konusunu okuduğumda zihnimde ne canlandıysa film o. Daha fazlasını veremedi bana.Fena değildi.konusunu okuduğumda zihnimde ne canlandıysa film o. Daha fazlasını veremedi bana.Fena değildi.
Filmin daha önceden kitabını okuyanlar farklı düşünebilirler ve ister istemez film ile kitap arasında karşılaştırma yapmaları muhtemeldir; fakat ben kitabını okumadığım için direkt film üzerinden yorum yapmak istiyorum.
Öncelikle şunu belirtmek isterim; herhangi bir filmi ayrı ayrı parçalara bölsek, örneğin; yönetmen,oyuncu,senaryo,müzik vs.. hepsi kendi çapında mükkemmel olsa yine de söz konusu projeyi iyi bir film yapmaz. Mesele bu parçaların kombinasyonudur. Uyum ne kadar üst düzeyde olursa filmin başarısıda o denli artacaktır. Elbette bu filmde hepsinin uyumundan söz etmem olanaksız. Dikkat çekmek istediğim taraf başrollerde ki Shailene Woodley ve Ansel Elgort'in uyumu beni gerçekten etkiledi. Sanırım oyuncular sadece senaroyuyu değil kitabı okumuş olsalar gerek. Çünkü durumu o kadar çok iyi kavramışlar ki, ne yaptıklarının farkındalar bu da oyunculuklarına pozitif bir şekilde yansımış. Henüz genç yaşlarına rağmen iyi iş çıkartmışlar.
Onun dışında trajedi temelli bir konusu olsa da daha sevimli bir uslüp ile izleyicilere sunuluyor. Yani sadece üzülmüyoruz gülüyoruz ve de eğleniyoruz. İzlemelisiniz...
birçok arkadaşımın tavsiyesi üzerine izledim . Ama bana yeteri kadar çarpıcı gelmedi . Hatta film boyunca 1-2 dakikalık tek bölüm dışında ( hazel'in sonsuzluk tanımı yaptığı kısım ) duygulanmadım bile bu yüzden 3 puan veriyorum...
Öncelikle şunu söylemeliyim çoktandır IMDb den bu kadar yüksek puan alan bir film görmemiştim. Sırf aldığı puanı görünce izlemek istedim. Şunu söylemeliyim ki gerçekten çok etkileyici, gerçekçi, duygusal ve umut verici diyelim. Özellikle daha önceden ailenizde kanser yüzünden kaybettiğiniz bir yakınınız varsa daha da etkileyici oluyor. Normalde insanların hüngür hüngür ağladıkları filmlerde bir kusur bulup gülerdim ama bu filmde bende ağladım. Eğer romantizm görmek istiyorsanız ve birazda drama izlemek isterseniz bence hiç düşünmeden izlemeye başlayın.
spoiler: ya bu filme kotu diyenleri anlamiyorum... film sadece olagnustu bsey. sadece muhtesem. goz yaslari kendinden asli olmayrak akiyor. superrrrrrrrrrrrrr
Konu olarak farklı şeyler sunmasa da gerek oyunculuk gerek diğer unsurlarla bu açığını kapatmış.Süresinin uzun olmuş bazı sahneler çıkarılsa da olurmuş,onun dışında eleştirebilecek bir nokta yok
The Fault In Our Stars'ın (Kısaca TFIOS) konusunu tanıyoruz. Başroldeki aşık çiftten ya birisi ya da ikisi birden yaşam ile ölüm arasında savaş vermektedirler. Ama bu konuyu biliyor olsak da, genellikle başarı ile işlendiği için seyircinin yüreğine dokunur. Bu yüzden de romantik-dram sevenler için başarılı bir türdür. Bu film de öyle, başroldeki Hazel (Shailene Woodley) ve Gus (Ansel Elgort) kanserdirler. Ama birbirlerini de sevmeye başlarlar, zorlukları atlatmaya çalışırlar. Bu filmin işleniş şekli bence başarılı ama biraz basit kalmış. Ama yine de etkileyici bence.
