En yararlı eleştirilerEn yenilerEn çok eleştiri yazmış üyelerEn çok takip edilen üyeler
Filtrele:
Hepsi
rudeonerudeone
Takipçi
1.698 değerlendirmeler
Takip Et!
4,5
25 Ocak 2016 tarihinde eklendi
Hugh Glass 19. yüzyıl başlarında gerçekten yaşamış bir kürk avcısı ve maceracı. Hakkında pek fazla yazılı kaynak bulunmasa da, temel olarak şöhret kazandığı bir olay var: ayı saldırısı. Ağır yaralı kurtulduğu bu saldırının ardından da ekibi tarafından ölüme terk edilmesi. Nitekim bu olayın da anlatıldığı gibi mi yaşandığı, yoksa dönem şartları da göz önüne alındığında "efsaneleştirilmiş" kısımlarının olması ihtimalinin yüksekliği de bir soru işareti. Ancak bunlar Inarritu'nun filmi için yalnızca bir "kıvılcım" oluşturuyor, ve üzerinde uzun uzun konuşmaya değeceğini sanmıyorum. Yine de gerçekler ile bağlantı konusunda önemli bir nokta şu olabilir: filmdeki gibi Glass'ın melez bir çocuğu yok, ki filmin akışı içinde çok önemli bir detay aslında. Inarritu'nun yerlileri işin içine çekmeyi, konuyu yalnızca bir adamın intikam hikayesinden çıkararak en az aynı derinlikte başka başka okumalara açmaya çalıştığı, ve bunda başarılı olduğu hususlardan bir tanesi. Inarritu'nun "Birdman"in hemen peşinden böyle bir filme imza atması, kariyerinin doruğuna ulaştığını gösteriyor, umarız burada uzun süre kalır. Tabiatı bir karakter olarak sunuyor. Filmin en önemli karakterlerinden biri hatta. Ormanıyla, ırmağıyla, karlı dağlarıyla, ayısıyla, bizonuyla, atıyla, her şey tabiat ile iç içe. Yerliler de hikayeye birebir dahil ve onların da tabiat ile olan ilişkilerine sık sık vurgu yapılıyor. DiCaprio'nun oyunculuğu heykelciği hak ediyor. Diğer adayların hepsini henüz görmedim ancak Akademi'nin genellikle yüksek fiziksel performansı ayrı bir değerlendirdiğini hepimiz biliyoruz. Ödül sezonundan başarıyla çıkacağı kesin. Tom Hardy parantezi, son yıllarda sık sık olduğu gibi, çok uzun bir parantez. Yükselen bir oyuncu, seçmece işlere devam ediyor, hakkını veriyor. Her şey bir tarafa bir teknik şölen bu film. Keyfini çıkarmak gerek.
Filmde resmen bir ölümsüzlük almış başını gidiyor. Ölenler çok çabuk ölüyor da ölmeyenler dünya yıkılsa ölmüyor. Film hızlı bir şekilde başlıyor ancak ilerleyen dakikalarda temposu yavaş yavaş kayboluyor. Filmin içine çekilen seyirci daha sonra kolaylıkla filmden kopabilir diye düşünüyorum. Ayrıca filmin gerçekten yaşanmış bir hikaye olduğunu da belirtmeliyim. Tabi ki gerçekten böyle ütopik mi yaşanmıştır bilinmez ama esinlenme kaynağının gerçek karakterler olduğu -isimlere kadar- belirtiliyor.
Demek ki bu yılın en iyi filmi bu ki bu filme gitti oscar. Leonardo yıllar önce bir çok filmi için Oscar'ı zaten hak etmiş bir oyuncu. Bu filmi de Leonardo kurtarıyor. Film genel anlamda iyi ancak filmin ilk yarısı çok sıkıcı işlenmiş. Ayı sahnesinden sonra film hareketleniyor. Çok uzun tutmuşlar filmi ama sürükleyiciliğini baştan değil ortadan vermişler. Bu bakımdan film Leonardo'nun diğer tüm filmlerinin yanında zayıf kalmış.
