Ortalama puan
4,0
662 Puanlama
5
7 Eleştiri
4
16 Eleştiri
3
16 Eleştiri
2
6 Eleştiri
1
1 Eleştiri
0
1 Eleştiri
Sırala
Filtrele:
Hepsi
en sevdiğim intikam alma yapımlarından john wick serisine tekrar başladım bu güzel yağmurlu günde izledim filmdede yağmurlu sahnelerde olduğu için hoş hissettirdi muhteşem aksiyon sekansları olan yapım silah çok manyak kullanıyor baba yagamız en son ballerina filmini sinemada izlemiştim uzun zaman sonra tekrardan başladım seriye 10/7. 7 keanu reeves en iyi karakterlerinden birisi oynadığı
Oldukça sade bir konuya sahip olmasına rağmen modern aksiyon sinemasını adeta yeniden tanımlayan bu yapım, Keanu Reeves'in soğukkanlı ve karizmatik oyunculuğuyla devleşiyor. Filmin başlarındaki duygusal derinlik, kısa sürede yerini yüksek tempolu bir intikam savaşına bırakıyor. Özellikle dövüş sanatları ile silah kullanımını harmanlayan kesintisiz koreografileri tam anlamıyla bir aksiyon şöleni sunuyor. Aksiyon severlerin kaçırmaması gereken bir film.
Gerçekten john wick efsane ya fazla söze gerek yok sadece bir kızın yasak olan otel kuralını bu kadar çabuk çiğnemesi bana saçma geldi ondan 1 puanı kırdım şimdiden iyi seyirler
Senaryo çok zorlama ama güzel detaylarla izlenilebilir hale gelmiş. Çocukken Cüneyt Arkın'ın buna benzer bir filmini izlemiştim, Cüneyt'in atını vurduklarında o da intikam almıştı kötü adamlardan. Böyle filmler çocukken insanı gaza getiriyor, büyüyünce değil.
yasda bir adam eski günlerine dönüş hikayesi. Bol kavgalı bol tabancalı. Aksiyonun bir an düşmediği dövüş filmi denebilir
Bu filme fazla anlatmaya gerek yok. Mükemmel aksiyon sahneleri, harika oyunculuklar ve izlerken sıkmayan basit bir hikaye. ''John wick'' fazla derin bir hikayeye sahip olmasada akıp giden bir film. Bunun sebebi filmin temposu ve kısa olması. John Wick basit bir intikam hikayesini konu alıyor. John suç işleriden emekli olmuş eski bir suçludur ama karısının ölümünden hemen sonra arabasının çalınması ve köpeğinin öldürülmesiyle birlikte emekliliği fazla sürmeden bitecektir. 16. dakikada ölen karısının kolyesi ve ölen köpeğinin tasmasının yan yana durması güzel bir detay olmuş. Ben filmdeki köpek ölünce baya duygulandım çünkü o köpek John'a karısından kalan son şeydi.
Dünyanın en iyi filmi dünyanın en müthiş adamı!
John wick sen adamsın adam şimdi dışarı çıkıp milleti dövücem.
John wick sen adamsın adam şimdi dışarı çıkıp milleti dövücem.
Senaryosu, serinin yaratıcısı da olan Derek Kolstad tarafından yazılan “John Wick”, yönetmen koltuğunda oturan Chad Stahelski’nin ilk uzun metrajlı sinema filmi…
Prömiyeri, 19 Eylül 2014’de Fantastic Fest’de yapılan ve 24 Ekim 2014 tarihinde Amerika’da vizyona giren filmin, 7.4 /10 (529.110 oy) ve 3.9/5 (83.657 oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puanı ortalamalarıyla 7.0/10 (215 yorum) ve 68/100 (40 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları, iyi ile orta karar arası bir film olduğunu söylüyor gibi…
Ama biz yine de (paranın kokusunu alan) serinin ana yapımcısı Thunder Road Pictures tarafından 3 Aralık 2012 tarihinde, Kolstad’ın (klasik “noir” ve “intikam” temalı filmlerin etkisinde kalarak kaleme aldığı) senaryosunun satın alınarak projelendirilmeye başlanıldığının açıklandığı bu filmi, her zamanki gibi önceliği oyuncu kadrosuna vermek suretiyle bizzat kendimiz mercek altına alarak incelemeye ardından da puanlamaya çalışacağız…
Bunun içinde, 20 milyon dolarlık bir bütçeyle (şimdilik beş bölüm olarak planlanan bir dizinin neredeyse “başarılı” bir pilot bölümüymüş gibi) çekilen ve 86 milyon dolar gibi hiç de fena sayılmayan bir hasılat rakamına ulaşılmış olan filme ilişkin ilk tespitimizi, sonrasında da naçizane ilk önerimizi paylaşalım istiyoruz…
Bu bağlamda da işe; karşımızdakinin, belki yurtdışında değil fakat özellikle de Türkiye’deki yanlış yorumların, henüz izlememiş olanları fazlasıyla yanlış yönlendirdiği film serilerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyerek başlayabiliriz…
Nasıl mı?
