Nosferatu
BEYAZPERDE ELEŞTİRİSİ
3,0
Ortalama
Nosferatu

"Hissi Eksik Bir Nosferatu”

Yazar: Onur Kırşavoğlu

"The Witch" ve "The Lighthouse" gibi iki başyapıta ve "The Northman" gibi başarılı bir tür örneğine imza atan Robert Eggers, bu kez sinema tarihinde sağlam bir yeri bulunan "Nosferatu" hikayesiyle karşımızda. Film, doğal olarak sinemanın ilk önemli yıllarına damga vuran F.W. Murnau yapımı "Nosferatu" ve onun da esin kaynağı olan Bram Stoker’ın "Dracula"sının bir uyarlaması. Başlıca rollerinde Lily-Rose Depp, Nicholas Hoult, Bill Skarsgard, Aaron Taylor-Johnson, Eggers’le daha önce harika bir işe imza atan usta oyuncu Willem Dafoe, Emma Corin, Ralph Ineson ve Simon McBurney’nin yer aldığı film, içerik olarak çok yeni bir şey vaat etmese de biçimsel anlamda Eggers sinemasından beklediğimizi alıyoruz.

Mistik genç bir kadınla ona aşık olan korkunç bir vampirin yıllara dayanan saplantısının gotik bir anlatısı olan "Nosferatu"nun bu versiyonunda da hikaye bir değişikliğe uğramadan peliküle aktarılmış. Yani bu "Nofeartu" için steril, risk almaktan çekinen ve garantiye oynayan bir senaryoya sahip desek sanırım yanlış olmaz. Elbette, biçimsel olarak Eggers'ın bizi kısa sürede etkileyen görsel yetkinliği ve atmosfer yaratma becerisi bütün ihtişamıyla mevcut. Beklentisi bu olanlar ya da orijinal hikayeyi hiç bilmeyenler için keyif dolu bir 2 saat 15 dakika onları bekliyor ama daha derinlikli, modernize ve daha çok derdi olan bir içerik bekliyorsanız hayal kırıklığı hanesine bir filmi daha ekleyeceksiniz diyebilirim. Buradan hareketle biçimsel yetkinliğe bir paragraf açmak gerekirse;

Eggers'ın filmleri, karanlık, gerçekçi ve bir o kadar da tekinsizliği artıran görselleriyle ön plana çıkar. Bu konuda daha önce de birlikte çalıştıkları görüntü yönetmeni Jarin Blaschke ve yapım tasarımcısı Craig Lathrop, "Nosferatu"da da hünerlerini konuşturmuşlar. Kaldı ki bu kez o tekinsizlik için en rahat oldukları alanı, korku-gerilim türünü kullanıyorlar. 1800'lerin Avrupası'nın tezahür ettiği sahneler çok etkileyici. Filmin şiddet içeren ya da korku yaratan sahnelerinde ise ışık ve gölge kullanımları harika. Nosferatu’nun yüzünün gizemi, gölgelerde yarattığı dehşet ve nihayet yüzünü gördüğümüz final sahnelerinde tek değişiklik belki ışık kullanımı ama hepsinden ayrı bir tat almak mümkün. Senaryonun gidişatına ışık oyunlarıyla adapte olabilmek büyük başarı.

Vampir filmleri günümüzde tamamen erotizm sosu ve pop kültür oyuncularla dolup taştı ama bu bakışın zaten ilk ayak izleri 1922 yapımı orijinal filmdi. Tutkulu bir aşk ve bunun saplantılı bir hale bürünmesi o filmin odak noktasıydı. Bu filmde de iki farklı aşk tüm hassasiyetiyle karşımızda. Birbirlerini çok seven ve bir an bile ayrı kalmak istemeyen sırılsıklam aşık iki genç ve saplantılı bir şekilde, yıllara yayılan bir güçle bunu devam ettiren korkutucu bir vampir. Bu filme belki de tamamen bir aşk filmi gözüyle bakanlar olacaktır. Bu tercih biraz olsun eksikleri ve hissiyat eksikliğini de kapatma imkanı verir. Bu noktada eril bir bakışla kotarılan Nosferatu karakteri ve onun bu bakışının kendisine ölümü getirmesi insanları ikiye bölebilir. Bu noktada Ellen karakteri ve onun kadınlığını kullanış şekli, itaatkar tavrı ve ölümcül kadın Lilith’e benzeyen okumaları da başka tartışmalara yol açabilir. Bütün bunların ışığında, estetik başarıya rağmen filme dair yapabileceğimiz en büyük eleştiri hissiyat zayıflığı olacaktır. Korku, aşk, dini ritüeller, veba ve bunların getirdiği hiçbir şey izleyiciye tam olarak geçmiyor. Karakterlerin evreleri de aynı şekilde çok soğuk ve yapay duruyor. Bazı detayların çok aceleye gelmesi ve olayların hızlıca gelişmesi buna ışık tutuyor. 1922 yapımı orijinal filmde olan bazı ayrıntılar bile yok edilmiş ve yeni film bırakın yenilik getirmeyi eksik bile kalmış. Bunda oyunculuk performanslarının dengesizliği de elbette etkili olmuş ama esas sorun yine senaryo zaafiyetiyle açıklanabilir.

Lily Rose-Depp iyi bir performans sergilemiş. Bill Skarsgaard da iyi ama korkutucu olamayan bir noktada duruyor. Kazıklı Voyvoda benzerliği var ama aynı zamanda bir western kötü adamı gibi duruyor. Diğer oyuncular ise rolün hakkını verse de etki bırakmaktan biraz uzak. Willem Dafoe, benzer bir rolde karşımıza yakın zamanda çıktığı Poor Things performansının yanına yaklaşamıyor ya da biz çok kısa sürede izlediğimiz için etkilenemiyoruz. Kısacası, filmden biçimsel yetkinliği çıkarınca geriye pek bir şey kalmıyor. O yetkinlik için isimlerin hakkını yazının başında teslim etmeye çalıştım. Toparlamak gerekirse; İlk filmin kopyası olan ama Eggers dokunuşlarıyla esetetik fark yaratan bir film var karşımızda. Orijinal filmi izlemeyenler için etkili olabilir ama meseleye vakıf izleyiciler ve Eggers sinemasını iyi bilenler, "Nosferatu"yu yönetmenin filmografisinin son sırasına koyacaklardır. Şu notu da düşmem gerek; Ne olursa olsun izlenmeyi ve özellikle sinema salonunda izlenmeyi hak eden bir film "Nosferatu".

Onur KIRŞAVOĞLU

Daha Fazlasını Göster