Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal'ın muhteşem performanslarıyla parladığı "Prisoners / Mahkumlar", geniş çaplı insan analizi yapan zengin alt teması ve karakterizasyonlarıyla kendine hayran bırakan bir film. Başta Roger Deakins'in mükemmel görüntü yönetimi olmak üzere teknik açıdan oldukça başarılı bir seyir keyfi sunan filmin yönetmen Denis Villeneuve'nin kariyerinde önemli bir yer taşıyacağı şimdiden belli. Uzun süresine rağmen sürükleyici yapısından bir gram bile ödün vermeyen "Mahkumlar", kısaca yılın en iyi filmlerinden biri.
Film ağır ilerleyen düz mantık bir polisiye dram filmiydi ancak sonu da anlamsız bitti. Biraz kısa olsaydı ve gereksiz yerler yerine daha çok aksiyonlu yer olsaydı daha iyi olurdu. Bazı sahneleri merak uyandırıcı ve heyecan verici ancak yine de sürükleyici devam etmiyor. Bunun dışında söylenecek pek bir şey yok, ortalama bir yapım diyebilirim. Şunu da söylemekte fayda var oyunculukları ve filmin atmosferini daha iyi hissetmek istiyorsanız benim tavsiyem altyazılı bir şekilde izleyin film bitince keşke ben de altyazılı izleseydim dedim. (6/10)
Film biraz yavaş akıyor ve süresi oldukça uzun. Ama yavaş gelişen olaylar sizi sürüklüyor ve filmi sonuna kadar izlettiriyor.Oyuncu performansları süper tam olması gerektiği gibi. Özellikle Jake Gyllenhaal iyi bir iş çıkartmış bu konuda. Senaryo da gayet özgün ve başarılı. İzlediğinizde memnun kalacağınız bir film.
Şükran gününü kutlamak için bir araya gelen komşu ailelerin iki küçük kızının kaybolması ile başlayan soruşturma sırasında kızlardan birinin babası olan Keller Dover (Hugh Jackman), suçlu olarak gördüğü ve delil yetersizliği ile serbest bırakılan, zihinsel engelli Alex (Paul Dano) adındaki bir genci kaçırıp eski binada tutmaya başlar. Diğer kızın babası olan Franklin (Trrence Howard)'i kendisine yardım etmesi konusunda zorlar ve ikili genç adama günlerce sürecek olan bir işkenceye başlarlar. Bu sırada polis memuru olan Loki (Jake Gyllenhaal) şüphelenmeye başlar ve adamı takip eder.
İki farklı baba karakteri ve iki ayrı anne karekteri ile süslenmeye çalışılmış; ama benim herhangi bir şekilde duygu alamadığım, hatta soğuk bulduğum bir yapım olmuş. Başlangıçta buradan çok güzel bir şeyler çıkacak diye beklediğim; ama sonradan gereksiz diyaloglarla dolu, sıkıntılı ve bunaltıcı bir hal almaya başlayan ve de sonu ile işte bu çok bayat dediğim bir hale dönüştü Prisoners.
Film, yönetmen Clint Eastwood'un 2003 yılı yapımı olan, benim çok ama çok sevdiğim Gizemli Nehir (Mystic River)'i hatırlattı; ama şunu kabul etmek gerek ki Prisoners (IMDB-250 içindedir) bu filmin yanından bile geçemez.
Gizemli Nehir'de kızı öldürülen bir babanın (Sean Penn) kızını öldürdüğünü düşündüğü eski arkadaşından (Tim Robbins) şüphelenmesi ile başlıyor. Yine eski bir arkadaşı olan polis memuru (Kevin Bacon) da bu sırada olayı çözmeye çalışmaktadır.
Burada da konusunu yazdığım gibi iki yapımda birbirlerine konu itibari ve de kaliteli oyuncuları ile oldukça benziyor; ama biri bir şahaserken, diğeri onun çakması olmaktan kurtulamıyor. Çok büyük umutlarla ve büyük bir heyecanla beklediğim Prisoners istenilen tadı veremiyor. Malzeme iyi; ama sosu olmayınca tadı olmuyor.
Gizemli Nehir filmini izlemeseydim, ya da beni kadar çok etkilemeseydi, Prisoners benim için de çok müthiş bir film olabilirdi. Hugh Jackman'ın oyunculuğuna bayılırım; ama acılı baba rolünde Sean Penn'in eline su dökemeyeceğini de görmüş oldum. Belki senaryodan, belki de filmin atmosferinden acılı babayı hissedemedim.