oğlunu öldüren adamın peşindeki baba. Konu bu. Ama çekim kalitesi kurgu manzaralar. Va bazı sahneler o kadar iyi ki. Filmin durağanlığını tamamen ört bas ediyor bazen. Süre biraz daha kısaltılıp daha sürükleyici bir film olabilirdi. Bu haliyle bile 10 / 9,5
Öncelikle bir parantez açarak film ekibinden bahsetmek gerekiyor. Filmin arka planında tamamen ödüle doymuş bir ekip var. Bilhassa çok övgüyle bahsedecek olduğum görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki hem Birdman de hem de Gravity'de muhteşem işler başararak bu alana yepyeni bir soluk getirerek iki oscarı cebine koymuş sonuna kadar da hak etmiştir. Tabi bu muhteşem adamın başarıları sadece bununla sınırlı değil, Children of Men ve Tree of Life filmleri dahil 5 oscar adaylığı daha bulunmakta. Eğer üst üste üçüncü kez ödül alırsa bayağı büyük bir başarıya imza atacak ki almaması içten bile değil. Geçtiğimiz sene Birdman ile çıtayı yükselten ve tekniğini orijinal bir şekilde kullanarak yola koyulan Iñárritu'nun başarısından sonra yine Oscar'a göz kırptığı bir filmle karşı karşıyayız. Film özetle intikam duygusu içinde hareket eden bir adamın ayı saldırısından kurtulma ve amacına ulaşma öyküsünü konu ediniyor. Bu anlamda en başta itiraf etmek gerekiyor ki filmde çok aman aman bir senaryo falan yok. Çok kısıtlı ve basit bir konu üzerinden yola çıkılıyor. Senaryo gerçek bir öyküye dayandırılmış. Ancak gerçekte yaşamış H. Glass karakteri ile uzaktan yakından alakası yok. Bilinçli bir şekilde intikam filmine çevirmişler. Oysa ki çok şahane bir Cast Away tadı da yakalanabilirdi. Yani işin içine bambaşka karakterler koyarak gerçek hikayeden esinlendik palavrası zaten senaryo dalındaki olası adaylıklarını falan da engellemiş. Senaryoya sonra gireceğim ayrıntılı olarak. Yönetmen bazında hareket edecek olursak büyük yönetmen Iñárritu'nun çatışma sahnelerinden tutun ayı sahnesine kadar çok güçlü ve yine çok şahane seçimlerle gerçekçilik algısını yansıtmayı başarmış. Sahne tasarımlarını çok beğendim, dönemsel vurgular çok isabetli, sömürgecilik eleştirileri ve kızılderili katliamına dönük vurgular sönük kalsa da son derece yerindeydi. Zaten yönetmen esasında hikayedeki bir sahnenin canlandırılması için kabiliyetini konuşturmak için var. Yani bu yönetmen dışında bir başka yönetmeni koysaydınız o çatışma sahnelerinde o tadı o yeni soluğu yakalayabilir miydiniz? Hiç zannetmiyorum. Hikayeyi kendi etrafında çok farklı bir şekilde evirerek eşi benzeri olmayan kamera açılarıyla bilhassa geniş açıları kullanarak filmin gidişatını ve kontrolünü kendi eline alıyor. Yarı belgesel tadını da böyle yakalamış aslında. Filmin giriş sahnesi ve ayı sahnesi için bile Iñárritu'nun Oscar adaylığı garantiydi benim için. Filmdeki dövüş sahnelerine bakıldığında sahneler tasarlanırken doğaçlamalar çok önde tutulmuş bu da alışık olduğumuz klişe dövüş sahnelerinden açık ara uzak "bende herhalde böyle dövüşürdüm" demenizi gerektirecek özgünlükte olmuş, yine dahi bir yönetmen sayesinde mümkün olan şeyler bunlar. Yani klişe hollywood filmlerindeki iyi kötü adam çekişmesi tamamen devre dışı bırakılmış. Dicaprio'nun performansı