Elbette açıklayacağız…
“Buyurun ilk bölüm ile girişi bir yapalım hele…
Nasılsa peş peşe yazacağımız kapsamlı “John Wick: Chapter 2” ve “John Wick: Chapter 3 – Parabellum” yorumları ile devamı da gelecek bunun” diyerek…
Yazdıklarımızı yakından takip eden dostlar, “neo – noir” tarza özel bir ilgi duyduğumuzu ve o nedenle de bu türde kurgulanmış filmlerin yorumlarına ayrı bir özen gösterdiğimizi çok iyi bilirler…
O filmlerin yorumlarında, kadın (Bayan Perkins / Adrianne Palicki ), karanlık, suç ve yozlaşmanın her türlüsü ile cinsellik, kin, nefret, şüphe, ihanet, (Viggo Tarasov’un / Michael Nyqvist tüttürdüğü) sigara, sokaklardaki rengârenk neon ışıkları ve (hani nerede kaldı derken finale doğru birdenbire gelen) bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun, “neo – noir”ın karakteristik özellikleri olduğunu belirtiriz hep…
İşte hikâyesi, John Wick’in 1969 model Boss 429 Mustang otomobilinin çalınması ve köpeğinin öldürülmesiyle başlayan bu filmde de bütün bunlar fazlasıyla mevcut…
Bu arada, evlere servis yolu ile cinayet mahallerini pürü pak temizleyerek öldürülenleri paketleyen “Waste Disposal / Atık Bertaraf” firması üzerinden “dark comedy / kara mizah” vurgusu da ihmal edilmemiş filmde…
Yani ortada, Chad Stahelski ve Derek Kolstad ikilisinin, ergen eğlendiren aksiyonun çok ötesine taşan zekâ dolu bir işçiliği söz konusu…
Tabii ki, “Ne gerek var bu dolambaçlı ‘neo – noir’ ve ‘dark comedy’ gibi yollara, ver aksiyonu damardan da eğlenelim be abi” diyenlerdenseniz de filmi ve serinin tamamını “vur patlasın, çal oynasın” tarzındaki kuru Hollywood aksiyonlardan biri gibi lanse edip o biçimde değerlendirmediğiniz sürece de hiçbir itirazımız olmaz…
Ne yapalım o grup da “Matrix” serisi sonrasında Keanu Reeves’i bir kez daha zirveye taşıyan (şimdilik) üç filmlik “John Wick” serinin bu ilk filmini, “öyleymiş gibi” yaparak kendi halinde izlemiş olsun deriz…
Yeter ki, kendi sınırlı bakış açılarıyla henüz izlemeyenleri yanıltıp, “Ne işim var benim kuru aksiyonla” dedirterek sıra dışı bir sinema dili içeren bu seriden soğutmasınlar…
Belki, yine klasik bir laf olacak ama diğer yorumlarımızda olduğu gibi “spoiler vermeden”, farklı bir bakış açısı ile yazılmayanları yazmaya, anlatılmayanları anlatmaya, söylenilmeyenleri söylemeye çalıştığımız bu satırlar filme ilişkin ilk tespitimiz olsun…
İlk önerimize gelince:
O hakkımızı da bu kez; her filmi ayrı bir olay olan yönetmenleri takibe almış olan sinemasever dostlara, “Chad Stahelski’yi de sımsıkı tutun ve bırakmayın” diye seslenerek kullanmak isteriz…
Keyifli seyirler,
Prömiyeri, 19 Eylül 2014’de Fantastic Fest’de yapılan ve 24 Ekim 2014 tarihinde Amerika’da vizyona giren filmin, 7.4 /10 (529.110 oy) ve 3.9/5 (83.657 oy) olan IMDB ve Rotten Tomatoes izleyici puanı ortalamalarıyla 7.0/10 (215 yorum) ve 68/100 (40 yorum) olan Rotten Tomatoes ve Metacritic yorum ortalamaları, iyi ile orta karar arası bir film olduğunu söylüyor gibi…
Ama biz yine de (paranın kokusunu alan) serinin ana yapımcısı Thunder Road Pictures tarafından 3 Aralık 2012 tarihinde, Kolstad’ın (klasik “noir” ve “intikam” temalı filmlerin etkisinde kalarak kaleme aldığı) senaryosunun satın alınarak projelendirilmeye başlanıldığının açıklandığı bu filmi, her zamanki gibi önceliği oyuncu kadrosuna vermek suretiyle bizzat kendimiz mercek altına alarak incelemeye ardından da puanlamaya çalışacağız…
Bunun içinde, 20 milyon dolarlık bir bütçeyle (şimdilik beş bölüm olarak planlanan bir dizinin neredeyse “başarılı” bir pilot bölümüymüş gibi) çekilen ve 86 milyon dolar gibi hiç de fena sayılmayan bir hasılat rakamına ulaşılmış olan filme ilişkin ilk tespitimizi, sonrasında da naçizane ilk önerimizi paylaşalım istiyoruz…
Bu bağlamda da işe; karşımızdakinin, belki yurtdışında değil fakat özellikle de Türkiye’deki yanlış yorumların, henüz izlememiş olanları fazlasıyla yanlış yönlendirdiği film serilerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyerek başlayabiliriz…
Nasıl mı?