Shailene Woodley ve Ansel Elgort'u tanıyoruz aslında. Bu filmin vizyona girmesinden 2 ay önce Divergent filminde de bir ailenin iki kardeşini oynuyorlardı. Aslında o filmde kardeşler iken bu filmde sevgili olarak görünce bu çifti, biraz şaşırıyoruz. Ama ikilinin kimyası çok iyi tutmuş bu filmde. Woodley, karakterinin neşeli veya zor anlarını çok iyi canlandırmış. Elgort ise filme neşe katmış, daha bir izlenebilir kılmış.
Aslında bu yazıyı biraz kısa kestim ama daha anlatılacak pek bir şey yok. Alacakaranlık, Açlık Oyunları'nın "teenage" kitlesi bu filmi de sevecektir bence. Ama aksiyon aramayın, romantik-dram sevenler için daha çok. İzlenebilir. 3.5/5
Aslında bakarsanız filme dair söylenecek öyle cok söz var ki buraya ne yazsak boş ve kifayetsiz kalır. Bu filmi acaba izlesem mi diye merak edenlere demem o ki izleyin ve görün o duyguyu anlamanız gerek aksi taktirde yorumlar pekte açıklayıcı kalmıyor bu filmde.
John Green'in 2012 tarihli, büyük bir hayran kitlesine sahip (özellikle son dönemde ülkemizde de) romanı perdeye aktarıldı. Hatta yazarın kendisi de filmde bir "cameo"ya sahip (havaalanındaki küçük kızın babası). Kitabı okumadım, karşılaştırma yapabilecek durumda değilim. Bu nedenle yalnızca film üzerinde değerlendirme yapacağım. Kötü bir film değil. Hayatın içinden ve yüreğinize dokunan hikayelere sahip karakterlerden bahsediyor. Bu karakterlerin her biri detaylı incelemeye değer. Baş roldeki iki gencin yanında onların ailesi, arkadaşları, Van Houten...Hepsinin farklı durumları var. Film sizi kesinlikle etkiliyor. Tahmin edilebileceği üzere özellikle finale doğru, yani son yarım saatlik sürede duygular, düşünceler tavan yapıyor. Sinemasal anlamda ise çok akılda kalıcı olduğunu söylemek zor. Müzik kullanımı ve bazı kamera çekimleri hoş. Senaryoda da başarılı bölümler var, tabii kitaptan uyarlandığı için bu başarıyı biraz da John Green'e atfetmek lazım sanırım. Oyunculuk performansı olarak baş roldeki iki gencin kendi düzeyleri çerçevesinde değerlendirdiğimizde başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Göze batacak bir durumları yok. Zaten ikisi de (özellikle Woodley) son yıllarda yükselen bir grafiğe sahip. Hayatın gerçeklerini, acımasızca yüzümüze çarpan, izledikten sonra akıllara Burçak Çerezcioğlu'nu ve onun "Mavi Saçlı Kız"ını getiren bir film. İlham vericiliğin önemine ayrıca vurgu yapılıyor. Kimi yerde Anne Frank'ten, kimi yerde Van Houten'dan, kimi yerde Gus'ın evinin duvarlarındaki güzel cümlelerden ilham alınıyor. Filmin ruhuna birebir uygun düşüyor bu durum.
Aslında filmin konusuna baktığınızda size klişe gibi gelebilir, ama konu hayret edilesi bir şekilde güzel işlenmiş. İlk yarısında yüzünüzde tebessümün eksik olmayacağı, ikinci yarısında da gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız bir film. İzlemediyseniz hayatınızda bi eksiklik hissedin, "niye izlemedim" diye kendinize kızın.
Beyazperde.com'da gezintiye devam etmek istiyorsanız çerezleri kabul etmelisiniz. Sitemiz hizmet kalitesini artırmak için çerezleri kullanmaktadır.
Gizlilik sözleşmesini oku.