Senaryosunu da...
Sakip karakterini de canlandıran Ertan Saban ile birlik de kaleme almasının yanı sıra...
İlk uzun metrajlı (debut) sinema filmini de çeken Ali Atay'ın yönetmen koltuğunda oturmak da olduğu "Limonata"; insanın içini ısıtan, bir "dramedy (drama comedy)" olarak geliyor karşımıza...
***
Gelin isterseniz...
13 Nisan 2015 tarihindeki dünya prömiyeri, İstanbul Uluslararası Film Festivali'nde yapılan bu filme, biraz daha yakından bakalım...
***
Manastır, Makedonya'da yaşayan...
Ölüm döşeğindeki eski TIR şoförü Suat (Zekir Sipahi)...
Yanına çağırdığı oğlu Sakip'ten, son arzusu olarak...
İstanbul'da, imam nikahı kıyarak evlendiği, Fatoş adındaki bir kadının dünyaya getirdiği...
***
Ama kendisinin...
Henüz bebekken terk ettiği ve o yüzden de...
Yüzünü dahi görmediği diğer oğlu Selim'i (Serkan Keskin) bulup, getirmesini ister...
***
Zira...
Ölüp gitmeden ondan, helallik almak istemektedir...
***
İşte...
Hal böyle olunca da...
Babasının emektar külüstür otomobiline atlayan Sakip...
Eline sıkıştırılan, TIR'cı kahvehanesi işletmecisi Ali Rıza'ya (Selahattin Bilal) ait eski bir adresle...
İstanbul'a doğru yola koyulur...
***
Çünkü...
Onun aracılığıyla Sakip'in...
Selime'de ulaşabileceği düşünülmek de...
***
Bu amaçla da...
Kaçakçılığa tövbe edip, bir cami de imamlığa başlayan Ali Rıza'ya ulaşmak gayesiyle Sakip...
Söz konusu, Fatih, Suriçi muhitindeki bütün camileri, günlerdir beş vakit boyunca...
Tek tek dolanıp, adeta iz sürmektedir...
***
Derken...
Çok geçmez ve Ali Rıza'yı bulan Sakip...
Ondan, kardeş olduklarına inandırmak ve alıp Manastır'a götürmek için ikna etmek de zorlanacağı...
Futbolcu Selim'in bilgilerini de alır...
***
Ancak...
Geleneksel üslubumuz gereği...
"Spoiler" vermek suretiyle, henüz seyretmemiş olanların ağızlarının tadını kaçırmak istemediğimiz için biz de kendi anlatımımızı...
Filmdeki tüm heyecanın start alacağı...
Burada noktalarız...
Dakika 30...
***
İki kardeşin...
İstanbul, Bulgaristan, Makedonya güzergahında gerçekleştirecekleri yol hikayesinin damgasını vuracağı filmin geride kalanında siz değerli sinemasever dostlarımızı; aradan geçen 10 yıla rağmen, her yeniden izleyişimiz de, aynı lezzeti almaya devam ettiğimiz...
80 dakikalık bir bölüm daha bekliyor olacak...
***
Emek verilerek ve benzeri bir örneğine rastlamanızın da asla mümkün olamayacağı; alışılmış "nesir" tarzının dışındaki, yüzyıllar içinde güzel Türkçemize yavaş yavaş sızarak eklemlenmiş Arapça, Farsça ve Avrupa kökenli sözcükler bütününe entelektüel taklaların attırıldığı...
"Irkçılık", "faşizm", "homofobi" ve doğruluğunun bilimsel olarak kanıtlanması imkansız bir metafizikten ibaret olan "inanç övücülük" yahut da "yericilik" içermediği için...
Ezberleri bozan "lirik" bir anlatım dili de benimsenmek yoluyla...
25 - 30 kelimelik Türkçe bilgi haznesinin ötesine geçilerek yazılmış, bir başka "özgün" yorumda yeniden buluşmak dileğiyle...
Keyifli seyirler,