Ortalama puan
3,5
43 Puanlama
5
1 Eleştiri
4
1 Eleştiri
3
1 Eleştiri
2
4 Eleştiri
1
0 Eleştiri
0
1 Eleştiri
Sırala
Filtrele:
Hepsi
Senaryosunu...
Bram Stroker'ın "Dracula" (1897) isimli romanından, Ali Rıza Seyfi tarafından "Kazıklı Voyvoda" (1928) adıyla Türkçe 'ye tercüme edilen romanından uyarlayarak...
Ümit Deniz'in kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da Mehmet Muhtar'ın oturmak da olduğu "Drakula İstanbul'da"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "Canavar (Monster)" alt kategorisinde kurgulanılmış...
Bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Henüz emekleme aşamasındaki Türk sinemasının, görsel efekt teknolojisi ve makyaj uygulamaları konularındaki mevcut altyapı olanakları da dikkate alındığında...
Neredeyse hemen her açıdan...
Büyük bir hünerle işin içinden çıkılabildiğini gördüğümüz, kült mertebesindeki bu filme...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Azmi (Bülent Oran), İstanbul'da yaşayan bir avukat olup...
Romanya'daki Kont Drakula (Atıf Kaptan) adındaki bir kişinin avukatlığını üstlenmiş...
Ve bu sebeple de...
Türkiye'ye yerleşmeye karar veren Kont'un, İstanbul'da satın aldığı konaklara ait çantasındaki tapular ve diğer evraklar ile beraber...
Saat 20:00 sularında, trenle Romanya'ya varır varmaz...
Önceden bir odanın tahsis edilmesinin yanı sıra...
Kont tarafından, yine kendisine hitaben yazılarak bıraktırılmış bir mektubun da bulunduğu Bistriç Oteli'ne geçmiştir...
***
Ki...
Söz konusu bu mektubunda...
Azmi ile gecenin saat ikisinde buluşmak arzusundaki Kont...
Kendisini alıp, Drakula Şatosu'na getirecek aracın yerini tarif edip...
Bu bağlamda da...
Yapması gereken tek şeyin de, otel resepsiyonundaki görevliler aracılığıyla bir başka araç bulup...
Oraya kadar gelmesinin yeterli olacağı belirtilmiştir...
***
İşte...
Bunun üzerine Azmi...
Bölgede bulunan ve gecenin bir yarısı, Kont'un arazisine girmek istemeyen tek bir aracın sahibini çağırtarak...
Talep ettiği taksi ücretinin fazlasını da vererek...
Gitmeye ikna etmiş ve bir süreliğine de, odasında dinlenmeye çekilmiştir...
***
Derken...
Seyahat yorgunluğunu atarak kendine gelen Azmi...
Bu kez de, Kont'un aracıyla buluşacağı noktaya doğru yeniden yola koyuluverir...
***
Ardından da...
Her ne kadar kimse kendisini tanımasa da...
Kont'un bizzat kendisi, iki atın çektiği bir arabayla gelerek...
Konuğu Azmi'yi alıp...
Şatoya doğru yönelir...
***
Derken...
Çok geçmez...
Ve böylelikle...
Ecdadı Kazıklı Voyvoda nedeniyle...
Kendisinden, abartılı bir şekilde korkulduğunu söyleyecek olan Drakula'nın, hakimiyetini sürdürdüğü mekana da varmış olurlar...
***
Ertesi sabah uyanıp da...
Şatoda şöyle bir turlayarak dışarıya çıkmaya da yeltenen Azmi...
Kont'un uşağı (Kadri Ögelman) tarafından...
Şatoda gezinmemesi ve kendisine tahsis edilen oda dışındaki herhangi bir yerde uyumaması hususunda...
Özellikle uyarılır...
***
Ama...
Yapılan tüm ikazlara karşın...
Şatoda dolanmayı alışkanlık haline getiren Azmi...
Filmde ifade edildiği biçimde, Bram Stroker'ın orijinal metinlerinde kan emici bir "vampir" olarak tanımlanan ve gündüz saatlerinde de asla ortalıklar da görünmeyen Kont'u...
Tabutunun içinde yatar vaziyet de bulduğunda...
Onun, tehlikeli bir "hortlak" olduğunu tespit etmek de, çok da gecikmez...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 32...
***
Azmi'nin, İstanbul'daki revü yıldızı karısı Güzin (Annie Ball) ile onun...
Birden bire, uyurgezerlik hastalığına yakalanan kuzeni Şadan'ın da (Ayfer Feray) mevzuya dahil olacakları filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ziyadesiyle fantastik nitelikte, 70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,
Bram Stroker'ın "Dracula" (1897) isimli romanından, Ali Rıza Seyfi tarafından "Kazıklı Voyvoda" (1928) adıyla Türkçe 'ye tercüme edilen romanından uyarlayarak...
