Sıkı durun biraz ağır konuşacam. öncelikle artık şunu iyice anladım ki; türk filmi maalesef sinemada izlenmez. çünkü seyirci seyirci değil! filme giden insanların tamamına yakını film izlemek için değil filmle dalga geçmek için gidiyor sinemaya. şunu bilmemiz gerekir ki bir ülkenin sineması sadece sinemayı yapan insanlara bağlı değil, aynı zamanda ’aklı başında’ olan, bilinçli bir seyirci kitlesine de bağlıdır. ne yazık ki ülkemiz sinemasının son yıllarda kazanmaya çalıştığı nitelik, böyle ne yaptığını bilmez seyirci topluluklarının gölgesi altında kalmaya mahküm olmuş durumda.Hasan Karacadağ’ı tebrik etmek isterim. bir ilk film olarak, hele ki bir korku filmi olarak çok şey başardığını rahatlıkla söyleyebilirim. ileriki bir zamanda korku sineması dendiğinde belki de gösterebileceğimiz bir adres haline gelebilecek bir yönetmen.d@bbe’nin olağanüstü bir film olduğu söylenemez. yönetmenin kendisi de bunun fazlasıyla farkında zaten. elinden geleni yapmış olanaklar yettiği sürece(bütçe 250 bin YTL). amatör oyuncularla çalışmış. bunun bana göre iki sebebi olabilir: 1.si parayı teknik detaylara ayırmak, 2.si kaç korku filminde tanınmış oyuncular var. Filmde çok fazla sayıda görsel efekt mevcut ve gerçekten şaşılacak derecede iyi efektler bunlar. aynı şekilde ses efektleri ve makyaja da fazlaca önem verilmiş ve onlar da yine iyi(ses efektlerinin ucu bazen kaçıyor).Teknik konuda standartların üstünde olmasının yanında yönetmenin stil yaratma konusunda gösterdiği çaba takdir edilebilir. örneğin görüntü çalışması filmin farkını ortaya koyuyor. değişik açılar yakalanmasının yanında klasik anlarda görmek mümkün. d@bbe’den ilk resimleri gördüğümde ’pislik’ bir havası olduğunu tahmin ediyordum. yani renk tonları ve filme hakim olan gerçekçi görüntü(yani büyük prodüksüyonlardaki pürüssüz renklerinden ve cilalı görüntülerden değil) olması beni meraklandıran ve umutlandıran bir unsurdu. nedeni; böyle olması özellikle de bir korku filminde olması olanları daha inandırıcı kılıyor.Korku sahneleri zaman zaman akıl almayacak şekilde korkunç. şöyle bir şey düşünün Japon korku öğelerini, amerikan klasik korku sahnelerini ve en korkunç olanı, bizden kıyamet alametlerini alın hepsini çok iyi bir şekilde karıştırın ve oturup bunu ciddi ciddi izleyin! inanın şuan bundan daha korkunç bir şey bulamazsınız. ancak bütün bunların bir araya gelmesi mükemmel bir film ortaya çıkarmıyor. Hasan Karacadağ daha ilk uzun metraj filmini çekti. herkesin yapabileceği ters durumlara düşüyor doğal olarak. örneğin senaryo. olay örgüsüne, kurgusuna söyleyecek bir şeyim yok ama, mesala replikler; biraz acemilikten gelen sığlık var(ya da söyle denebilir; replikler ortalama olsun, ne fazla süslü görünsün ne de çok basit, yani herkese hitap edebilsin derken doğal olsun derken... olmamış). üstelik oyuncular da amatör. büyük ihtimal ilk deneyimleri. Hasan K. da görünüşe bakılırsa onları fazla zorlamamış, ellerinden geleni yapmışlar. bu durumda onların pek eleştirilecek bir yanı yok.Bunların yanında Karacadağ’ın düşünce olarak çok dolu olduğu kesin. bir sürü değişik korku sahnesi var. sonlara doğru artık korkmaktan sıkılmaya başlamışdım açıkçası. yani herbiri gayet iyi sahneler ama biraz fazla. bu sahneleri en korkuç kılan, duyduğumuz, belki de kimimizin başına gelen gerçek olayların tasviri. bir de olacak olanlar var tabi. filmde geçen ayetleri önceden bilmek ve bu şekilde ete kemiğe bürünmüş halini görmek beni ürküten en önemli nedendi.Kimisi diyecek Halka’dan, Cevapsız Arama’dan yada diğer Japon korku filmlerinde esintiler var filmde. tamam bunlar kullanılmış olabilir sanuçta iyi mi kullanılmış, o zaman bana göre ortada sorun yok. sonuçta tamamen bunların üstünden gitmiyor film. sadece onlardan da yararlanıyor olayı anlatırken. yine sonuçta bunu yapan sadece bizim ülke sinemamız değil.Dönüp dolaşıp seyirciye gelicem. bizim millet çok akıllı. kimileri 30 yıl önceki ’bizim Şeytan’ filminde kalmışken, kimileri de hala ’on yıldır doğru düzgün korku filmi izlemediğini söyleyen, korku filmine gitmekten korkan bir yönetmenin filmi (yani Büyü)’ zannediyor bundan sonra yapılacak her Türk korku filmini. hal böyle olunca salona girenin sıfatına bakarak filmi nasıl izleyeğini tahmin etmek zor olmuyor. filmde Kur’an ayetleri geçiyor, okunuyor, betimleniyor seyirci gülmekten kırılıyor. bu terbiyesizlikten de öte bir durum. nerden geldiğini, nereye gittiğini bilmeyen benliğini yitirmiş bir topluluk olma yolundayız. yani milletimiz artık Hıristiyan propagandası yapan korku filmlerini daha çok beyeniyor, onlardan daha çok korkuyor. Sinemada hiç bu kadar sinirlendiğimi hatırlamıyor. Sağolun ya seyirciler! (7)