Hugh Jackman, Trrence Howard (Demir Adam), Paul Dano (Hayalimdeki Aşk), Jake Gyllenhaal (Yaşam Şifresi, Pers Prensi) gibi birbirinden başarı oyuncuların olduğu bir filmin konusu (tabi ki benim düşünceme göre) yavan olunca oyunculuklarda kendini gösteremiyor
IMDB'den benim anlamadığım derece yüksek bir puan alan Prisoners, 8.1 gibi bir puanı kesinlikle; ama kesinlikle hak etmiyor. Oyuncular hatırına (Oscara adaylık gözüküyor) 7.1 puanı, onu da istemeye istemeye veriyorum.
Öncelikle yönetmen Denis Villeneuve den söze başlarsam Incendies filminden sonra izlediğim ikinci filmi. Incendies filmine bayılmıştım. Onun kadar güzel bir film daha izlettirdi bana. Kurgusu, anlatımı, görüntüleriyle her bakımdan çok kaliteli bir yapım ortaya çıkmış. Film çok hareketli veya çok ağır değil tam kararında, yormayan anlatımı, bilinmezlik ve mistik yapısı çok hoşuma gitti. Karakterlerin davranışları, insan psikolojisini işleyişi, olaylar karşındaki hal ve hareketler... Keller Dover'ın altı yaşındaki kızı ve yan komşusunun kızı ortadan kaybolur. Ellerindeki tek ipucu sokağın başına park etmiş şüpheli bir karavandır. Polisin bu ipucundan sağlam bir sonuç almaması nedeniyle Dover, bir süre sonra çaresizlikten adaleti kendi sağlamaya çalışır. Ancak kafalarda tek bir soru vardır; kızını bulmak için neleri göze alabilecek, ne kadar ileri gidebilecektir? İşte bunu bize anlatan, gösteren bir film. Bir baba çocuğu kaçırıldığında ne derecede etkilenir. Veya nasıl tepkiler verebilir. Bu tarz farklı kaçırılmaların olduğu, psikopat katillerin veya ucu bilinmez cinayetlerin, kaybolmaların olduğu filmler, diziler hep ilgimi çekmiştir. Bu sefer olaya bir babanın bu durumda ne kadar ileri gidebileceğini gösteren bir film. Filmde her şey çok güzel ama oyunculuklar efsane. Başta Hugh Jackman ve Jake Gyllenhaal olmak üzere bütün oyuncular çok kaliteli ve çok doğal oynamışlar. Hiçbir yapmacıklık, göze batan bir şey yok. Herkese tavsiye ederim. İyi seyirler... 8.0/10
Bir önceki filmi kadar çekici ve çarpıcı bir öyküyle karşımıza çıkmayan yönetmen, Prisoners’ta küçük kızı bir anda ortadan kaybolan bir babanın gerilim dolu arayış öyküsüne odaklanıyor. Hugh Jackman’ın hayat verdiği bu baba karakteri, kızına olan bağlılığından ya da başka gerekçelerle bu konuda olağan dışı bir obsesyon örneği sergiliyor. Öte yandan kaçırılan kızın katilini arayan dedektif rolünde seyrettiğimiz Jack Gyllenhaal ise filmin gerilim dozunu ayarlayan kumanda karakter görevini görüyoruz. Tam iki buçuk saat boyunca her iki karakterin kendi metotlarıyla gizem dolu bir olayı aydınlatmalarını heyecandan ziyade merakla seyrettiğimiz Prisoners, aslında son dönemlerde özellikle Ben Affleck filmlerinden alışık olduğumuz bir atmosferi daha karakter odaklı yansıtıyor. Hatta öyle ki filmin yönetmeni, bir hikaye anlatmaktan ziyade filmin işleyişini karakter çözümlemeleri üzerinden götürmeye çalışıyor. Zaten bu çabada olduğunun en büyük kanıtı da Prisoners’ın senaryosunda baştan sona hissedilen zayıflık. Hikayenin tutarsızlıkları bir kenarda dursun, İçimdeki Yangın’da hissedilen bütünlük ve seyirciyi cezbeden bağlayıcılığın hissedilmediği film, daha çok baştan sona süregelen bir merak unsuru üzerine inşa edilip o şekilde ayakta tutulmaya çalışılmış. Senaryoyu yazma görevini üstlenen Aaron Guzikowski’nin