için fazla şey söylemek gereksiz zira hakikaten çok şahane bir oyunculuk ortaya koymuş, ödül almak için yırtınmış desek yeridir. Fakat söz konusu oynadığı karakterin geçmişi son derece bayat olduğu gibi zeka parıltısı hiçbir tarafı da yok. Son derece gelişigüzel kurgulanmış yine senaryo eksikliğinden kaynaklı olduğunu düşündüğüm karakter klişelerine burada da girilmiş. Son derece klişe karakterler var filmde. He burada oscarı vereceklerse de fiziksel çabaları sayesinde Dicaprio'yu ödüllendireceklerdir diye düşünüyorum. Zira bu seneki adaylara baktığımda ondan daha iyi oynamış diyebileceğim kimse yok, başka bir sene olsa tekrar diyorum bu karakter ile alması mümkün değildi. Daha radikal ve özgün tiplemeler, karakter oyunculuklarını akademi seviyor. Dicaprio'nun diğer oyunculuklarının da aşağı yukarı hep klişeler üzerine kurgulanmış olması bunda etmen. Bu arada Tom Hardy'de muhteşem bir iş çıkarmış. Bu klişe kötü adam tiplemesini kendinden bir şeyler katarak canlandırabilecek az oyuncudan birisidir ödül alması kuvvetli ihtimal. Filmin esas bombası zaten her Iñárritu filminde olduğu gibi filmin kurgusudur. Belki de bu kurgu filmin hak ettiği ikinci ödül olacak. Zira bir saniye dahi gereksiz bir sahne olmadığı gibi tempo ve heyecan da bir saniye olsun aksamıyor. Burada ikinci önemli rakibi kesinlikle Mad Max olacaktır. O filmin de sahne geçişleri muazzamdı. Görüntü yönetimi için söylenebilecek çok şey var ama uzatmak istemem. Bayıldığım bir görüntü yönetmenidir Lubezki. Burada yine kendini aşmış. Açılar, tercihler, doğal ışıklar, gölgeler, derinlikler, zoom esnasında kamera hareketleriyle yaratılan planlar... Muhteşemdi gerçekten. Gerçek bir sinema şöleni yaşattı bize. Yarı belgesel tadını da fazlasıyla veriyor. Renk yönetimi de aynı ustalıktaydı. Burada senaryoya tekrar dalmak gerekirse şunu söylemek gerekir ki senaryoluk bir şey yok. Sadece bir fikirden yola çıkılarak yönetmen odaklı bir iş yapmak istemiş Iñárritu. Zira filmin hiçbir tarafında özgün bir şey yok. Baştan son son derece basit ve klişe bir hikaye üzerinden anlatılmak istenen üç-beş mesajdan ibaret görülüyor. Göze soktukları karakterler klişe olduğu gibi son derece rezalet diyaloglar da cabası. Hikayeyi akıcı kılacak bir parlaklık olmadığı gibi Dicaprio'nun oynadığı karakterin içerisine tam olarak dalamıyoruz çünkü karakter ile özdeşlik kurabilmen için gerekli şeyler yok senaryoda. Başı sıkışan her senarist gibi bunlar da tanrı/kader/isa/mesih gibi terimlerin arkasından hareket ederek finali de oraya bağlamak gibi bir acizlikle senaryodaki basiretsizliğini kanıtlamışlar. İyi ki adaylık falan vermemişler senaryoda bunlara...Sonuç olarak en iyi film ödülünü alacak olursa diğer en iyi film adaylarının çok iyi olmamasından ötürü alacaktır hatta kesin gözüyle bakan çok otorite var onun haricinde en iyi yönetmen ve en iyi görüntü yönetmeni ödüllerini de alması benim esas isteğimdir. Ama tekrar diyorum senaryosundan ötürü çok iyi bir film değil, fakat dahiyane bir yönetmenlik örneği izledik. Doğa ve insan ilişkisi ancak bu kadar iyi resmedilebilirdi. Bu benim için fazlasıyla keyifliydi. iyi seyirler...
