seyirciyi etkilemeye çalışmış lakin başarılı olamamış, filmin içi boş. İyi ve kaliteli bir film, bir kaç çarpıcı sahne göstermeye çalışmakla olmaz. Film genel anlamda öyle abartıldığı kadar güzel değil. Fazla abartıldığını düşünüyorum.
Psikolojik bir Film. Gerçeklik payı kesinlikle yok. O sebeple kötü not veriyorum. Ve bence izlemeyin!! İçinizdeki masum duyguları katletmek için yapılmış lanet bir film bence
Old boy filmini izledikten sonra old boy gibi bir film izleyemem bir daha diye düşünmüştüm. ta ki bu filmin son dakikalarına kadar... Filmin akışı, konusu, konu bütünlüğü, işlenişi her şey muazzam. Bir de ters köşe olunca tadından yenmez denilen durum çıkıyor ortaya. sonu gerçekten çok etkileyici. 1+1'in 1 ettiğini anladığınızla Jeanne'nin hissettiklerini siz de hissediyorsunuz. eleştirebileceğim tek nokta Abou Tarık'ın sonlardaki görüntüsünün biraz daha yaşlı olması gerektiği halde olmamasıdır. hapishane sahnesindeki ile aynı gözüküyor neredeyse. Oysa aradan 20 yıl geçmiş olması gerekiyor. bunun dışında kusursuz bir film. Ters köşe seven herkesin izlemesi gerekiyor.
Dünya üzerinde hiçbir insan bu filmin sonunu tahmin edemez ve bugüne kadar izlediğim hiçbir filmin sonunda bu kadar hayrete düşmemiştim. Senarist kim tanımıyorum ama artık piyasanın Ronaldo’su bu adamdır benim için.
“Incendies”; daha sonra “Prisoners” (2013), “Enemy” (2013), “Sicario” (2015), “Arrival “(2016) ve “Blade Runner 2049” (2017) gibi birbirinden iddialı işlere de adını yazdıran Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve’un üçüncü uzun metrajlı sinema filmi…
Kısaca senaryosu, Lübnan asıllı Kanadalı oyun yazarı Wajdi Mouawad’ın aynı adlı tiyatro oyunundan (2003) uyarlanan ve mülteci kökenli Kanadalı ikiz kardeşlerin, annelerinin vasiyeti üzerine ailelerinin tarihini keşfetmek üzere Orta Doğudaki anavatanlarına yaptıkları seyahat ve bu seyahat de yaşanan olaylar zinciri olarak özetlenebilecek filmin senaryosunu da Denis Villeneuve yazmış…
Dünya prömiyerini, on gün arayla 3 Eylül 2010’da Venedik Film Festivali ve 13 Eylül 2010’da Toronto Uluslararası Film Festivalinde yapan film, Yabancı Dilde En İyi Film kategorisindeki Academy ödülü için Kanada’nın adayı olarak da yarışmış…
6,5 milyon dolar gibi son derece mütevazı bir bütçeyle çekilen ve sadece 16 milyon dolarlık bir gişe yapabilen filmin, bu düşük gişe rakamına rağmen elde ettiği 8.2/10 (115.320 oy) ve 4.3/5 (17.683 oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puanı ortalamalarıyla 7.9/10 (120 yorum) ve 80/100 (42 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları son derece çarpıcı…
Gelin isterseniz IMDB 250 listesinde kendisine 125. Sırada yer bulan filmimize, her zamanki gibi önceliği yine oyuncu kadrosuna vermek suretiyle biraz daha yakından bakalım…
Bu film, başrol karakterleri olan Nawal, Jeanne ve Simon Marwan’ı canlandıran Lubna Azabal, Mélissa Désormeaux-Poulin ve Maxim Gaudette için aradan geçen yedi yıla rağmen halen filmografilerindeki en iyi film olma özelliğini korumaya devam ediyor…
Ne yazık ki, her üçü de bir daha böyle bir filmde oynama şansı bulamamışlar… Hâlbuki filmdeki performansları hiç de fena değildi…
Benzer şeyleri filmin teknik kadrosu için de söylemek pekala mümkün… Bunun tek istisnası, Amman (Ürdün’ün başkenti) sokaklarına taş, toprak ve moloz yığarak iç savaş günlerindeki Beyrut’u yeniden canlandırmaya çalışan prodüksiyon tasarımcısı André-Line Beauparlant…
Tabii bu arada, “The Fly” (1986), The Day After Tomorrow (2004) ve “Birdman or (The Unexpected Virtue of Ignorance)” (2014) gibi filmlerin özel efektlerinde de imzası olan Louis Craig ile “Gangs of New York” (2002), “The Lord of the Rings: The Two Towers (2002)”, “The Day After Tomorrow” (2004) ve “Arrival” (2016) ın da sanal efektlerine damgasını vuran Mathieu Raynault’un katkılarını da unutmamak lazım… Bu ikili, “Incendies” de de son derece başarılı bir iş çıkartmışlar…