kariyerinin başlangıcında olduğunu düşündüğümüzde bu durum kulağa hayli mantıklı geliyor. Yine de Villeneuve gibi bir ismin yönetmenlik becerileriyle bir filmi evirip çevirebileceğine olan inancımızın bir nebze olsun sönme olasılığı da Prisoners ile birlikte gelen olumsuzlukların en başında kendine yer edinmeli. Olay örgüsünü bir kenara bırakıp karakter işlemeleri üzerinde durmaya çalışan yönetmen, bunu (oyuncuların şapka çıkarılası performanslarının da büyük yardımıyla) layığınca başarıyor; lakin seyirci için zorluk çıkarması kaygısıyla mı aralara serpiştirmiştir emin olmamakla beraber arka planı dini motiflerle bu kadar süslü karanlık bir gerilim filminin temelini güçlü oturtamamış olmak söz konusu mevzunun da havada kalmasıyla sonuçlanıyor. Haliyle Villeneuve’ün elindeki malzemeleri uygun biçimde karıştıramadığı gerçeği patlak veriyor. Filmin süresinin iki buçuk saati aşması ve bir takım detayların fazlalığının rahatlıkla hissedilmesi, kafalarda bırakılmaması gereken soru işaretlerinin yer edinmesi de bu iddiayı destekleyebilecek diğer işaretçiler diyebiliriz.
Jake Gyllenhaal dedektiflik rolünü çok iyi oynamış..Sıradan bir senaryo iyi bir polisiye aradaki dramlar hugh jackman ve Jake Gyllenhaal güzel oyunculuklarıyla izlenebilir bir film olmuş.
Tam bir başyapıt.. nasıl 33 kişi yorum yapmış hala ona şaşıyorum. Filmi izlemek için yorumlara bakan sevgili sinema sever dostlarım eğer bu yorumu okuyorsaniz ben ölmüşum demektir. Shshshhs şaka bi yanan eğer bu yorumu okuyorsaniz açın izleyin sonra buraya gelip yorum yapacaksaniz zaten
Sinema tarihinin sayfalarına adını altın harflerle kazımaya çok yaklaşan bir film Prisoners. Polisiye-gerilimin son zamanlardaki en iyilerinden diyebilirim ancak daha çok psikolojik öğreler barındıran bir film. Jake Gyllenhall'ın film seçimlerindeki başarısını bildiğimden beklentim oldukça yüksekti. Beklediğim gibi de oldu. İç karartıcı bir atmosferde gerilimi elden bırakmayan yönetmen, karakterlerin iç dünyalarını oldukça başarılı bir şekilde betimlerken bize de sık sık neyin doğru neyin yanlış olduğunun muhakemesini yapma imkanı veriyor. Filmin önemli bir kısmını empati yaparak izliyorsunuz.Özellikle Hugh Jackman'ın kendi doğruları uğruna yaptıkları beni çok etkiledi. Sonlara doğru filmin fazla uzadığı ve sahnelerin birbirinin tekrarı olduğu hissine kapılmaya başladım. Buna rağmen filmden sıkıldığımı söyleyemem. Final sahnesindeki açık son ise oldukça etkileyici. Yönetmenin Gyllenhaal'la çektiği yeni filmi 'Enemy' için şimdiden sabırsızlanıyorum. Sinemanın yeni yönetmen-oyuncu ikilisi olacak gibi görünen Denis Villeneuve - Jake Gyllenhaal ikilisnin hayırlı olması dileğiyle, Prisoners'ı kaçırmayın.
Oyunculuklara bişey demiycem ama senaryoda eksik çok bu kadar uzun olduğu halde nasıl olur da yarım yamalak gereksiz hikaye spoiler: [labirent olayını açıklamdan biter spoiler]spoiler:
Berbat film hınç filmi olan ittifak filmi buna bin çeker çok güzel yorum yazanlar co çok aşırı profesyonel ya da çok acemi millet sahne için oyunculuk için izlemiyor olaya bakıyor ve olay da gayet basit ve hiç ters köşe yok zamanım bosa geç ti hint filmleri baştan sona ustalıkla çekiliyor bunun gibi 2 saat boşuna sahne çekmiyor açıkçası bosa zaman kaybettim hiç tavsiye etmem
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.