MUHTEŞEM MUHTEŞEM MUHTEŞEM İki sene üst üste Inarritu filmlerini sinemada izlemek gerçekten bizim neslimiz için büyük şans. Bizden bir nesil büyükler ; Sidney Lumet,Ertem Eğilmez,Scorsese gibi ustaların her yıl eser verdiğinden ve bunları sinemada izledikleri için kendilerini şanslı hissettiklerinden bahsederler. Biz de Inarritu tarzı yönetmenleri izlediğimiz için şanslı olduğumuzu küçük nesillere anlatacağız. Birdman'den sonra benim için yavan geldiği kesinlikle tartışılmaz ancak bu seneki filmler içinde kendine ciddi hatrı sayılır bir yer bırakıyor. Gerçi Birdman benim için çok büyük bir efsaneydi. Hatta Mulholland Drive ve The Pianist'ten sonra 21.yüzyılın en iyi filmi olduğunu hep söylerim. Unutmadan; Birdman yaşım gereği halen sinemada izlediğim en iyi filmdir. O filmde büyük bir Amerikan taşlaması, popüler kültür eleştirisi vs. bir sürü çok cesur eleştiri vardı ve çok da sertti. Ödülü Birdman'e verdiği için akademiye tekrar tekrar teşekkür ediyorum.. The Revenant'ta yeniden bir Amerikan kültürü-beyaz ırk eleştirisi bulunuyor. Bu sefer ki hicivin sertliği biraz daha naif. Ancak bu yumuşak dilli eleştirinin olması bile benim açımdan bir lütuf ve tabiki filmin en önemli artısı da bu Kızılderili yanlısı eleştiriler. Şef ile Fransızlar'ın diyaloğu Meşhur Kızılderili kabile sözü olan "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak." akla getiriyor.O sahneyi çok sevdim ve duygulandım... Filmde oyunculuk anlamında Di Caprio dışında Tom Hardy dahil hiç kimseye güvenmiyordum. Ancak inanır mısınız Inarritu figüranı bile çok iyi kullanmış. Oyunculukları çook beğendim ve çok doğal buldum. Di Caprio kesinlikle efsanevi bir iş çıkarmıştı. Ama bence yinede daha iyi oynadığı filmler vardı. Hele ki The Wolf of Wall Street'teki rolü onlarca kez oscar almayı hak ediyordu ve büyük bir haksızlık yapılmıştı. Bu sefer hakkı olan ödülü vereceklerdir. Onun yanı sıra başta Tom Hardy'e güvenmediğimi söylemiştim. Çünkü Kara Şövalye Yükseliyor dışında hiçbir oyunculuğunu başarılı bulmadım ama bu sefer The Revenant'taki rolü üzerine çok iyi oturmuş. Anladım ki Tom Hardy "kötü adam" rollerini çok iyi oynuyor. Benim yardımcı erkek oyuncu dalındaki favorim Mark Rylance idi ama Tom Hardy alırsa gerçekten üzülmem. Bunların dışında Hugh Glass'ın oğlu ve kendini asan kızılderili başta olmak üzre yan karakterlerin de oyunculukları bayağı iyiydi... Gelelim filmdeki eleştiriler dışında en sevdiğim noktaya.. O nokta kesinlikle görüntü yönetmeni performansıdır. Emmanuel Lubezki yaşayan efsane olduğunu kanıtladı. Knight Of Cups'taki başarısı bence daha iyi olsa da bu filmdeki her bir görüntü karesi çerçeveye alınıp sergilenebilir. Görüntü yönetmenliği filme çıta atlatan çok önemli bir unsur olmuş... Görüntü yönetmenliğinin doğallığını perçinleyen ise bence ses miksajı ile yapmış ve harika bir bütün oluşturuyor. O doğal resimler ile arkada uluyan kurtların sesi-koşuşturan atların sesleri-nehirin sesi vs. çok büyük gerçekçilik sağlamış. Oradaymış hissi veriyor ve karakterlerin yerine kendimizi koyabiliyoruz bu da sebeple bazı sahnelerde ne yalan söyleyeyim insanı geriyor. Filmi izlerken tıpkı bir kahramanın destanını dinliyormuş izlenimini aldım. Hugh Glass hikayesi de bir nevi destan. Ve destanlarda bazı şeyler abartılı oluyor. Aslında bu abartıları hoş karşılamam gerekirken bu kadar GERÇEKÇİ bir filmde hiç yakışmamış. Belki de karakterlerin derinliğine hiç inilmemesi ile birlikte filmin en büyük kusuru budur. Mesela Hugh Glass'ın uçurumdan at ile birlikte düştüğü sahne bence fazla gereksizdi. Atın içine girip ısınma sahnesi etkileyici olsa da at ile düştükten sonra hiçbir şey olmamış gibi kalkması benim yüzümü buruşturdu. Çünkü o kadar yüksekten süngere düşsen bile bir yerin incinir ama malesef buna dikkat edilmemiş bunun yanında filmin çok etkileyici gözüken "ayı ile çarpışma" sahnesinde de bir takım yanlışlar mevcut. Ayı adeta bir dev gibiyken yüksekten normal bir insanın üzerine düşmesi tartışmasız direk ölümdür ancak Hugh Glass ağır yaralı olarak kurtuluyor. Bence bunun çözümü çok basit. O kadar büyük bir ayı yerine daha ufak bir ayı resmetselerdi çok daha inandırıcı olurdu böyle olunca abartı sezdim... Zaten filmin tek eleştirilecek yanı bence senaryosu. Karakterlerin de daha derinine inilmeliydi. Tabi senaryosunu eleştirmişken daha iyi yerleri de mevcut. Kızılderili ile birbirleri arasında çıkar ilişkisi olmaksızın yaşadıkları dostluk harikaydı. Kar yağışına dil uzatmaları da çok iyiydi. Irk ayrımı olmaksızın yaşanan dostluğu çok sevdim. Keza aile içi bağların öneminin gösterildiği yerler de çok iyiydi. Ama bu harikulade sahnelerin daha vurucu diyaloglar ile bezeli olmasını çok isterdim. Sanki filmde zoraki bir diyalog eksikliği vardı. Inarritu tarzlarında geveze filmler yapar ve ben o gevezeliğini çok severdim. Gerçi sessiz filmleri de severim. Ancak bu sefer karakterler konuşmayınca derinliklerine pek inemedik... Her neyse filmin bana kattığı sırf bir adamın hayat hikayesi olmadı. Alt metinindeki insancıl ve duygusal mesajlar daha önemliydi. Filme girmeden önce Kızılderililer ile ilgili bir şey olacağını tahmin etmiyordum. Kızılderililerin yaşadığı zulümlerin anlatıldığı ve o dönemi yansıtan filmlere bayılan biri olarak o tarz şeyler biraz olsun bulunduğu için çok mutlu oldum. Kısaca The Revenant o Büyük beklentinin altında kalsa da çok sağlam ve emek harcanmış bir film.
senaryo kurgu klasik olsada gerek görüntü kalitesi gerek oyunculuklar gerek konunun işleyi biçimi filmi çok keyifli izlettriyor leo artık oskarı kaptı bence 10 üz 7.4
Loenardo'nun burnundan akıp bıyığının üstünde donup kalan sümüğüne rağmen harika bi filmdi. Her ne kadar ölümsüz olsada karakterimiz, mantık hatalarını görmezden gelip mutlaka izlemelisiniz. Ne olmuş yani bi adam bacağından sakatlanıp ayı tarafından parçalanıp diri diri gömülüp aç susuz kalıp dağda tipiyle boğuşup şelalelerden yuvarlanıp uçurumlardan düşüp hâlâ ölmediyse. Olamazmı yani... Söz konusu DiCaprio ise olabilir tabiiki :) herşeye rağmen izleyinn...
Zor koşullarda çekilmiş, intikam ve hayatta kalma mücadelesini anlatan güzel bir filmdi. Soğuk kış ortamında ve kar üzerinde çekildiği için İzlerken hem yoruldum, hem de içim üşüdü:) Ayrıca ağır ilerlemesine ve konusunun basit olmasına rağmen, Leonardo nun oyunculuğu ve görsellik mükemmeldi. Leonardo hak ederek aldığı Oscarlık bir performans sergilemiş, filmi tek başına götürmüş resmen. Bir ayı sahnesi vardı ki gerçek gibiydi, inanılmazdı. Sadece filmin sonunu anlamadım bu şekilde bitmemeliydi, baba ve oğul ilişkisini de güzel işleyememişler, İmdb si de biraz fazla abartılı bence, 10/. Beğeni ve eleştiri ucu açık, eksik yanları olsa da ben genel olarak beğendim ve arşivime attım, izlemenizi tavsiye ederim.
Bu bir uyarıdır: Eğer akademi bu sefer de DiCaprio'yu es geçerse, DiCaprio fanları ortalığı karıştıracaktır.
Yoruma geçmeden önce şunu söylemek istiyorum. Bu film internete düşeli bir aydan fazla oldu. Ve bu kadar uzun süredir sabrettim ve izlemedim. Sonunda gidip sinemada izledim. İyi ki de sinemada izlemişim. Bu film sinemada izlenecek tarzda filmlerden. Evde heba etmeyin derim. Gerçi çok büyük bir kısım çoktan izledi bile.