Ancak bize göre filmin en can alıcı kısmı hikâyesi ve kurgusu…
Öyle ki, Arap kültürüne tamamen yabancı olan Denis Villeneuve’nun bu hikâyenin orijinal versiyonunun anlatıldığı ve bir başyapıt olarak nitelendirdiği “Incendies” isimli tiyatro oyununu 2004 yılında Montreal’deki Théâtre de Quat'Sous’da izlemesinden sonra, hikâyenin ana yapısına ve karakterlere sadık kalmasına rağmen, Wajdi Mouawad’ın da izni ile hikâyedeki bütün diyalogları değiştirdiği senaryoyu yazması ve filme uyarlaması tam beş yılını almış…
Elbette bu, işin sadece hikâye ve senaryoya ilişkin kısmı… Bunun birde kurgu ayağı var ki, Villeneuve burada da, senaryoyu da bizzat yazmış olmanın sağladığı avantajla, flashbacklerle gittiği iç savaş günleri (1975 – 1990) ile bugünü zekice kurgulayarak ortaya son derece sıra dışı bir drama çıkarmış…
Sonuç olarak, her defasında 131 dakikasının tamamını soluksuz izlediğimiz, arşivimizin de nadide parçalarından olan ve bazı sahnelerinde insanın yüreğini de parçalayan bu etkileyici film için puanımız 4 önerimiz ise, özellikle de nitelikli film peşinde koşanlar için “mutlaka izlenmeli” şeklinde olacak…
Keyifli seyirler,
Son bir not: Tüm hakları bize ait olan bu yorumun orijinali; bir başka mecrada tarafımızca, 15 Ekim 2018 günü saat 01.33’de yazılarak paylaşılmıştır...
Film her ne kadar yavaş ilerleyip sıksa da finalini merak ediyorsunuz. Açıkçası ben izlerken sıkıldım ama sırf başladım diye sonuna kadar izledim. Finali şok etkisi yarattı .Filmde sahne geçişleri ve duygular eksik kalmış. Anca 3 yıldızı hakediyor. 10/5
Film her ne kadar yavaş ilerleyip sıksa da filmin ortalarındaki merakınız sonuna kadar izlemenize neden oluyor ve filmin sonunda hiç beklemediğimiz yerden sizi vuruyor. Yavaş ilerlemesine ve durağan geçmesine sebep olan şeyse oyuncuların duygularını yansıtmaktaki eksikliği. Filmin asıl vurucu yerlerinde sahne geçişleri ve duygular eksik kalmış. Ama buna rağmen kesinlikle sonuna kadar izlenmesi gereken bir film.
Sinirleri altüst edecek bir film zira neye sinirlenip kime kızacağınızı bilemiyorsunuz. Bir sahne onve sinirlendiginize bir sonraki sahnede acıyabiliyorsunuz. Aslında fikrimce tam olarak yapılmak istenen bu. Bir insan hem acı çeken hem de acı çektiren olabilir ve aradaki cizgi düşündüğümüzden de ince.. Bir artı bir bir eder mi sorusu da tüm anlatılanların özeti niteliğinde. Filmin bir matematik dersinde geçen bölümünde Profesörün sözlerini daha iyi okumanızı öneririm filmin ve aynı zamanda hayatın matematiksel açıklamasıdır bu. Matematikte sayilarla ve sembollerle anlamsız gibi görünen şeyler hayatın içerisnde bir anlama bürünür. Ikillik ve teklik üzerinden ilerleyen bir filmle karşılaşıyoruz. İki ayrı şey olarak düşündüğümüz agabey ve baba birdir, iki ayrı topluluk olarak düşündüğümüz taraflar aynı devletin üyeleridir, iki farklı ideoloji için ilerleseler de aslında sonuç birdir yani savaş, Ikiz kardeşler farklı görünseler de aynı duyguları paylasarak aynı amac için ilerlerler. Yani şu film üzerine yorum değil makale yazılabilir herhalde.
Ortadoğu ortamında hissediyorsunuz kendinizi. Sövüyorsunuz nasıl bir insan bu kadar insanlıktan çıkar gözü döner diye. Ortam çok iyi yazılmış. Senaryo vurucu. spoiler: Sonlara doğru Jean ve Simon’un abilerinin babaları olduğunu anlıyorsunuz. Yine de gerçekten gösterince tüyler diken diken. Savaş ki buna savaş bile denmez, teröre yüzlerce kez lanet okuyorsunuz. Otobüs yakma sahnesinde ardıdan o çocuğu vurmaları,, şerefsizler.. O ebu tarık’a da söv söv bi hal oldum. Gerçekten zor hayatlar var. Bunu filmde sonuna kadar hissediyorsunuz. Yalnız böyle söve söve izleyeceğimiz sahneler daha uzun verilebilirdi, o zaman daha etkili olurdu bence. Onun dışında senaryo harika, ortam güzel yansıtılmış, sadece sahneler bir tık daha vurucu verilebilirdi. Güzel bir orta doğu filmi
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.