Elbette açıklayacağız…
“Buyurun ilk bölüm ile girişi bir yapalım hele…
Nasılsa peş peşe yazacağımız kapsamlı “John Wick: Chapter 2” ve “John Wick: Chapter 3 – Parabellum” yorumları ile devamı da gelecek bunun” diyerek…
Yazdıklarımızı yakından takip eden dostlar, “neo – noir” tarza özel bir ilgi duyduğumuzu ve o nedenle de bu türde kurgulanmış filmlerin yorumlarına ayrı bir özen gösterdiğimizi çok iyi bilirler…
O filmlerin yorumlarında, kadın (Bayan Perkins / Adrianne Palicki ), karanlık, suç ve yozlaşmanın her türlüsü ile cinsellik, kin, nefret, şüphe, ihanet, (Viggo Tarasov’un / Michael Nyqvist tüttürdüğü) sigara, sokaklardaki rengârenk neon ışıkları ve (hani nerede kaldı derken finale doğru birdenbire gelen) bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun, “neo – noir”ın karakteristik özellikleri olduğunu belirtiriz hep…
İşte hikâyesi, John Wick’in 1969 model Boss 429 Mustang otomobilinin çalınması ve köpeğinin öldürülmesiyle başlayan bu filmde de bütün bunlar fazlasıyla mevcut…
Bu arada, evlere servis yolu ile cinayet mahallerini pürü pak temizleyerek öldürülenleri paketleyen “Waste Disposal / Atık Bertaraf” firması üzerinden “dark comedy / kara mizah” vurgusu da ihmal edilmemiş filmde…
Yani ortada, Chad Stahelski ve Derek Kolstad ikilisinin, ergen eğlendiren aksiyonun çok ötesine taşan zekâ dolu bir işçiliği söz konusu…
Tabii ki, “Ne gerek var bu dolambaçlı ‘neo – noir’ ve ‘dark comedy’ gibi yollara, ver aksiyonu damardan da eğlenelim be abi” diyenlerdenseniz de filmi ve serinin tamamını “vur patlasın, çal oynasın” tarzındaki kuru Hollywood aksiyonlardan biri gibi lanse edip o biçimde değerlendirmediğiniz sürece de hiçbir itirazımız olmaz…
Ne yapalım o grup da “Matrix” serisi sonrasında Keanu Reeves’i bir kez daha zirveye taşıyan (şimdilik) üç filmlik “John Wick” serinin bu ilk filmini, “öyleymiş gibi” yaparak kendi halinde izlemiş olsun deriz…
Yeter ki, kendi sınırlı bakış açılarıyla henüz izlemeyenleri yanıltıp, “Ne işim var benim kuru aksiyonla” dedirterek sıra dışı bir sinema dili içeren bu seriden soğutmasınlar…
Belki, yine klasik bir laf olacak ama diğer yorumlarımızda olduğu gibi “spoiler vermeden”, farklı bir bakış açısı ile yazılmayanları yazmaya, anlatılmayanları anlatmaya, söylenilmeyenleri söylemeye çalıştığımız bu satırlar filme ilişkin ilk tespitimiz olsun…
İlk önerimize gelince:
O hakkımızı da bu kez; her filmi ayrı bir olay olan yönetmenleri takibe almış olan sinemasever dostlara, “Chad Stahelski’yi de sımsıkı tutun ve bırakmayın” diye seslenerek kullanmak isteriz…
Keyifli seyirler,
Film aksiyonlu ağır ilerlemiyor tam ramazanda izlenecek film fakat başrol için bence daha kısa boylu bir oyuncu olsaydı çok uygun olurdu bir başyapıt olmasa da izlenir
Bu 4 yildizlik filmse hitmen 14 yildiz,paristen sevgilerle falan da 10 yildiz falan olmali.Sonunu getirdim ama ite kaka.