Ümit Deniz'in kaleme aldığı ve yönetmen koltuğunda da Mehmet Muhtar'ın oturmak da olduğu "Drakula İstanbul'da"; Los Angeles Sinema Okulu standartları çerçevesinde değerlendirdiğimizde...
Korkunun, "Canavar (Monster)" alt kategorisinde kurgulanılmış...
Bir korku gerilim olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
Henüz emekleme aşamasındaki Türk sinemasının, görsel efekt teknolojisi ve makyaj uygulamaları konularındaki mevcut altyapı olanakları da dikkate alındığında...
Neredeyse hemen her açıdan...
Büyük bir hünerle işin içinden çıkılabildiğini gördüğümüz, kült mertebesindeki bu filme...
Biraz daha yakından bakalım...
***
Azmi (Bülent Oran), İstanbul'da yaşayan bir avukat olup...
Romanya'daki Kont Drakula (Atıf Kaptan) adındaki bir kişinin avukatlığını üstlenmiş...
Ve bu sebeple de...
Türkiye'ye yerleşmeye karar veren Kont'un, İstanbul'da satın aldığı konaklara ait çantasındaki tapular ve diğer evraklar ile beraber...
Saat 20:00 sularında, trenle Romanya'ya varır varmaz...
Önceden bir odanın tahsis edilmesinin yanı sıra...
Kont tarafından, yine kendisine hitaben yazılarak bıraktırılmış bir mektubun da bulunduğu Bistriç Oteli'ne geçmiştir...
***
Ki...
Söz konusu bu mektubunda...
Azmi ile gecenin saat ikisinde buluşmak arzusundaki Kont...
Kendisini alıp, Drakula Şatosu'na getirecek aracın yerini tarif edip...
Bu bağlamda da...
Yapması gereken tek şeyin de, otel resepsiyonundaki görevliler aracılığıyla bir başka araç bulup...
Oraya kadar gelmesinin yeterli olacağı belirtilmiştir...
***
İşte...
Bunun üzerine Azmi...
Bölgede bulunan ve gecenin bir yarısı, Kont'un arazisine girmek istemeyen tek bir aracın sahibini çağırtarak...
Talep ettiği taksi ücretinin fazlasını da vererek...
Gitmeye ikna etmiş ve bir süreliğine de, odasında dinlenmeye çekilmiştir...
***
Derken...
Seyahat yorgunluğunu atarak kendine gelen Azmi...
Bu kez de, Kont'un aracıyla buluşacağı noktaya doğru yeniden yola koyuluverir...
***
Ardından da...
Her ne kadar kimse kendisini tanımasa da...
Kont'un bizzat kendisi, iki atın çektiği bir arabayla gelerek...
Konuğu Azmi'yi alıp...
Şatoya doğru yönelir...
***
Derken...
Çok geçmez...
Ve böylelikle...
Ecdadı Kazıklı Voyvoda nedeniyle...
Kendisinden, abartılı bir şekilde korkulduğunu söyleyecek olan Drakula'nın, hakimiyetini sürdürdüğü mekana da varmış olurlar...
***
Ertesi sabah uyanıp da...
Şatoda şöyle bir turlayarak dışarıya çıkmaya da yeltenen Azmi...
Kont'un uşağı (Kadri Ögelman) tarafından...
Şatoda gezinmemesi ve kendisine tahsis edilen oda dışındaki herhangi bir yerde uyumaması hususunda...
Özellikle uyarılır...
***
Ama...
Yapılan tüm ikazlara karşın...
Şatoda dolanmayı alışkanlık haline getiren Azmi...
Filmde ifade edildiği biçimde, Bram Stroker'ın orijinal metinlerinde kan emici bir "vampir" olarak tanımlanan ve gündüz saatlerinde de asla ortalıklar da görünmeyen Kont'u...
Tabutunun içinde yatar vaziyet de bulduğunda...
Onun, tehlikeli bir "hortlak" olduğunu tespit etmek de, çok da gecikmez...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 32...
***
Azmi'nin, İstanbul'daki revü yıldızı karısı Güzin (Annie Ball) ile onun...