2 hafta önce The Hateful Eight'i izlediğimde bol sohbet ve repliklerden bahsetmiştim. Bu film işte onun tam zıttı bir film. Aynı bunda da karlar ve soğuk var. Bunda da kan ve silah dolu ama bu film oldukça az konuşma içeriyor. Daha ağırlıklı olarak aksiyon sahneleri ve doğa sahneleri ile karşı karşıyayız. İnarritu genel olarak bu tarzı seven bir adam. Görsel ve manzara olarak aşırı doyurucu bir film. Çekim teknikleri, kamerayı kullanış biçimleri, sahne geçişleri her şeyiyle çok başarılı. İnarritu'nun izlediklerim arasında en iyisi diyebilirim. 4 tane filmi izledim, bu en beğendiğim ve en keyif aldığım oldu. Lakin şöyle bir şey var, ben filmi izlemeden önce en iyi filmi rahat alır diye düşünürken artık bu fikir biraz değişti. Evet film mükemmel bir görsel yönü var, oyunculuk anlamında zirvelerde, müzikler ve kostümler de çok iyi ama bu kadar şeyin içinde belkide en önemlisi senaryosu çok zayıf kalmış. Zaten senaryo dalında da adaylığı bulunmuyor. Yani anlayacağınız, senaryo dışında mükemmel bir film. Ama senaryonun da bir film için ne kadar çok şey ifade ettiğini söylemeye gerek yok herhalde.
Oscar adaylıklarına gelince, DiCaprio belki kendi kariyerinin en iyi oyunculuğunu oynamadı ama o heykelciği sonuna kadar hak etmiştir. Başka birine vermeleri söz konusu olamaz. Ve bir diğer arkadaş Tom Hardy. Bu sene onun adına çok iyi gidiyor. Belki Mad Max'ten aday olur diyorduk, buradan yardımcı oyuncu adaylığını kaptı. Açıkçası bu dalda rakipleri çok güçlü. Ama şansı hiçte azımsanacak gibi değil. Filmde enteresandır, neredeyse hiç kadın oyuncu yok. Olanlarında çok kısa rolleri var. Ses ve kostüm dallarında da bir ihtimal kazanabilir. Orada en güçlü rakibi Mad Max olacak.
Genel olarak senenin en çok beklediğim ikinci filmini beğendim ama en iyisi mi o soru işareti. En çok beklediğim The Hateful Eight'ti. İzlediklerim arasından en iyi beşli şimdilik şu şekilde; (The Hateful Eight, Mad Max: Fury Road, Inside Out, The Revenant, The Martian) Özellikle DiCaprio için bile izlenir. İyi seyirler... 8.1/10
Son 10 yılın en önemli ve en iyi filmi olduğunu düşünüyorum. Hesabımı yeni açtığından film ilk çıktığında sinemada izlediğimde büyülenmistim şimdi tekrar netflixden izledim ve yine aynı heyecan ve tadı aldım. Filmin temposunun hızlı başlayıp yavaş ilerlemesi beni gram rahatsız etmedi. Filmin içindeki sahneler o kadar gerçekçi çekilmişki hatta biraz fazla gerçekçi öyleki bazı sahneler de özellikle atı kesip içine yattığı ve yarasını barutla düzeltmeye çalıştığı sahnede gözümü bile kaçırdım film 2 saat 36 dakika olsada soluksuz izledim filmin çekim sürecini de öğrenince filme olan saygım arttı filmin en iyi sahnesiyse ayıyla savaştığı sahnedir net. O nasıl gerçekçi sahneydi ya cidden harikaydı. Filmin sonu ise her böyle filmde olduğu gibi herkesin farklı anlamlar çıkaracağı bir şekilde bitirilmiş. Valla mükemmel bir film daha da ne diyim o yıl nasıl bu film değilde spotlight oscar aldı diye üzülüyorum yani her neyse oyunculukların işlenişin efsane olduğu filme olan puanım 10/10 kesin izleyin tavsiye ediyorum...
Kanlı manlı muhteşem film. Filmin Kamera yani görüntüsü muhteşem ötesi. Leonardo Dicaprio' nun oscar aldığı muhteşem bir yapım Filmin tek sıkıntısı bir iki sahnenin saçma olması mesela: spoiler: Hung' ın yanında cayır cayır ateş yanmasına rağmen eti çiğ yemesi.
Yellow Stone ve Alaska bölgesinin olağanüstü sert doğa koşullarına göğüs germenin yanı sıra, insanların acımasızlığıyla da mücadele etmek zorunda kalan müthiş bir ölüm kalım savaşı..Leonardo Di Cabrio ' nun üstün oyun performansının yanın sıra diğer ekip oyuncularının da son derece gerçeğe yakın rol yeteneklerini , yine gerçekçi doğa koşullarında biraz ağır tempo da da olsa ama müthiş bir sinema dili ile izleyeceksiniz.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.