Sevdiğim bir aksiyon filmi oldu. Çok kaliteli olmasa da aksiyon sahneleri ile beni tatmin etmeyi başardı. Genel olarak filmdeki replikler çok sadeydi. Olaylar da klasikti ama yine de oyuncuların gücü olsun, aksiyon sahnelerinin güzelliği olsun bana kendini sevdiren bir film oldu. Hikayesine şöyle bir bakacak olursak; Eski bir suikastçi olan John Wick, karısının ölümü ile büyük bir üzüntü yaşamıştır. Bunun üzerine karısının hediye ettiği köpek Iosef ve adamları tarafından öldürülünce John Wick eski günlerdeki işine döner. Ayıca John'un arabasını da çalmışlardır. Iosef, bir Rus iş adamının oğludur. Viggo bunu duyunca çok sinirlenir. John'u eskiden ona çalıştığı için tanıyordur. John Wick'in bundan sonra tek amacı intikam almak olur. Film, ortalarda John'un katliamlarıyla geçer. Sonunda Viggo ile teke tek mücadele eder ve onu öldürür. Son sahnede bir veterinerden ilaç alırken ordaki köpeklerden birini de alır ve film bu şekilde biter. Film kafa karıştırıcı bir kurguya sahip değildi. Basit bir kurgusu vardı. Bu kötü olduğu anlamına gelmiyor. Güzel olmuş bence. Görüntü yönetmenliğini beğendim. Aksiyon sahnelerinde kameralar güzel kullanılmış. New York'a yukarıdan yapılan çekimler baya iyiydi. Filmde en sevdiğim şeylerden biri de komedi unsuruydu. Özellikle Viggo karakterinin, John Wick'ten bıkmasını belirten sahneler komikti bence.
Eski bir suikastçinin bir olay yüzünden yeniden eski işine dönmesine neden olup bir intikam alma sürecine girdiği, senaryosu basit olsa da aksiyonuyla sevdiren bir yapımdı.
Filme verdiğim puan= 7,1
Eski bir suikastçinin bir olay yüzünden yeniden eski işine dönmesine neden olup bir intikam alma sürecine girdiği, senaryosu basit olsa da aksiyonuyla sevdiren bir yapımdı.
Filme verdiğim puan= 7,1
malesef sinemada izlemediğim için çok pişmanım.Bu filmi https://4kfullhdfilmizle.net sitesinden izledim.Daha sonraki serileri için sinemaya giderek izledim.Gerçekten muhteşem bir karakter ve büyük bir hikayeye sahip.Filme puanım 10 üzerinden 10.
Klasik aksiyon filmi kurgu gerçek kılınmaya çalışılmış ama çok da iyi değil kurgu bakımından. Filmden bahsedecek olursak
spoiler:
karısını yeni kaybeden ve ondan hediye gelen köpeğini zengin bir serseri öldürüyor. Ve buda onun peşine düşüyor ve tabi ki filmin sonuna doğru onu öldürüyor. Ancak bence saçma olan neden Marcus'u oğlanın babası öldürdü ki ? Sonuçta karşındaki adam john wick ve neden Marcus bu adamın evinin önünden geçer ki? Bana göre biraz daha iyi bir senaryo olsa 10 üzerinden 8 ama bu haliyle 5.
MODERN BİR CÜNEYT ARKIN FILMI... JOHN WICK POLAT ALEMDAR VARİ BİR SIKA SIKA TARZI BENIMSEMIS. KURGU COK ZAYIF HIKAYEDE BAGLAYICILIK FILMDE GERCEKLIK YOK AMA GUZEL AKSIYON SAHNELERIYLE IZLEMEYE DEGER OLDUGUNU DUSUNUYORUM.
" Değişen İnsan Değil Değişen Zamandır" John Wick adını çok duyduğum bir filmdi. Herkes övgüyle bahsediyordu filmden efsane , mükemmel, başyapıt gibisinden.Filmi birçok defa izlemeyi düşünndüm ama araya bir aksilik girmişti hep. 2 Film çıkmanın arifesindeyken ( bunu yazarken çıktı ) izleyeyim dedim. Film abartıldığı kadar yok ama yinede kötü bir film değil.Öncellikle filmin duygusal yanını tebrik ettim duygusal sahneler , Adamın köpeğe bağlanışı onun vintikamını alışı senaryo iyi bir senaryo . Ve filmde değişik konseptler var.Filmin aksiyon sahneleri başarılı tek sondakinin aşırı Matrix Revulationı hatırrlatığını söylemeliyim kapalı bir havada dövüşürken yıldırımlar çıkması vs. Otel konsepti çok değişikti.Klasik Aksiyon filmlerinden 1-2 adım ileride ama yinede klasik aksiyon filmlerindeki 1-2 aksiyon klişesi burdada devam etmekte . Abartıldığı kadar iyi değil ama bunu izleyeceğime Matrix serisini baştan sona izlesemde birşey kaybetmezdim. 7
- En son Beyazperde eleştirileri
- En İyi Filmler
- Basın Puanlarına Göre En İyi Filmler