Birden bire, uyurgezerlik hastalığına yakalanan kuzeni Şadan'ın da (Ayfer Feray) mevzuya dahil olacakları filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; ziyadesiyle fantastik nitelikte, 70 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,
''Drakula İstanbul'da (1953)'' filmi Türk sinemasında çekilen ilk korku filmi diye bilinmekteydi yıllardır. Birkaç yıl önce 1948 yapımı başka bir korku filmimiz (Çığlık) olduğunun keşfedilmesiyle beraber bu ünvanını ona kaptırdı. Ancak ''Çığlık'' filmi kaybolduğu için (ne yazık ki film yıllar içerisinde kaybolmuş, elimizde sadece afişi kalmış) ''Drakula İstanbul'da'' bir anlamda hala ilk korku filmimiz olma özelliğini taşıyor. (Bu bilgiler Sinema dergisinin Ağustos/2012 sayısından aktarılmıştır).
Bu girişten sonra film ile ilgili neler söyleyebilirim? Doğrusunu söylemek gerekirse filmi tempo olarak başarısız buldum. Yer yer izlerken çok sıkıldım. İşin garibi bu kadar sağlam bir senaryoya sahip (film roman uyarlaması sonuçta) bir filmin bu kadar uzatılıp, sündürülmesi oldukça hatalı tercihler olmuş. Film 30 dakika daha kısa olsaydı belki de Türk sinemasının başyapıtlarından biri olarak anılacaktı şu anda. Dönemine göre çok cesur ve emek harcanmış bir iş olması nedeniyle filmi takdir etmek gerektiğinin altını çizmek gerek yalnız. Herkesin birbirinin aynı filmler çektiği bir dönemde yönetmen kimsenin girmek istemediği bu yola bütün yüreğini koymuş. Sanırım 1-2 tane daha korku filmi çekebilseydi bu türde çok çok başarılı filmlere imza atabilirdi. Sözün özü; tarihini göz önüne alarak izlemelisiniz filmi, bugünün sinemasına göre film başarısız kalıyor ama 1953 yılında sinema salonunda bu filmi izleme şansımız olsaydı düşüncemiz çok daha olumlu olurdu kanımca.
Bu girişten sonra film ile ilgili neler söyleyebilirim? Doğrusunu söylemek gerekirse filmi tempo olarak başarısız buldum. Yer yer izlerken çok sıkıldım. İşin garibi bu kadar sağlam bir senaryoya sahip (film roman uyarlaması sonuçta) bir filmin bu kadar uzatılıp, sündürülmesi oldukça hatalı tercihler olmuş. Film 30 dakika daha kısa olsaydı belki de Türk sinemasının başyapıtlarından biri olarak anılacaktı şu anda. Dönemine göre çok cesur ve emek harcanmış bir iş olması nedeniyle filmi takdir etmek gerektiğinin altını çizmek gerek yalnız. Herkesin birbirinin aynı filmler çektiği bir dönemde yönetmen kimsenin girmek istemediği bu yola bütün yüreğini koymuş. Sanırım 1-2 tane daha korku filmi çekebilseydi bu türde çok çok başarılı filmlere imza atabilirdi. Sözün özü; tarihini göz önüne alarak izlemelisiniz filmi, bugünün sinemasına göre film başarısız kalıyor ama 1953 yılında sinema salonunda bu filmi izleme şansımız olsaydı düşüncemiz çok daha olumlu olurdu kanımca.
Bu tarz eski yapimlara her zaman çok daha fazla sagyi duyuyorum. Begenmeyen arkadaslara da filmin çekildigi yila tekrar bakmalarini tavsiye ederim.Dvd nin arka kapaginda yazan filmin çekilme kosullari ise apayri bir saskinlik verici. Her arsivde bulunmasi gerekir
Yıllar önce Digiturkte izlediğim bu ilk Türk Korkusu ilgiyi daima hak ediyor. Edinmenizi şiddetle tavsiye ederim..
filmi izlerken çok sıkıldım yapılmış ilk türk korku filmine göre daha kötü bir şey bekliyordum fena değil yine de
kesinlikle şaşkınlıktan küçük dilimi yuttum. çok başarılı ve izlemesi keyifli bir türk yapımı klasik. izlemeden geçmeyin.
Bence türk sinemasındaki güzel örneklerden bir tanesi...İzlenebilir...
doktor-... hanım için bir miktar kan gerekli
.. hanımın sevgilisi-kanımın son damlasına kadar vermeye hazırım
doktor-yok bir miktar kafi
bakmayın bu repliği yazdığıma dünyayı kurtaran adam gibi bir şey bekleyerek izlemiştim ama beni çok çok şaşırttı.turk sinemasının yuz aklarından diyebilirim.
.. hanımın sevgilisi-kanımın son damlasına kadar vermeye hazırım
doktor-yok bir miktar kafi
bakmayın bu repliği yazdığıma dünyayı kurtaran adam gibi bir şey bekleyerek izlemiştim ama beni çok çok şaşırttı.turk sinemasının yuz aklarından diyebilirim.
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler